Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Yer, yerli, her yerli; konu netameli

Yer…

Ne ifade ediyor?

Zamana ve zemine göre değişiyor galiba. Eskiden, “yerini bilmek” ifadesinde kendini bulurken, şimdilerdeyse “köprü yolu geçen yerden arsa almak” manzarasında hayli düşündürücü hal alıyor.

‘Yer’in ne olduğuna karar vermek mühim. O halde ‘yerli’ olanın kim olduğuna dair fikrimiz de netleşir.

Her halükarda yerin toprak ile bağı malum. Son dönemde fazlasıyla vurgu yaptığım bu toprak bağlantısı, kültür ve sanat mecralarındaki zihniyetin ve üretimin de temel motivasyonlarında biri. En azından ben buna gönülden inanıyorum.

Sinemamızda da toprakla ilişki, yerli olanı ve yer ile yerlinin ne olduğunu tarif ediyor. 

Toprağına, insanına, coğrafyasına, kültürüne, diline, inancına, tarihine, talihine, tarifine, tamirine, tanzimine, tashihine, terkibine bigâne olanın yerli olmasını beklememek lazım.

Sinemamızdaki yetkilim ya da yerellik meselesi Malatya Uluslararası Film Festivali kapsamında düzenlenen sempozyumla masaya yatırıldı. İlk gün toplantısına moderatör olarak katıldığım sempozyumda önemli konular masaya yatırıldı. Yerleşik ya da yerellik kavramlarının çerçevesi, sinemamızdaki anlayış ve çabaların başlangıcı/sonucu, yakın coğrafyaların etkisi ve elbette zamanın ruhu bağlamında bu kavramların bugün ve yarın için ne ifade ettiği/edeceği gibi mevzular masaya yatırıldı. Sunumların kitaplaştırılacağı sempozyumun önemi malum. Emeği geçenleri tebrik ediyorum.

Ve fekat bu tarz çaba ve sorgulamaların klasik yöntemlerle sınırlı kalmaması gerektiği kanaatindeyim. Doğrudan doğruya uygulamayı, üretimi hedef alan çalışmalara evrilmesi gerekiyor. Özellikle gençleri hedef alan, gençlerle yol alan projeler üretilmeli ve illa da üretimi tetikleyecek berraklıkla ifade edilmeli.

Herkesim yerini bilmesi ve bu açıdan yerliliği hakkını vermesi, üretimi ve teoriyi bu minvalde beslemesi gereken zamanlardayız. Esasında Cumhuriyet ile birlikte bu bağlamda çok zaman kaybettik. Malum zihin yapısı sebebiyle geçmişi olmayan bir coğrafyada yaşıyor gibi davrandık. Medeniyet kurmuş ve dünyayı etkilemiş kadim geleneğimizi beton sıvaların ardında gizlemeye çalıştık (toplumsal manzara açısından biz diyorum). Artık dünya ve iletişim araçları öyle bir hal aldı ki, kimsenin kimseden bir şey gizleyemeyeceği noktaya ulaştık.

Bu ahvalde bilgiden bahsetmek, teoriyi izah etmeye çalışmak yeterli kalmıyor. Çünkü bilgiye ulaşmak işten bile değil. Artık ifade biçimi ve üretim teknikleri üzerinde düşünüp zamanın ruhuna uygun bir lisan geliştirmeliyiz.

Her alanda olduğu gibi sanatta ve özellikle sinemada da durum böyle.

Yerli olmanın ne olduğunu anlamak kadar anlatmak da hayati derecede önemli. İşte bu bağlamda anlatmanın yollarını da yerli bir yenilik çerçevesine ulaştırmalıyız.