Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Uluslararası ilişkilerde mertlik ne zaman bozuldu?

Kurguladıkları çağın ilmi siyasetinde yapıp “ben yapmadım” demek var. Hedefe ulaşmak için proksi savaşlar üretip sivilleri kan deryasında boğmak var. Maşa kullanmayı pek seviyorlar. Kukla yöneticiler, gaddar diktatörler olmazsa olmazları. Söz verip “ne zaman söylemiştik” demek çok sıradan onlar için. Yalan söylemek zaten doğaları gereği benimsedikleri bir pratik. Olanı farklı gösterme çabası ise; Türkiye gibi gerçeği suratlarına vuran bir ülke karşısında zorlandıkları, onlar için korkunç bir durum.

Ülkemiz siyasetçileri için ise ülkeler arası ilişkilerde tarihsel açıdan böylesine netameli ve yanar-döner bir döneme denk gelmek pek talihsiz bir durum. Ülke olarak diplomasi veya uluslararası ilişkilerde hakim olan bu tarza ayak uydurmaya çalışmak gerçekten zor. Çünkü biz dürüstlüğü ilke edinmiş insanlarız. Siyasette de inandığımızı ortaya koyar sonuna kadar savunuruz. Fakat diplomasi şu çağda çok farklı işliyor. O nedenle çağın siyasetinin diplomaside pratize edilme tarzı seyirlik malzemeler veriyor bizler için… Bazen komik, bazen kışkırtıcı, bazen çileden çıkarıcı…

DÖNEN OYUNLARIN FARKINDAYIZ

Yazının başında ifade ettiğim akıl oyunlarının en barizi hemen güneyimizde gerçekleştiriliyor. Yapıyor, “ben yapmadım” diyor.

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, “ABD’nin, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) 25 Eylül’de yaptığı tek taraflı referandumu tanımadığını” açıkladı.

İsrail’in desteğiyle gerçekleşen gayrimeşru referandumu ABD hiç desteklemeMİŞ! Şimdi de “tanımıyoruz” diyor.

ABD, iki adım ileri bir adım geri yaparak tansiyonu çok da yükseltmeden hedefine ağır ve istikrarlı bir ilerleyiş stratejisi izlemekte.

Uluslararası arenada zamana yayılan bir oyuna hep birlikte şahitlik ediyoruz.

Zamana yaydırılan çok yönlü bir planın parçaları gördüğümüz…

İstenen parçalarla meşgul olup resmin bütününü kaçırmamız. Son iki yüzyılda o kadar şeyi kaçırdık ki artık toplumların böyle bir lüksü yok. Çünkü Batı’nın kurduğu “uygarlık” halklara yaşam hakkı tanımıyor. Kimlikleri önce silikleştiriyor ardından yok ediyor. Sömürge zihniyetinin asimilasyon politikalarında eriyip gitmemek için bölge halkları sen Kürt’sün, ben Arap’ım diğeri Türk veya Acem demeden önce kadim hikâyelerini hatırlayarak gündelik düşünmekten sıyrılıp yarına sahip çıkmak zorundalar.

TÜRKİYE’NİN ’YENİ AKLI’

Türkiye’nin ‘yeni aklı’ işte bu saiklerle olaylara, olgulara ayrıştırıcı değil kuşatıcı bakmakta.

Türkiye gündelik kavgalarda boğulmak yerine geleceği kurmanın peşinde. Hem de uzunca bir zamandır.

Türkiye’nin ‘yeni aklı’ dediğim Adnan Menderes ile “yeter söz milletindir!” sözüyle başlayan, Özal’ın ‘çağ atlama’yı hedefleyen politikalarıyla devam eden, Necmettin Erbakan paradigmasıyla medeniyet köklerine kavuşan bir süreç, bir olgudan bahsediyorum. Bugün bu aklın son on yıllara damga vuran ismiyse Recep Tayyip Erdoğan.

Lideri, siyasetçisi, akademisyeni, gazetecisi, sivil toplumcusu, çaycısı, kaportacısı, manavı, bakkalı, öğretmeni, doktoru…

Dönen oyunların farkındayız.

İşte bu farkındalık birilerinin fena halde canını sıkıyor, işini bozuyor-bozacak!