Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Varlık içinde yokluk çekmek ya da varlıkla imtihan

İmkânlarımız artıkça imtihanımız zor olmaya başladı. Azken paylaşır, yokken şükrederdik. Şimdi her gün yeni ihtiyaçlar ortaya çıkarıyor ve onlar için tedbirler alıyoruz.  Tedbirler yeni yeni tedbirleri gerektiriyor ve bu kısır döngü bir sarmala dönüşüyor. Eşyalarımız azken biz onlara hükmediyorduk çokken eşyalar bize hükmetmeye başladı. Eşyaların ihtiyaçları bizim ihtiyaçlarımızın önüne geçti. Artık onlar için yaşamaya başladık.

Teknolojiye yenildik.

Ekonomiye yenildik.

Çevremize yenildik.

Nefsimize yenildik.

Sokaklarımız arabalardan geçilmez hale geldi. Hiç arabamız yok iken çarşıya iner, insan içine karışır, hal hatır sorar, yarenlik ederdik. Araçlar sokaklarımızı işgal ettikleri gibi zihinlerimizi, bedenlerimizi de işgal ettiler. Artık bakkala gitmiyor markete arabamızla ulaşıyoruz. Cebimizde plastik kartlar var, limitlerini bilmiyoruz. Rafların önünde hızla koşuşuyor bizden önce birisi almasın diye ürünleri sepetimize affedersiniz arabamıza dolduruyoruz. Büyük büyük poşetlerle apartmanlardaki inlerimize affedersiniz dairelerimize taşınıyoruz. Komşularla asansörde karşılaşıyor ya selam veriyor ya da sessizce kendi “yüksek katımıza” çıkmak için bekliyoruz. Kapılarımızı sıkı sıkı kapatıyor getirdiklerimizi afiyetle yiyor televizyon karşına geçerek daha neler yememiz, neler giymemiz konusunda sıkı tembihatlar alıyoruz. 

Her akşam saatlerce seyrettiğimiz idolümüzün affedersiniz putumuzun bize tarif ettiği hayat biçimini taklit etmek için elimizden geleni arkamıza koymuyoruz.  Önceki hafta aldığımız mor olan ceketimizin modası geçtiğini öğreniyor yarın kırmızısını nereden alabileceğimizin hesabını yapıyoruz. Televizyonda 3. saatte ara verilen dizinin reklam bölümünde kırmızı ceket ilanları imdadımıza yetişiyor. Zaten idolümüzde o nedenle geçen hafta mor bu hafta kırmızı ceket giymişti. Programın sonunda karınca duası gibi akan yazılar arasında kırmızı ceket markasını göreceksin sakın ne tesadüf deme!

Dizi seyrederken bir elimizle çekirdek çıtlatıp diğer elimizle cep telefonumuzda sanal âlemde, sosyal medyada başkalarına insanlık dersleri vermeyi unutmuyoruz. Birilerinin uydurduğu mesajların altına meşhur birinin imzasını atarak ne kadar bilgili olduğumuzu ifade etmekten geri durmuyoruz. Mesajlarla başkalarının yardımsever, merhametli, adaletli ve ahlaklı olmaları için tıklama yarışına giriyoruz. Kendi halimize bakmıyor Hasan Dağı’na oduna gidiyoruz.

Cep telefonlarının bilmem kaçıncı versiyonu için aylar önceden sipariş veriyoruz. Bir önceki versiyonu kot pantolonumuzun arka cebine markası görünecek şekilde yerleştiriyoruz. Kullandığımız yeni markayı sağ ön cebimize, taşınabilir şarj aletini sol cebimize yerleştiriyoruz. Teknik anlamda çok donanımlı, kuvvetli hale geliyoruz. Yaşasın çağdaşlık!

Marketlerden şık ambalajlarla eve taşıdığımız fabrikasyon ürünleri yiyor, kilolarımızı artırıyoruz. Kilolarımız arttıkça ihtiyaçlarımızda artıyor. Bir yıl önce giydiğimiz gömlek ya da pantolon üzerimize olmadığı için yenilerini alıyoruz. Zaten aynı bedenden onlarca gömleğimiz, pantolonumuz var. Olsun ekonomi tüketimi artırarak büyür demiyor mu ekonomi uluları. Daha çok tüketmeliyiz, daha çok… Yedikçe iştahımız artıyor, iştahımız arttıkça yiyoruz.

Evlerimizdeki eşyaların büyük çoğunluğunu kullanmıyoruz. Zenginliğin göstergesi eşyaların çokluğu değil mi? Yıllarca kullanmadığımız bir koltuğu artık modası geçti diye değiştirerek çağdaş hayata ayak uyduruyoruz. El âlem uzaya gidiyor biz yaya mı kalalım?

Sakın yanlış anlamayın bütün bunları yoksulluğa övgü dizmek için yazmadım. Varlık içinde yokluk çekmeyelim, eşyaların esiri olmayalım diye bir hatırlatmada bulundum. Bilmem yanılıyor muyum? Bu anlattıklarım senin, benim, bizim hikâyemiz değil mi?