Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Uğurlarken yine bir Ramazan’ı ve “Kadr”ini

İnsan ömrüdür bu. Akar gider su misâli.

Günler, haftalar, aylar ve yıllar…

Sonra bir gün, bir gece, bir saat ve son an…

Rabbimiz bu son ânımızı güzel eylesin!

Bütün çalışma bunun için aslında. Kâmil bir imanla Allah’a kavuşmak…

Ramazanı uğurlarken neler gelmiyor ki aklımıza!

Tatlı günlerdi deriz hep. İbadetin dolu dolu yaşandığı günler. Rahmet, mağfiret ve âzâd günleri. İlk onu rahmet, ikinci onu mağfiret ve üçüncü onu cehennemden âzâd günleri. Sonu ise Cennet Bayramı…

Ey Ramazan! Nasıl da bereket dolusun! Kardeşlik, sevgi ve şefkat dolusun. Açların doyduğu, gönüllerin kandığı günler. Sonuna doğru ise bir ömre bedel bir gecen var senin:

“Şüphesiz, biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen ne bileceksin! Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner. O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.” (97 Kadir Sûresi)

Allah’ın (cc) sonsuz ikram ve ihsanına bakın! Hayret verici değil mi? Bir gece ki 83 yıl 4 ay.

Hadis-i Şerifte de şöyle müjdelenir:

“Kadir gecesini, kim sevabına inanıp onu kazanmak ümidiyle ihya ederse, geçmiş günahları affedilir.” (Buharî, terâvih 1, Müslim, müsâfirîn 174; Ebû Dâvud, Salât 318; Tirmizî, savm 83.)

Tabii sadece o geceyi değil, Ramazanı ihya etmeli ki bu büyük lûtfa ulaşılsın. Zaten o aslında, son on günde saklı değil mi?

Meleklerin gölgesinde olmak.

Ne büyük mana bu…

Onlarla birlikte zikretmek Mevlâ’yı.

Ne eşsiz bir servet…

Selâm ve berekete nail olmak.

Ne sonsuz bir lûtuf!

İNSANLIK DİNİ

İslâm, insanlık dinidir gerçekten. Kurtuluşu ondadır insanlığın. Allah’ın bizim için seçip beğendiği din! “Şüphesiz Allah (cc) katında yegâne din İslâm’dır.” (Âl-i İmrân 19)

O, hayattır yaşayanlar için. O, kurtuluştur ebediyyen.

Bu hakikati kavrayanlar kurtuluşa ermişlerdir. Namazı, orucu, zekâtı, haccı; her birisi ayrı bir servettir. Bu servetin farkında olmadan yaşayanlar, asla yaşamış sayılmazlar. Sonları hüsran, acı ve ıstıraptır.

Peygamberler Allah’ın seçtiği en şerefli kimselerdir. Onlar insanlığı Allah’a, doğruluğa ve hakkaniyete çağırmışlardır. Onları takip eden insanlar da derecesine göre kıymete haiz kişilerdir. Yüce Rabbimiz bu gerçeği Kur’ân-ı Kerim’de şöyle belirtir Peygamberimiz (sav)’in şahsında;

“Kim Allah’a ve Rasûlüne itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddîklar, şehidler ve salihlerle beraber olacaklardır. Bunlar (onlar için) ne güzel arkadaştırlar.” ( 4 Nisa 69)

İşte son din ve O’nun kutlu elçisi Hz. Muhammed Mustafa (sav)! O’nun bıraktığı Kur’an ve Sünnet dimdik ayakta.

Ama ne acıdır ki, onun içinde görünüp haince vuranlar var ardından. Hani sağdan da yaklaşırmış ya şeytan! Şu mübarek günlerde hem de.

Ya Teravih namazına karışırlar, ya imsak’a ya da kadınların hükümlerine. Sanki çok bilmiş gibi. Onca hadisler, sahabe kavli ve müctehidlerin içtihadı varken kafaları ve gönülleri bulandıranlar, acaba nasıl hesap verecekler Allah’a?

Rabbimiz ayaklarımızı kaydırmasın!

“Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Şüphesiz lûtfu en bol olan sensin!” (3 Âl-i İmrân 8)

DİNİ BAYRAMLARIN HAYATIMIZA KATKILARI

Bayramların sevinç günleri olduğu gerçeğinden hareketle yola çıkarsak, mes’eleyi düşünmemiz daha kolay olacaktır.

Gerçekten de sevinç duyduğumuz, huzura kavuştuğumuz, hatta milletçe kucaklaştığımız bugünler bizim için çok büyük önem arz eder.

