Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Vazgeçmek ne kadar kolay, sen kolay olanı seçtin

Cânım kâri, şikâyet etmekten de edilmesinden de ve hatta bunun bir rutin haline getirilmesinden de hiçbir zaman hoşlanmadım ben. Her olanın bir kusurunu araştıran ya da gayriihtiyari her zaman kusurlu tarafını gören ve bunu belki de kendine bir hayat felsefesi olarak bilen insanlardan her zaman uzak durmak bana daha yakın geldi. Bunu düşünerek ya da bile isteye yapıp yapmadığımdan emin değilim. Ama şunu biliyordum ve halen dahi biliyorum ki devamlı şikâyet eden, şikâyetçi olanlar şikâyet ettiklerine sebep olanlardır.

Hayatta kolay olan herhangi bir başaranının olduğuna asla inanmadım ben. Feragat edilmeden, gayret gösterilmeden ve çilesini çekmeden bir menzile varılacağını, başarılı olunacağını hiç kabul etmiyorum ve bunun örneğini de hiçbir zaman görmedim.

Son zamanlarda fark ettiğim ve benim fark ettiğimden çok daha eski olduğunu bildiğim bir tavır var etrafımda; kolaycılık. Kolay yoldan ve kestirmeden olacağına inanıyor insanlar pek çok şeyin. Etraflarında başarılı olan, bir şeyleri kazanmış ve bir yerlere ulaşmış insanların bunları çok kolay yaptığını zannediyor ve buna göre hesaplar kuruyorlar. Ne acı! Oysa ne çok insan gördüm bu kadar kısa bir zamanın içinde ki kolayca kazandığını kolayca kaybeden. Sabun köpüğü gibi şişip aniden patlayıverenleri çok fazla gördüm ve görüyorum.

Pek çok yerde ve pek çok kere anlattığım bir kıssa var ve çok bilindik çokça da anlatılan bir hikâye ama yeri gelmişken anlatmakta fayda var.

Şeyhin birinin yanına gençten ve tecrübesi az bir talebesi gelip şikayetlenmeye başlamış.

-“Efendim” demiş bıkkın bir halde “Bu tasavvuf ilmi, bu aşk yolu bana çok zor geldi. Onca zamandır bu kadar çile ve acı çekip de bir menzile varamadım. Bu aşk vadisinde benim gideceğim yol yok. Bu kadarı bana çok acı geldi, gayri dayanamıyorum. Ben vazgeçeceğim efendim.”

Şeyh talebesini dikkatle dinlemiş evvela. Bir vakit sükût ettikten sonra yanında diz kıran talebesinin gözlerinin içine tebessümle bakıp;

-“Eyvallah evlat” demiş “Lakin vazgeçmek kolaydır. Kolay olanı seçmek de kolay. Asıl mesele zor olanda sebat etmektir. İşte o vakit bu menzilde yol alırsın. Yoksa unutulur gidersin evlat.”

-“Nasıl yani efendim?”

-“Bak evlat, bu menzilde onca çile çeken lakin bir kez ah etmeyen sonunda mecnun diye anılan Kays’ı tanırsın değil mi?”

-“Elbette tanırım efendim. Onu kim tanımaz!”

-“Peki onca yokluk içinde asıl varlığa ulaşan Beyazıt Bestami’yi de tanır mısın?”

-“Hiç tanımaz olur muyum! Tanırım elbet.”

-“Eyvallah. Peki bu yolda gayret eden bir Bağdatlı Hasan vardı. Onu tanır mısın?”

Bir zaman düşünmüş durmuş genç talebe. Hatırlamaya çalışmış olmamış.

-“Yok efendim” demiş biraz mahcup “tanımam”

-“Tanımazsın elbet” demiş şeyh “çünkü o vazgeçmişti”      

İşte tam da bunun için vazgeçmek kaybetmektir ve biz ne şikâyet edebilir ne de vazgeçebiliriz. Bize düşen gayrettir, gerisi Allah Kerim…