Son Dakika

Amaç, Cemâl Kaşıkçı’dan daha fazlası

Uluslararası İlişkiler Uzmanı Eyüp Kılıç, Suudi Arabistan İstanbul Başkonsolosluğu’na girdikten sonra akıbeti belli olmayan gazeteci Cemâl Kaşıkçı olayını Diriliş Postası için değerlendirdi.

Amaç, Cemâl Kaşıkçı’dan daha fazlası

Konunun “muhalif bir gazeteciyi susturmaktan çok daha fazla mesaj içerdiğini” söyleyen Kılıç’la olaya dair mülakatımız…

Sizce Kaşıkçı olayı neleri hedefliyor?

Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor. Kaşıkçı olayını ABD ve İsrail’den bağımsız görmek mümkün değil. Kaşıkçı, W. Post’ta yazan ve hem ülkesinde hem de ABD’de okunma sayısı olan bir yazar. Aynı zamanda birçok televizyon kanalına mülakatlar veriyor. Yaşanılan olayın sonucu bir suikast mı, yoksa alıkoyma/kaçırılma mı şu anda net olarak bilmiyoruz ancak hangisi olursa olsun konuda doğrudan ya da dolaylı olarak ABD ve İsrail’in müdahilliği vardır demek bir komplo teorisi olmayacaktır. Zira Kaşıkçı, ABD ve İsrail’in özellikle Körfez ülkeleri üzerinde oluşturduğu algıyı baltalayan bir gazeteciydi.

Peki nedir bu oluşturulmak istenilen bölgesel algı?

Bakın 2015 yılı sonlarında “İslam Ordusu” fikri ortaya atılmıştı. 34 Müslüman ülkenin katılması planlanan bu ordunun amacı batı dünyasının İslam coğrafyalarına “demokrasi” bahaneli müdahalelerinin önüne geçmek ve İslam adıyla terör üreten “DAEŞ” gibi yapılarla mücadele etmekti. Hatta o dönem geniş katılımlı bir tatbikatta yapıldı. Ancak ne olduysa bir süre sonra proje askıya alındı ve bugün gelinen noktada karşımıza “Ortadoğu Stratejik İttifakı” adıyla farklı bir yapı sunuldu. Sadece bölgesel ülkelerin katıldığı ve “Arap NATO”su olarak tanımlanabilecek yeni bir yapı. ABD ve İsrail’in bölgesel planlarının önünü açacak, İsrail’in güvenliğine katkı sağlayacak bir yapı…

İkinci husus veliaht prens Muhammed Bin Selman; uzun süredir veliaht prens dünya kamuoyuna “cici, modern, batı vizyonuna sahip” bir lider olarak gösterilmek isteniyor. Kısa sürede ona mal edilerek yapılan reformlar malum zaten. ABD gezisi, Macron ile verdiği pozlar vs… Veliaht prens İslam Dünyasına bir lider olarak sunulmak isteniyor. Bir hatırlatma yapayım biraz evvel anlattığım İslam Ordusu fikri henüz güncelken, veliaht prens Muhammed bin Selman Savunma Bakanı’ydı. Yani o projenin akıbeti noktasında da etken kişiydi.

Gelinen noktada bir “küre ittifakı” söz konusu ve ABD ve İsrail hem bölge halklarına hem de kendi iç kamuoyunda yeni bir algı inşa etti, ediyor. Bu algıyı baltalamak/yıkmak isteyen herkes bundan sonrada hedef haline gelecektir.

Cemâl Kaşıkçı olayını basit bir muhalif sesin susturulması olarak mı görmeliyiz?

