Son Dakika

“AK Partili değilim Reisçi’yim” diyen seçmen kitlesi var

Gazeteci-Yazar Hilal Kaplan, seçmende AK Parti ve Başkan Erdoğan’ı ayıran bir söylem olduğu yorumlarını doğruladı.

“AK Partili değilim Reisçi’yim” diyen seçmen kitlesi var

Gazeteci Hilal Kaplan, bu ayrımın Erdoğan’a karşı Gezi’de “mesajı alanlar”, 17-25 Aralık darbe girişiminde “Yüce Divan kumpası”nı savunanlar, “CHP ile koalisyon kurmaya çalışanlar” ve 15 Temmuz’dan sonra “ahmak” olduğunu söyleyenler yüzünden kaynaklandığını belirtti.

Yazıları, televizyon programlarındaki çıkışları, milli duruşuyla gündem olan, kimilerinin sevdiği, kimilerinin de sürekli olarak terör örgütleriyle beraber hakkında itibar suikastı yaptığı Gazeteci-Yazar Hilal Kaplan ile gündeme dair mülakat gerçekleştirdik. Sabah Gazetesi Yazarı Kaplan, çok konuşulan Brunson meselesi, Suudi Arabistan İstanbul Başkonsolosluğu’na girdikten sonra öldürüldüğü düşünülen Cemal Kaşıkçı hadisesinin iç yüzü, Türkiye-ABD ilişkileri ve yerel seçimlerle ilgili önemli tespitlerde bulundu. Neyse lafı çok fazla uzatmadan soruyu biz soralım, sözü bırakalım Hilal Kaplan’a…

Yargının Brunson kararını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Brunson konusunda yargının verdiği karar, biliyorsunuz suçlu olduğuna hükmetti, yattığı süre sayılarak serbest bırakıldı. Şimdi ABD ile ilişkilerimizin tarihine baktığımızda, biz NATO’ya üye olmak için özellikle üyeliğimize muhalif olan ülkeleri ikna etmek için Kore’ye asker gönderiyoruz. En çok kayıp veren 3. ülke oluyoruz Amerika ve İngiltere’den sonra. NATO’ya bir şekilde üye oluyoruz. NATO’ya giriyoruz ama NATO’da bizim eğitimimize giriyor, kültürümüze giriyor, ordumuza, istihbaratımıza giriyor ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinin bir dönüm noktası oluyor aslında bu. Askeri üsler açılıyor ve ABD ile net organik bağların kurulduğu bir ilişki başlamış oluyor.

ERDOĞAN BAĞIMSIZLIK SAVAŞI VERİYOR

1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan sonra bazı üsler kapatılıyor bazı üsler askıya alınıyor; ABD biliyorsunuz ambargo uyguluyor. Fakat 1978’de Amerikan ambargosu kalkıyor; sağ-sol çatışması yükseltiliyor ve bunun Gladio eliyle yapıldığını bugünden baktığımızda görebiliyoruz. Hükümetler darbeyle devriliyor. Şimdi Erdoğan’ın döneminde bizim iki tane başat milli güvenlik sorunumuz var; YPG ve FETÖ. FETÖ, ABD tarafından korunuyor elebaşı orada, kilit adamların önemli kısımları orada, dünyada 150’den fazla ülkede yapılanması var. ABD sayesinde, en hafif ifadeyle yardım ve yataklık. YPG konusunda, zaten ABD devreye girmeden önce bir güç olarak görünmüyordu. 2013 yılının sonuna kadar biz, YPG’den bahsetmiyorduk bile. Fakat Ayn el-Arab’da başlayan olaylar ve sonrasında da burada 6-8 Ekim olayları... YPG bir anda kahramanlaştırıldı, adeta Suriye’deki en önemli askeri güç olarak yansıtıldı, ABD ile eğitilip silahlandırıldı ve bir ordu haline getirilmeye çalışıldı. Burada da yine en hafif tabirle bir yardım ve yataklık söz konusu. Dolayısıyla ABD’nin, Türkiye’nin milli güvenlik sorunlarına hassasiyet göstermemenin ötesine geçtiğini görüyoruz. Burada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kararlı duruşunu teslim etmemiz gerekiyor. Gezi, 17-25 Aralık, hendek terörü, DAEŞ’in terör saldırıları, YPG’nin terör saldırıları ve en sonunda fiili olarak bir darbe sürecinden geçmiş, bunlara direnmiş bir lider olduğunu görüyoruz. Bugün ABD ile gelinen noktada Sayın Cumhurbaşkanı’nın verdiği mücadele hiçbir soruya yer bırakmayacak bir mücadele. Çünkü bunun karşılığında “Amerikalılar beni aradı” diye övünen, “Rotamızı Batı’ya çevirmeliyiz” diyen bir ana muhalefet olduğunu ülkede görürsek; Erdoğan’dan başka bizim Amerika’dan bağımsızlaşma mücadelesinde zaten bir alternatifimiz olmadığını görürüz.