Hz. Peygamber (sav) Efendimiz’in Mekke’den Medine’ye hicret ettikleri zaman orada gördükleri neş’e ve sürûr günlerini, “bunlar nedir?” diye sorduktan sonra, “bugünler bizim sevinç ve neş’e günlerimiz ya Rasûlallah!” demeleri üzerine Efendimiz’in (sav); “Allah (cc) size bunlardan daha hayırlı iki bayram günü vermiştir. Birisi Ramazan, diğeri de Kurban” diyerek müjdeledikleri bugünler, biz inananları büyük bir mutluluğa kavuşturuyor. Allah’a hamd ediyoruz ki böylesine eşsiz güzellik ve özellik arz eden bugünler, aynı zamanda dayanışmamıza da katkılar sağlıyor.

Mesela Ramazan günlerine bakacak olursak, onun manevi havası, gönül ve beden âlemlerimize getirdiği huzur, sükûn ve haz ile birlikte, toplum hayatımıza da aynı kazançları getirmektedir. Dolayısıyla fert ve toplum olarak büyük bir kârın içerisine girmiş oluyoruz. Bunlar dünya hayatının getirileridir ama bununla kalmayıp daha nice kazançlarla birlikte, aynı zamanda âhiret kazancını da getiriyor hepimize. Sonra bayram yapıyoruz. Adeta cenneti kazanmanın bayramını. Zira Allah’ın Rasûlü (s.a.v.) Efendimiz’den öyle güzel mesajlar alıyoruz ki, onlar bizlerin tertemiz bir hale gelebileceğini ve cenneti hak edeceğimizi haber veriyor. O bir ayın kazancı içerisinde bir de “bin aydan daha hayırlı” olduğunu bildiğimiz Kadir Gecesini de ihya edince, nûr üzerine nûr oluyor Elhamdülillah.

Dargınların barıştığı, soğuklukların sıcaklığa dönüştüğü, lokmaların paylaşıldığı bu manevi atmosfer gerçekten ne güzeldir. Bunu ancak iman lezzetini tadanlar bilir. Bunun dışında olanlar anlamaz. Bunun için ileri-geri konuşurlar. Eh, ne demeli! Allah hidayet versin. Acımak lâzım onlara.

Saydığımız ve sayamadığımız nice katkıları olan bayramlarımız, bize asıl cennet hayatının bayramlarını hatırlatmalı. Ama oranın bayramı her gün, her an. Ya cehennem! Oranın da acısı ve hüznü her an. Rabbimiz bizleri korusun! Yatırımını şuursuzca yapan ve nereye gideceğini düşünmeyen ehl-i gafleti de uyandırsın. İnşallah bu gerçekleri kavramak hepimize nasip olur.

Bu duygu ve düşüncelerle bayramlarınızı tebrik eder ve daha nice güzel bayramlara Ümmet-i Muhammed’in huzur ve başarıları içerisinde kavuşturmasını Rabbimizden niyaz ederim.

SEN GİDERKEN EY RAMAZAN!

Ramazanlarımız!

Hüzün günlerimiz çoğu zaman!

İslâm coğrafyası kan ağlarken…

Âh Ramazan âh!

Yakıp gidiyorsun yine bizi…

Günahları yaktığın gibi…

Ufuklar kararıyor sanki sen giderken…

Gönüller hüzünleniyor…

Yine alıp götürdün ömrümüzden bir parçayı…

En güzellerinden “bin parçayı”…

Ne eyledik seninle bilmem ki!

Bilebildik mi acep “Kadr”ini?”

Gidiyor ömür, durmuyor hiç!

Bu kalp bu bedende bir hiç!

Hiç, yokluktur; hüzündür bazen…

Bazen özlemdir; O Yüceler yücesi Sahibimize…

Geldiğine gitmek diler ruhlar bazen…

Sınırlıdan sonsuza…

Âh ayrılık, âh ayrılık rüzgârlarının estiği dünya!

Nasıl da kedersin çoğu zaman!

Yârden ayrı tutan!

Sensin hüznümüzün asıl sebebi,

Kamışlıktan koparılan ney misâli,

Hep ayrılık iniltileri geliyor içimden…

Serzenişler çıkar bazen gökyüzüne;

“Refik-i A’lâ” özlemiyle!

“Yüce Dost” terennümüyle…

***

Âh Ramazan!

Yine götürdün acılarıma ve hüznüme…

Senin ayrılığın, asıl ayrılığımı hatırlattı…

Sen, özlem dolu olduğun için!

Yüreğimi dağladın yine…

Bu yıl sanki daha fazla!

Bir bir geçiyor sahneler gözümün önünden,

Sen giderken acılarımla…

Bir gözyaşı coşkusuyla…

Gün olup kavuşacağım Yüce Dost’a,

Ama ne diyeceğim bilmem!

Bildiğim tek şey varsa o da,

Ümidimi kesmem!