Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Üniversite, fikir ahlâkı, zeytin dalı

Üniversiteler devrin ahlâk(sızlık) masalarıdır. İnsan nefsinin kronik hezeyanlarına gitmesin hemen zihinler. Gençliği en hassas noktasından vurup; ruhen ve cismen cevherini kurutan, aklını ve kalbini karartan, onu gaflet deryasında boğan, modern dünyada sefil bir caka satma malzemesi olan hedonist yaramazlıklardan bahsetmiyorum. Herkesin yaşayışı kendine.

Kadrajı fikir planına, zihin mefkûresine odaklıyorum.

Fikirlerin gayrimilli unsurlara pazarlandığı, ilmin ve irfanın âlüfteleştiği kirli bir masa… Fikrinin ırzına sahip çıkamayan, eğitimcisinden öğrencisine yontulmaya, deşilmeye gebe bir ucuz cemiyet… Bugün, bütün işleyişiyle akademi budur.

(Düzene ayak uydurmayan, gençliğe has hakikatleri şırıngalamaya çalışan eğitimcilerimizi ve bu hakikatleri hücre hücre emmek gayretinde bulunan öğrenci kardeşlerimizi bir kenara koyuyorum.)

“Zeytin dalı”; yerli ve milli bir nizama, uluslararası politikaya yön verici bir geleceğe, mirasını yeşerteceğimiz bir mazi telakkisine uzatılmaz bu masada. Aymazlığa, ihanete, kimliksizliğe uzatılır. Fikrin, düşüncenin, bilginin namusu yoktur burada. Askerlik çağı gelmemiş ergenlerle, onları eğiten bilmem kaç diploma sahibi dinozor kafalar aynı türküyü mırıldanır çoğu zaman. Özgürlüğün türküsüdür bu. Esarete isyandır. Melodisi, aklın en keşfedilmemiş notalarıdır(!) Öyle üstündürler yani, lafta…

Neyin özgürlüğü?

Hangi esaret?

Kimin aklı?

Özgürlük; derslik niyetine terörist karargâhları inşa etmek midir? Amfilerde yankılanan fikir terörizmine sessiz kalıp, akademik ve sevimli ambalajlarla gençleri teröre, hıyanete teşvik etmek midir?

Esaret; devletin kartografi ve ruh sınırlarını muhafaza etmeyi ana maksat bilmek ve bu nispette mücadele etmek midir? Esarete isyan; bu mücadeleyi verenlere muazzam bir sığlıkla “yandaş” etiketini basıp, üstüne kibirle aşağılamak mıdır? Direniş dedikleri afili bayağılıklar; modern putlara perestiş edip, topyekûn mukaddesat karşısında birleşerek, rutin tetikçilik ayinleri tezgâhlamak mıdır?

Akıl, akademi salonlarında emperyalizme kin gevezelikleri kusan, icraatta ise sömürgeci aklına şeksiz biat edenlere mi mahsustur? Yahut akıl; alından topuğa oryantalist bir iskeletle, körpe zihinlere Batı kodlarıyla süslü entelektüel yükleme yapabilme kabiliyeti midir? Ya da ne bileyim; mesela, Afrin zaferine binaen arkadaşlarına lokum dağıtan bir takım şuurlu üniversite öğrencisine şuursuzca tekme tokmak dalmak mıdır şu akıl dedikleri? Toplu taşımada, sırf başörtü takıyor diye bir kadını darp edip, suratına tükürüp, ona hakaret etmek midir? Kendi hudutlarını korumak bir yana, sivil halkı da büyük hassasiyetle terörün kucağından çekip alan bir devleti; katil yaftası vurarak faşizm ile suçlamak mıdır?

Üniversitelerin, “bilim, akıl ve özgürlük” diye diye varabildikleri son nokta bu mudur?

Üniversite nedir ve ne doğurur? Vazifesi, topluma salınmak üzere rahminde ahmak yığınlar yetiştirmek midir?

Sorular çığ gibi büyüyebilir. Ve yine üniversite kavramı içinde farklı alanlara yayılabilir.

Şu veya bu, toptan; doğru sorulmuş sorulara verilecek doğru cevaplar, mühim ve yakıcı bir problemin kabulüdür. Ve problemin doğru okunması, köklü değişikliklerin zaruretine ve bu hususta ihtiyaç duyulan fiilî girişimlere delalettir.

Devlet erkânı da bu problemin pek tabii farkındadır!

O zaman son soru devlet erkânına olsun:

Peki, gereken ne zaman yapılacaktır?