Bir önceki soruda aslında bunun cevabı da saklı. Sadece muhalif bir sesi kısmak bağlamında konuyu okursak eksik kalırız. Zaten eminim olayı planlayan ve yapanlarda bundan daha fazlasının düşünülmesini istediler. Neden mi? Eğer amaçları sadece bir kişiyi ortadan kaldırmak olsaydı, misal; “Kaşıkçı’nın arabasına bir kamyon çarpar, bir kavga çıkar kazara ölebilir, yediği yemekten zehirlenebilirdi” ama burada her tarafı kameralarla dolu bir metropolde üstelik özel uçakla özel bir ekip gönderilerek yapılan bir “operasyon” söz konusu… Adeta bilerek ve isteyerek iz bırakıyorlar ki, bende böyle olduğunu düşünüyorum. Yani bu işi planlayan ve yapanlar geride iz bırakmak istiyorlar. Kaşıkçı öldürülmüş olsun veya yaşıyor olsun, -ki umarım hayattadır- “operasyonu yapanlar mesaj verme kaygısındalar ve aynı zamanda birden fazla algının değirmenine su taşımak istemektedirler.

İlki, biraz evvel anlattığımız bölgesel politikalarını “itibarsızlaştırmak” isteyen herkese, (şahıs/ülke) bir mesaj… İkincisi olay basına yansıdığı ilk anlarda Suudi basınının attığı haber başlıklarında saklı; “Türkiye, Suudiler için güvenilir mi?”

Cemâl Kaşıkçı, ABD ve İsrail’in Suudiler üzerinden kurguladığı Ortadoğu’ya yönelik bölgesel planlarının neresinde duruyor?

Cemâl Kaşıkçı önemli bir gazeteci. CV’sine baktığımızda Suudi Arabistan kamuoyu içinde önemsenen birisi olduğunu görüyoruz zaten. Birçok gazetede yazmış, bazı siyasilere danışmanlık yapmış hatta istihbarat başkanı ile dahi çalışmış. Yani söyledikleri ve yazdıkları önemseniyordu. Kaşıkçı hem ABD hem de mevcut Suudi Yönetimi’ne muhalif bir tutum sergiliyordu. Küre ittifakını eleştiriyor hatta veliaht prens Muhammed bin Selman’ı ikiyüzlülükle suçluyordu. Bunun yanında Ortadoğu’da Türkiye’nin birçok iddiasını haklı görmekteydi. Kaşıkçı “Küre İttifakı”nın imajını zedeliyordu. Ancak tekrar edeyim Kaşıkçı ne kadar önemli olursa olsun olay Kaşıkçı’dan daha fazla anlam içeriyor.

Türkiye’nin ‘özellikle’ seçildiğini düşünüyor musunuz?

Kesinlikle evet. Az öncede izah ettim. Sadece Kaşıkçı’nın susturulması hedeflense yüzlerce farklı metot uygulayabilirlerdi. Boşanma/evlenme evraklarını almak için ABD’den ilgili elçiliğe başvurduğunda İstanbul’a yönlendiriliyor. Randevu için 2 Ekim işaret ediliyor ve gün içerisinde daha sonra nişanlısının ifadeleri ile anladığımız üzere kendisinin de şüphelenmesine sebep olan “gelmiyor musunuz?” şeklinde bir telefon alıyor. Randevuya girerken şu kadar süre çıkmazsam şu kişilere bilgi ver diyerek nişanlısına tembihte bulunuyor. Yani “operasyon” için İstanbul özellikle seçilmiş.

Kamera kayıtlarıyla konsolosluk binasına girdiği sabit, ancak çıktığına dair kanıt olmayan bir olayda Türkiye’nin tartışılması ‘maksatlı’ olmaz mı?

Yaşanan olayla dünya kamuoyuna birçok mesaj verildi. Bunun altında Türkiye’yi güvensiz bir ülke olarak göstermek de yatıyor.  Arap turistlere/yatırımcılara ayak çektirilmek de isteniyor. Türkiye ile Suudi Arabistan ve Suudi Arabistan’ın körfezdeki müttefiklerinin zaten sorunlu olan ilişkilerini tam olarak koparmakta.  Kendi politikalarına karşıt ülkelere ‘dünyanın her yerinde istediğimizi yapabiliriz’ notunu da bırakıyorlar.

Önceki bir cümlenizde Veliaht Prens Muhammed bin Selman’a özel bir parantez açtınız. Bunu biraz açar mısınız?

