Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Yanıldım ahh, ziyan oldum!

Hepinizi, en içten, devrimci duygularımla selamlıyorum, hoş geldiniz arkadaşlar” diyerek konserlerine başlayan sanatçıyı, “Kürtçe sözlü klip yapacağım” dediği için çatalların bıçakların hedefi haline getirdiler.
Masada çatal bıçak kalmadı, yemeklerini elleriyle yemeye devam ettiler.
Sanatçı dostları onu 10. Yıl Marşı eşliğinde sürgüne yolladı.
Fakat kabahati bir tek ‘Kürtçe sözlü klip’ çekmek istemesi değildi.
“Müslüman bir ailenin çocuğuyum… Hiç kimse de annemin başörtüsüne el uzatamaz” dediği için de ‘Vay şerefsiz’ manşetlerine maruz kaldı Ahmet Kaya, 28 Şubat’ın mağduru ender solculardan oldu.
Lise 2’ye giden kızım, Arapça çalışırken Ahmet Kaya dinliyor.
Geçtiğimiz Perşembe günü doğum günüymüş, Kasım ayında da ölüm yıl dönümü.
Ona özetlemeye çalışıyorum; Ahmet Kaya’nın ‘Kürtçe’ sözlü beste yapacağını söylediği için linç edilmek istendiğini, ülkesinde barınamayarak ‘sürgüne’ zorlandığını anlatamıyorum.
Başörtüsü ve anadili yasağını anlayamıyor.
“Kimler saldırdı” diye soruyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başbakanlığı sırasında yaptığı konuşmayı hatırlatıyorum; “Kimler saldırdı? Gezi Parkı’nda bize saldıranlar saldırdı. Şimdi diyorlar ki ben o sırada dışarıdaydım, hepiniz oradaydınız. Kamera kayıtlarında hepinizi görüyoruz.”Bu da açıklayıcı olmuyor.
Çünkü, linç gecesinde alkış tutanların bir kısmı sonrasında ‘Çözüm’e destek verdi, ‘Akil İnsan’ olarak, ‘Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi’nin içinde yer aldı.
Berna Laçin’e göre oradaki tek ‘Gezici’ kendisiymiş.
7 Haziran seçimleriyle ortaya çıkan ‘Nişantaşı oyları’ önemli bir kırılmanın başlangıcı oldu.
Baktık ve gördük ki, başörtüsü mağdurları ile ‘Kürtçe’ muhalifleri bir olmuş, özgürlüklerin alanını genişleten, eşyanın tabiatına aykırı anadil yasağını kaldıran, üniversiteye başörtüsü yerine perukla gitmek zorunda kalınan utanç günlerine son veren siyasi iradeye savaş açmış.
Atlatamıyorum; o günler nasıldı, şimdi neden böyle?…
Atlatamıyor olmanın da bir rahatlığı var.
Çocuklarımız o günleri yaşamadı.
Olmayan, bilinmeyen bir şeyi tarif etmeye çalışmak zor iş.
İnşaallah, 1000 yıl süreceği dikte edilen 28 Şubat’ları yeniden yaşamayız diyorum;
Yasakların, baskıların, zorbalıkların müsebbibleri o günleri; yani iktidarı yeniden istiyorlar..
Vermeyelim…