Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

AK Parti Gen. Baş. Yard. Yılmaz: Tek tipleştirmek Kudüs’ün ruhuna aykırı

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Yılmaz, gündemdeki konulara dair Diriliş Postası’na çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. İşte Cevdet Yılmaz'ın o açıklamaları...

Seda Şimşek
AK Parti Gen. Baş. Yard. Yılmaz: Tek tipleştirmek Kudüs’ün ruhuna aykırı

Diriliş Postası Muhabiri Seda Şimşek

AK Parti hükümetlerinde Kalkınma Bakanlığı yapmış olan, AK Parti Dışilişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile koronavirüs salgınının ekonomi politik boyutlarını ve dış politikada yaşanan gelişmeleri konuştuk:

Son günlerde dünyayı kasıp kavuran koronavirüs salgını küresel etkileriyle sadece insan sağlığını değil ülkelerin hem ekonomik hesaplarını hem politik duruşunu etkiliyor. ABD’nin Kudüs’ü işgal projesi ise bütün bir İslam coğrafyasının kalbine hançeri saplıyor. Dünyayı sarsan her iki meseleyi yakından takip eden Eski Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz çarpıcı açıklamalarda bulundu.

-Son günlerde koronavirüs salgını bütün dünyanın gündeminde. “Virüsler ve küresel ekonomi politik” konusuna dikkat çektiniz. Çağın yeni bir kavramı mı ortaya çıkıyor?

-Yaşadığımız çağın özelliklerinden hareketle, içinde yaşadığımız dönemi “karmaşık modernite dönemi” olarak adlandıranlar var. Artık eskisi kadar öngörülebilirliğin olmadığı, her an farklı konularda risklerin ortaya çıkabildiği, belirsizliğin hâkim olduğu bir dönem. Küreselleşme her şeyi her şeyle ilişkilendiriyor. Ekonomiler birbirine çok daha grift şekilde bağlanmış durumda. Ulaşım sektörü, iletişim ağları, turizm hareketliliği, çalışanlar hepsi birbirine bağlı. Hiç tahmin edemediğimiz bir noktada başlayan bir çalkantı, bütün sistemi etkileyebiliyor. Virüsler de böyle. Dünyadaki hastalıklar ekonomiyi derinden etkiliyor. Ticareti, sermaye hareketliliğini doğrudan yönlendirebiliyor, değiştirebiliyor. Mesela işte bu koronavirüs salgınının etkilerini Merkez Bankaları tartışmaya başladı. Para politikalarını, maliye politikalarını etkileyen boyutları ortaya çıkmaya başladı.

İKİ EKOL VAR

-Bu tür durumlara karşı ülkeler sizce ne yapılabilir, nasıl tedbirler alabilir?

-Dünya bu tür durumlara iki türlü tepki gösterebilir.  Sınır aşan bu etkilere karşı dünyanın daha fazla dayanışma göstermesi, işbirliği yapması gerektiği, küresel yönetişimin güçlendirilmesi görüşünü savunan bir ekol var. Diğeri ise dünyanın bu kadar riskli hale gelmesi karşısında etrafına sağlam duvarlar örerek, kendisini korumayı önceleyen izolasyonist olarak nitelendirebileceğimiz ekol. Böyle virüs salgınları her iki görüşü de güçlendiren etkiler doğuruyor. Dünyada bu anlamda yeni bir mücadele ortaya çıkıyor.

YENİ BİR MİLLİYETÇİLİK DOĞABİLİR

-Yeni siyasal akımların da ortaya çıkmasını tetikler mi sizce?

-Olabilir, mesela yeni tür bir milliyetçilik doğabilir. Kendisini başkalarından ayırma, koruma, bazı etkilere karşı kapalı hale getirme, “başkaları ne yaşıyorsa yaşasın bana bir şey olmasın” gibi bir yaklaşım güçlenebilir. Zaten mültecilere yönelik tepkilerde, yabancı düşmanlığında izlerini, işaretlerini görebiliyoruz. Bu salgınların bu tür eğilimlerin gelişmesine, güçlenmesine yol açabileceği tahmininde bulunulabilir. Sadece ekonomik değil, siyasal etkileri de kapsadığı için “ekonomi politik” olarak ifade ediyorum.  Bir tarafta somut olarak ekonomi, ticaret, turizm, para, maliye politikaları üzerindeki etkileri, diğer tarafta da yeni siyasi hareketleri besleyen etkileri mevcut.

EMTİA İHRAÇ VE İTHAL EDEN ÜLKELERİ ETKİLEYECEK

-Bu virüs mesela Çin’in büyümesini durdurabilir mi ve genel olarak ekonomileri nasıl etkiler?