ABD’nin Körfez ülkeleri üzerinden yapmak istediği Ortadoğu Projesi’nin önünde Türkiye, en büyük risk ve engel olarak duruyor. Recep Tayyip Erdoğan, Müslüman coğrafyasının sevilen lideri, en güçlü siyasi figürü, en önemli ismi... Körfez ülkelerinde, hatta İslam dünyasının tamamında Erdoğan’a rakip olarak gösterilebilecek bir lider yok. Veliaht Prens Selman da ABD tarafından, Erdoğan’a alternatif olarak pazarlanıyor. Veliaht Prens Selman Dönemi, Suudi Arabistan’ın Batı’ya dönen yüzü olarak sunuluyor. Kadınların ilk defa trafikte araba kullanmasının önü açılması, spor salonları ve stadyumlara girişlerine izin verilmesi, sinema, tiyatroların serbestleştirilmesi vb. gibi birçok değişim ile Veliaht Prens Selman’a kendi ülkesi için reformcu batı içinse “cici çocuk” imajı tesis edilmeye çalışılıyor. Erdoğan’a rakip olarak ‘modern’ olarak makyajlanıyor. Beri taraftan Erdoğan’ın Türkiye’si de çeşitli vesilelerle karalanıyor tabii… Müslüman coğrafyasına karizmatik, modern bir lider olarak pazarlanan Selman üzerinden ABD aslında kendi politikalarını uygulamak, İsrail’in güçlenmesini sağlamak istiyor. Müslüman iklim üzerinde Veliaht Prens Selman’la hegemonya kurmak istiyorlar. Çünkü Erdoğan’a “söz geçiremiyorlar”

“Vehhabîliği niçin yaydınız?”

 “Kudüs” konusunda bile Amerikan’ca düşünen bir Veliaht Prens’ten bahsediyorsunuz.

Sadece Kudüs değil ki… “Vehhabîliği niçin yaydınız?” diye sorulduğunda, “Amerika’nın isteği üzerine” diyebilen, bunu da kendince “SSBC’nin ideolojisi yayılmasın” diye savunan biri Veliaht Prens Selman. “ABD’nin yeni politikalarını da ben yayacağım” iması ile tam biatını ilan eden bir Veliaht Prens…

2019 Ocak’ta Başkan Trump ve damadı Siyonist Jared Kushner’in, ‘asrın projesi’ olarak nitelediği Filistin-İsrail arasındaki sözde barış projesinin detaylarını açıklanacak. Ortadoğu Stratejik İttifakı’nın resmi olarak kuruluş tarihide bu tarihlerde planlanıyor. Bu tarihten önce gerek bölgesel gerekse dünyanın farklı noktalarında birçok yeni gelişmeye tanıklık etmeye devam edebiliriz.

Yaşanan hiçbir olayı birbirinden bağımsız olarak okumak mümkün değil. “Katar Ambargosu”ndan, “Hariri’nin esir tutulma” sürecine, Yemen’de yaşananlardan, “Kuzey Koridoru” hayaline kadar birbiri ile ilişkili olaylar kümesi var karşımızda…

Türkiye burada bölgesel eksen olma, kendi menfaatlerini önceleme çizgisinden asla vazgeçmemeli. Kaşıkçı olayı tüm ayrıntıları ile en kısa sürede çözülerek tüm dünya kamuoyu ile paylaşılmalı. Geciktikçe istenilen algı lehine tartışmalarda büyüyecek, büyütülecektir.

Son bir not olarak şunu söyleyeyim, ABD’yi dost olarak kabul eden Suud yönetimi, gönüllü/ücretli esaretinin dozunun ABD ile birlikte attığı her adımda daha da arttığını görecek. Suudi Arabistan iradesiz bir bölgesel maşa olmanın arifesinde… Suriye’de ki vekâlet savaşlarında vekil terör örgütlerine yaptırdıklarını, şimdide vekil ülkeler ile yapmak istiyorlar ve ne yazık ki, Suud yönetimi gönüllü/ücretli vekâleti çoktan kabul etmiş gözüküyor.

Yorumlar

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.