Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Ve anlamadılar…

İnsan kendini birilerine anlatmak için mi yaşar kâri? Yani her vakit yeniden ve yeniden izah etmeye çalışmalı mıdır kendisini? Hayat denen sır bu mudur yani? Ya da buna vakti var mıdır ki insanın? Bence bu sorunun cevabı, hayır olmalı. Zira insan kendini bile anlayamaz bazen. Aslında çoğu zaman anlayamaz kendini. Anlayamadığını nasıl anlatacak ki insan?

Anlatmak zorunda mıdır anladıklarını? Ya da anlaşılmaya mecbur mudur ki? Hiç zannetmiyorum. Zira ben ne zaman birilerine anlatmak istesem kendimi her vakit anlaşılmaz bir şeyler buldum. Anlaşılmıyordum. Herkes kendini anlatıyordu. Ben kendimi söylüyordum bir başkası kendini… Ve çok zordu birine kendini anlatmaya çalışmak. İşte o zaman vazgeçtim ben. Hem de öylesine değil. Gerçekten bir vazgeçişti bu. Madem anlaşılmıyordum anlatmak da boşunaydı o zaman. Ve benim boşa harcayacak zamanım yoktu. Zira insandım ve mahdut bir ömre sahipken bu denli fazla vakit harcayamazdım bir başkası beni anlasın diye. Ve vazgeçtim.

Yazmak kendini anlatabilen adamların işi değildir. Yazmak anlaşılmayanların işidir. Derdini anlayan, kendini dinleyen ve anlaşılan adamın ne işi var yazmakla. Hem böyle bir hal ne büyük bir saadet!

-“İnsan çok lakin anlayan azdı ve ben yazmayı seçtim” dedi adam başını eğdiği yerden kaldırmadan. Masanın başında oturuyor ve hepimize bir şeyler anlatıyordu lakin sanki zorla yapıyordu bunu. İstemiyor ama mecbur bırakılıyor gibi.

Akşamın bu vaktinde ne zorlukla gelmiştik oysa buraya. Yazdığı kitapları okumuş, hayran olmuştuk bu adama. Yazarken ne kadar samimi ne kadar içten ve ne kadar gerçekçiydi. Ama işte şimdi karşısında bekleyip yaklaşık otuz kişiyle birlikte bu kütüphanenin içinde dinlediğimiz adam kitaplarını okuduğumuz o adamla aynı kişi miydi?

Ve işte tam da böyle başladı konuşmasına. İnsanlardan yazmaya kaçtığını söyleyerek. Hiç kimsenin yüzüne bakmıyor ve sanki kimse yokmuş gibi davranıyordu. Bilerek mi böyle yapıyordu bilmiyorum ama sanki kendi kendine konuşuyor ve kendi dinliyor gibi bir hali vardı.

Derin birkaç öksürükten sonra devam etti konuşmaya;

-“Kaçtım bir çeşit. Yazmak kaçmaktır benim için. Başkalarından kendine kaçmak… Ömrüm birilerine kendimi anlatmaya çalışmakla geçti. Ve anlamadılar…” dedi.

Şimdi bütün bunları okurken “Ya kardeşim birkaç gün sonra seçim var, senin yazdığın konuya bak!” diyenler olacaktır. Ama ben kendime bir gündem oluşturuyorum diye çok evvel beyan etmiştim. Hem seçimle ilgili düşüncemi de “Seçim var namazı evde kılalım” başlıklı yazımda söylemiştim. Merak edenler onu da okur elbette. Yine de söylemek lazım elbette; Allah hakkımızda hayırlısını versin ve memlekete, vatana, millete hizmet edenlerin yardımcısı olsun. Sefer sekteye uğramasın…