– Çin uzun yıllar çift haneli büyüdü, son yıllarda yüzde 6-7 bandında büyüme hızı, bu gelişmelerle birlikte büyüme hızının daha da yavaşlayıp yavaşlamayacağı tartışılmaya başlandı. Ama bu sadece Çin’le sınırlı bir durum değil.  Çin ekonomisi, dünyadan birçok ülkeden emtia dediğimiz, hammaddeleri alıp işleyen bir ekonomi, Çin’in büyüme hızının yavaşlaması emtia talebini düşürecektir. Düşen emtia talebi, emtiaların fiyatlarında düşüşe yol açacaktır, emtia ile petrolü bir arada düşünebiliriz, dolayısıyla emtia ihraç eden ülkeler olumsuz etkilenecektir. Diğer taraftan Türkiye gibi emtia ithal eden ülkeler ise olumlu etkilenecektir.

AVRUPA PAZARI TÜRKİYE’YE YÖNELEBİLİR

-Virüs salgınının bütün bu etkileri Türkiye ekonomisine nasıl yansır?

-Türkiye ekonomik olarak dünya ile entegre ve ihracatçı bir ülke, dolayısıyla küresel ekonominin büyümesi Türkiye’nin lehine, dünya ekonomisini yavaşlatacak gelişmeler bir taraftan bizim için çok olumlu görünmeyebilir ama diğer taraftan emtiaya bağlı, dışarıdan hammadde ve petrol ithal eden, bunu işleyip satan bir ekonomi olduğumuz için emtia fiyatlarının düşmesi kısa vadeli bakıldığında Türkiye için pozitif bir unsur. Ayrıca Avrupa pazarlarına yakın bir ülkeyiz, tekstil, konfeksiyon gibi birçok üründe Asya ile rekabet ediyoruz. Ticaret sapması, ticaretin kayması dediğimiz bir kavram var. Avrupa pazarı, Uzakdoğu pazarlarındaki ticaret kaybını, daha yakın coğrafyada telafi etmeye yönelebilir.

DÜNYADA YENİ KURALLARA İHTİYAÇ VAR

-Tüm bunların yanı sıra ülkeler için virüs salgını gibi yeni bir güvenlik açığı daha ortaya çıkmış mı oluyor?

-Çok çeşitli teoriler üretiliyor. Bir taraftan robotlar, yapay zekâ çalışmaları,dronelar, küçücük silah sistemleri ortaya çıkıyor, hatta robot savaşlarından bahsedenler var, diğer taraftan da “biyolojik silah”, “kimyasal silah” olarak adlandırılan boyut var. Dünya çok riskli hale gelmiş durumda. Birçok ülkede bu tür kapasiteler gelişiyor. Bunların dünyaya zarar vermemesi için yeni kurallara, daha fazla işbirliğine, dayanışmaya ihtiyaç var. Özellikle devlet dışı bazı oluşumların bu tür yapılanmalardan istifade ederek farklı terör biçimleri üretmeleri mümkün olabilir. Hem devletler arası rekabet açısından hem de devlet dışı terör unsurların veya farklı unsurların bu imkânları kullanması olasılığı karşısında devletlerin daha fazla işbirliği geliştirmesi gerekir.

-ABD Başkanı Trump’ın açıkladığı sözde barış planını nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Hepimiz televizyonlardan izledik, bir tarafın olmadığı, tek taraflı bir açıklama her şeyden önce. Bir barış planından söz ediliyor ama muhatabı orada değil. Filistinlilerin olmadığı, Filistin halkının kabul etmediği bir anlaşmanın yüz yılın anlaşması olması, bir anlaşma olarak görülmesi mümkün değil, olsa olsa tek taraflı bir dayatma. İçeriğine bakıldığında da, yıllardır mazlum, işgal altında olan Filistin halkının haklarını gaspetmeye, işgali meşrulaştırmaya ve genişletmeye dönük bir yaklaşım. En kritik unsurlardan birisi Kudüs’ün konumu. Kudüs üç semavi din için kutsaldır. Müslümanların ilk kıblesi, Hristiyanlar ve Yahudiler için de kutsal. Geçmişte Osmanlı döneminde, yüz yıllarca bu çeşitlilik öldürülmedi. Bu çeşitlilikleriyle Kudüs bugünlere geldi. Şimdi Kudüs’ü tek tipleştirmek isteyen tekelci bir anlayış ortaya konuluyor. Kudüs’ü sadece bir kesimin kontrolüne vermeyi öngörüyorlar. Bu her şeyden önce Kudüs’ün ruhuna ve temel karakterine aykırı. Kudüs insanlığın vicdanıdır, farklılıkların bir arada yaşadığı kutsal bir şehirdir. Kudüs’ü tek tipleştirmek, homojen bir yapıya, tek bir anlayışın kontrolüne bırakmak kabul edilemez. ‘Kudüs kırmızı çizgimizdir’ diyoruz, sadece Müslümanların değil, insanlığın kırmızı çizgisidir. Hangi dinden, meşrepten, ideolojiden olursa olsun herkesin birleşmesi lazım. Türkiye olarak mazlum Filistin halkının yanında olmaya devam edeceğiz, güçlü olduğu için dayatanlara karşı haklı olanları savunacağız. Mecliste grubu bulunan bütün partiler ortak bir tavır geliştirdi, Meclisimiz ortaya koyduğu tavırla Filistin ve Kudüs meselesinin Türkiye için milli bir mesele olduğunu bütün dünyaya göstermiş oldu.   Cumhurbaşkanımız bu konuda yoğun bir görüşme trafiği içinde, Türkiye uluslararası hukuk çerçevesinde bütün imkânları sonuna kadar kullanarak bütün uluslararası mekanizmaları harekete geçirecek.