OKLAR SELMAN’I GÖSTERİYOR

Cemal Kaşıkçı öldürüldü mü, bu durumu nasıl okumalıyız?

Benim şimdiye kadar konuştuğum hiçbir güvenlik veya devlet yetkilisi, Cemal Kaşıkçı’nın hayatta olduğuna ihtimal vermiyor. Dolayısıyla öldürüldü kanaatinin oldukça güçlü olduğunu söyleyebilirim. Buna binaen ellerinde belki kamuoyuna açıklanmamış bazı deliller de olabileceğini söyleyebilirim. Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın pozisyonu geçen seneden beri netleşti biliyorsunuz. Çok katı bir muhalifleri bastırma politikasına gittiler, bu öyle katı bir yere geldi ki yani Lübnan Başbakanı’nın kaçırılmasından tut, Kanada’nın içerideki kadın aktivistlerle ilgili tweet atmasına karşılık diplomatlarını geri çekme, işte Kanada’da okuyan binlerce öğrencesini geri çekme gibi yaptırımlar uygulama gibi aşırı tepki gösterme yoluna gittiğini görüyoruz. Veliaht Prens’in keza İsrail’le de çok yakın bir dostluk geliştirdiğini görüyoruz.

İNKÂR İŞE YARAMAZ

Trump’ın baş danışmanı olan Siyonist damadı ile yakın bir ilişki geliştirdiğini ve bir Filistin-İsrail barışı projesi altında Kudüs’ün İsrail’e bırakıldığını, köy diyebileceğimiz bir şehrin Filistin’e başkent olarak bırakıldığını ve Hamas’ın düşmanlaştırıldığını gördüğümüz bir politika da söz konusu. Katar, İran ve Türkiye’yi dışlayan Ortadoğu’da onlarla mücadele etmek üzerinden kendisine alan açmaya çalışan bir Suudi Arabistan portresi görüyoruz. Bu noktada Türkiye’de işlendiği iddia edilen cinayetin siyasi sonuçları olacaktır. 15 kişilik Suudi yetkililerin olduğu bir suikast ekibinden bahsediliyor. Bu 15 kişiden 3’ü Veliaht Prens’in koruma ekibindeki askerlerden oluşuyor. Dolayısıyla Veliaht Prens’in haberi olmadan bu işin yapıldığına dair bir done elimizde yok.

Yerel seçimler de yaklaşıyor. CHP ile HDP ittifakının devamı yönünde mesajları var. CHP tabanı bu konuya nasıl bakar?

Aslında Kılıçdaroğlu kaset operasyonuyla CHP’nin başına getirildiği andan itibaren “Yeni CHP” söylemiyle HDP ile ittifaka söylemsel olarak başladıklarını görebiliriz. Bunun fiiliyata geçişi 7 Haziran seçimlerinde çok net biçimde ortaya çıktı. “Beraber iyi salladık” cümlesinin sloganlaştırıldığı üzere. Yerel seçimlerde de böyle bir ittifakın devam edecek olması şaşırtıcı olmaz. CHP kitlesinin bu hususta herhangi bir kayda değer tepki gösterdiğini görmüş değiliz. Özellikle genel seçimlerde bölgede HDP’nin oyu düşerken Bakırköy, Beşiktaş, Şişli gibi CHP’nin kemik kitlesinin bulunduğu ilçelerden HDP’nin yüksek oranda oy alması... Cumhurbaşkanlığı’nda Muharrem İnce’ye oy vermiş olsalar da Meclis’te HDP oy vermiş olduklarını müşahede etmemiz de aslında CHP kitlesinin önemli bir kesiminin de buna dünden gönüllü olduğunu bize gösteriyor.

