Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

“Ulur aya karşı kirli çakallar!”

Bilirsiniz, “Çakallar puslu havayı sever!”.

Neden?

Çünkü onların kurnazlıklarına, hilelerine, saldırıp parçalama isteklerine, yağmalama talan etme gayretlerine en uygun zemindir puslu ortamlar.

Çakallar(!) aydınlığı sevmez. Onlar gece karanlığının gizemli saldırganlarıdır ve ışığa düşman vahşi yapılarıyla avlanmaktan başka gayeye hizmet etmeyi bilmezler.

Çakallar(!) için, puslu havayı sevmek kadar pusuda bekleyip vur kaç yapmakta marifettendir.

Koyu siyah gökyüzünde ay doğduğunda, yeryüzü karanlığa rağmen ayın şavkıyla ışığa kavuştuğunda huzursuz ve kaygılı biçimde başlarını havaya dikip ulurlar. Bu ahvalleri onların fıtri ve var olma serüvenlerince haklı özelliğidir ki, kendi familyaları içinde övgüye değer bir gücün işaretidir de aynı zamanda.

Bir kuyruğa sahip olmaları ve hayvanat familyasına mensubiyetleri onları hayra ve hakka dair mesuliyetten azat ettiğinden puslu havayı sevmeleri ve pusuda vur kaç yapma eğilimlerini anlamak kolaydır.

Fakat bir de, tüm bu aidiyet ve fıtri kotlara sahip olmayan, hatta vebal gibi bir mesuliyet taşımadıklarından imtihan noktasında yüksek konfora haiz olan çakallara taş çatlatacak, insan familyasından kimileri vardır ki, bize “bu ne büyük kuyruk acısı” dedirtir ve anlama kapasitemizi zorlarlar.

Yazıma çakallara dair betimlemelerle giriş yapışım Jean de La Fontaine’nin fabllarına öykündüğümden değil. Ancak, başında, Anadolu kadınının rikkatini, şefkatini, naifliğini, hayasını, inancını, fedakarlığını, oyasıyla duygu dünyasının zenginliğini, hasretini, vuslatını, kalbi şarkılarını temsil eden tülbent olduğu halde ekranlarda bir kadını ulur iken görünce örtünün de örtemeyeceği vahşilikteki tutarsızlığı izah edebilmek için çakallara(!) dair bu girizgaha ihtiyaç duydum.

Bir kadının fıtratına ve Anadolu insanının tülbent hassasiyetine yakışmayacak bu ahval, gayeden, birlikten, beraberlikten uzak ferdi menfaatlerin insani ve milli hassasiyetlerin önüne geçebilecek kadar güçlü kurnazlığından söz ediyor bana.

Öte yandan, dünya saadeti(!)ni tercih edip ukbanın hesabından vazgeçerek, var olanı yıkarak, haçlıların kapısında para dilenerek ve bu milleti borç boyunduruğu ile yönetmeye talip olanların akıl tutulması yaşadıklarını düşünüyorum. Dışarıdan para talebinde bulunma gafletine düşeceklerini aklım almadığından, bu ve benzer cümleleri söylediklerine değil söylettirildiğine(!) inanmaktan da kendimi alamıyorum.  

Çokça seçim geçirmiş, iktidar görmüş, askeri darbelerin ceremesini çekmiş bir millet olarak kuzuları, kurtları ve çakalları ayırabilecek tecrübeyle kalite yoksunu, seviyesizlik ve tutarsızlık sembolü muhalefet adaylarını izledikçe şairin aşkla söylediği “ulur aya karşı kirli çakallar” dizesindeki sancıyı ta içimde hissediyorum.

Benzer bir aşkla seviyorum vatanımı. Ve aziz milletimizin yaptığı siyasi tercih ile karanlığı son 15 yıldır deldiğine inanıyorum. Artık karanlıkları dolunay aydınlığı ile ışıtan bir Türkiye var.

Cumhur ittifakına muhalefet eden, vatanın, devletin ve milletin aydınlığından huzursuzluk duyan adayları ekranlardan seyrederken, “Kişi dilinin altında saklıdır!” düsturunca okuma yapmamız gerektiğini düşünüyorum.