**

İDLİB’DE İNSANLIK TRAJEDİSİ YAŞANIYOR

İdlib’den Türkiye sınırına yönelik bir göç dalgası mı geliyor sorusuna cevap veren Yılmaz “İdlib’de Rusya ve İran destekli rejim, “terörle mücadele” adı altında sivil halka yönelik insanlık dışı bir saldırganlık içinde. Çoluk çocuk, pazar yerleri bombalanıyorsa, hastaneler, okullar tahrip ediliyorsa bu terörle mücadele değil, doğrudan sivil halka dönük saldırıdır. İnsanlık trajedisi yaşanıyor, İdlib’den yüz binlerce insan hareket halinde sınırımıza doğru geliyor. Diğer ülkeleri bu kış koşullarında insani yardım için dayanışmaya çağırıyoruz. Astana sürecinin oluşturduğu mekanizmaların çalışması ve siyasi çözüm için başta Rusya ve İran olmak üzere, diğer ülkelerin bunun için rejime daha fazla baskı yapması gerekiyor. Türkiye olarak üzerimize düşeni fazlasıyla yapmaya devam edeceğiz” dedi.

**

HAFTER’E DESTEK AVRUPA DEĞERLERİNİ TAHRİP EDİYOR

-Libya’da Berlin Konferansı’nın ardından yeni bir sürecin başladığı söylenebilir mi?

Libya’da paralı askerleri ile askeri çözüm dayatmaya çalışan Hafter bir düzen kuracağını, hâkimiyet sağlayacağını zannediyor. Arkasında bazı güç odakları var, hiçbir meşruiyeti yok. Ateşkesten yana olan, siyasi çözümü savunan meşru, Birleşmiş Milletlerin (BM) kabul ettiği Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin desteklenmesi gerekir. BM’nin tanıdığı hükümeti silah zoruyla yıkmaya çalışan gruba mesela AB içinden bazı ülkeler tarafından verilen destek AB değerlerine aykırı. Avrupa demokrasinin, hakların özgürlüklerin coğrafyası olarak kendisini tanımlarken, böyle bir yaklaşım Avrupa’nın kendi imajına, değerlerine büyük darbe vuruyor.

**

AVRUPA İÇİN UTANÇ VERİCİ

Yunan milletvekilinin Avrupa Parlamentosu’nda Türk bayrağına yönelik saldırısını da değerlendiren Yılmaz “Avrupa için utanç verici. Avrupa Parlamentosu gibi bir ortamda bu ırkçı hareketlerin yaşanması Avrupa’nın geleceği adına endişe verici. Avrupa’da kapsayıcı değerleri savunan siyasetçilerin tepki göstermesi gerekir. Yunan siyasetçiler de bu şahsın Yunanistan’ı temsil etmediğini ortaya koymalılar. Türkiye ve Yunan halkları arasında duygusal kırılmalar oluşturmaya çalışanların Yunanistan’a da hiçbir faydası olmaz” ifadelerini kullandı.

**

İNGİLTERE İLE YENİ İKİLİ ANLAŞMALAR

-İngiltere Brexit ile AB’den ayrıldı, bu AB’nin dağılma sürecinin bir başlangıcı mı?

-Uzun süredir bir kilitlenme hali vardı, çözülmüş oldu, İngiliz halkının referandumda verdiği karara uyuldu. İngiltere’nin AB’den ayrılması, Avrupa yapılarından tamamen kopacağı anlamına gelmiyor. Anlaşmalı bir ayrılık, geçiş sürecinde AB ile İngiltere arasında birçok konuda anlaşmalar yapılacak, biz de İngiltere ile yeni ikili anlaşmalar yapacağız. Yeni ayrılıkları tetikler mi zamanla göreceğiz. Avrupa, aşırılık, ırkçılık, yabancı düşmanlığını besleyen siyasi hareketlerle baş edemezse kendi içinde de çok ciddi kırılmalar yaşayabilir. Merkez partiler aşırı partileri taklit ettikçe zayıflıyor, aşırılar kazanıyor. AB’nin Türkiye ile pozitif bir gündem oluşturması, Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecinin canlandırılması bu aşırılıklara verilmiş en güçlü cevap olacaktır.