CUMHUR İTTİFAKI BENİMSENDİ

Cumhur İttifakı yerel seçimlerde devam etmeli mi?

Genel seçimlerden sonraki tabloya baktığımızda Millet İttifakı’nın üyelerinin birbirlerinin aleyhine döndüğünü, birbirlerine suçlamalar yaptığını göz önünde bulundurursak, Cumhur İttifakı tarafında tam tersi bir tablonun olduğunu saygı ve nezaket çerçevesinde bu ittifakın sürdürüldüğünü gözlemliyoruz. Cumhur İttifakı’nın halk ve siyaset gerçekliğinde devam ettiğini görebiliyoruz. Fakat yerel seçimler matematiksel hesaplarla ilerliyor. Bu anlamda o hesaplar nasıl yapılır, hangi ilçede nasıl hareket edilir; iki liderin oturup konuştuktan sonra ortaya nasıl bir tablo koyacağıyla ilişkili. Fakat MHP’nin İstanbul’da aday göstermeyeceğini açıklaması tabii ki önemli ölçüde etki edeceğine inanıyorum.

Davutoğlu’nun AK Parti’nin başına geçtiği süreden bu yana seçmende “AK Parti-Erdoğan ayrımı olduğu söylemi var” bu konudaki düşünceniz nedir?

AK Parti’nin en büyük siyasi sermayesi Recep Tayyip Erdoğan’ın varlığıdır. Halktaki karşılığı, halkın ona duyduğu güven, onun doğruyu yapacağına olan inanç, bunu kimse göz ardı edemez. Genel seçimlerde AK Parti’nin oyu ile Erdoğan’ın oyunu kıyasladığınız da bile karşımızda olan matematiksel bir gerçeklikten bahsediyoruz. “AK Partili değilim, Reisçi’yim” cümlesinde karşılık bulan bir sosyoloji var artık.

MİLLET ERDOĞAN’A GÜVENİYOR

Reisçilik kavramını açabilir miyiz?

AK Parti’deki öznelere yüzde yüz güven duymam. İçlerinde halkın onaylamayacağı bazı söylem ve eylemlerde bulunanlar olabilir. Fakat, “Erdoğan diyorsa, yapıyorsa doğrudur. Erdoğan’ın bir bildiği vardır.” diyenlerin oluşturduğu bir kavram. Gezi,17-25 Aralık, hendek terörü dönemlerinde AK Parti içinden çıkan çatlak sesleri hatırlayalım. Gezi’de “özür dileyenler”, 17-25’te “Yüce Divan’a gönderelim” diyenler, 15 Temmuz’dan sonra “ahmak” olduğunu kabul edenler... Tüm bunları göz önüne aldığımızda AK Partili bazı aktörlerin bu ayrımın oluşmasında birebir katkısı olduğunu görüyoruz. Bunu ortaya çıkaran Erdoğan’ın kendisi olmamıştır.

Hisseler iade edilsin

Cumhuriyet Halk Partisi’ni anlamakta güçlük çekiyorum çünkü diyorlar ki: “Bize maddi hiçbir getirisi yok. Yönetim kurulundaki üyelerimizin hiçbir karar alımında etkisi yok.” O zaman sorun ne; zaten sana bunun maddi manevi hiçbir getirisi yoksa neden karşı çıkıyorsunuz Hazine’ye devrine? Yine burada tutarsız bir söylem güttüklerini düşünüyorum ve siyasi partinin bir bankada hissedar olması ve yönetimde söz sahibi olmasının örneği olmadığını düşünürsek Türkiye’nin bu hususta geç bile kaldığını söyleyebiliriz.

Yorumlar

Klmno Reis ak partili ama her ak partili reisi değil. Ak partili diye oy verdiklerimiz artık küçük dağları biz yarattık der gibi (haşa). Reis ne kadar halka dönükse, seçilenler o kadar halka tepeden bakıyor. Açıkçası artık bu vekillerin, başkanların yaptıkları hatayı düzeltmek bize düşüyor ve sıkıldık artık cidden. Şikayet edecek bir yer yok, sesimizi duyan yok. Manisa yunus Emre belediyesi başkanı Mehmet çerçi o kadar tenkit ediliyor ama sesimizi duyan yok. Tapulu arazilere çöküyorlar, koca bir köyü toki için harcayor ama sesimizi duyan yok.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.