Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

Aşk, bela, sevgili! Peki aşk nedir?

Onbir ayın Sultanı, Şehri-i Ramazan kapımıza geldi. Vakit buyur etme ve onu Hakk’ın emrine uygun şekilde geçirme vaktidir. Aşk iklimi olan Ramazan ayına girerken Sanatçı/Yazar gönül adamı Feyzullah Çelebi ile aşk üzerine konuştuk. Peki, Aşk nedir?

Aşk, bela, sevgili! Peki aşk nedir?

Sosyal Medya Uzmanı Deniz Unay 

Ramazan ayı, aşk ile yapılan ibadetlerin, Allah ve Resulüne aşk duyanların sabırsızlıkla ve heyecanla bekledikleri mübarek bir aydır. Tüm dünyada ve ülkemizde etkili olan salgın yüzünden buruk giriyor olmamız ona duyduğumuz muhabbeti hiç eksiltmeyecek. Bu mübarek iklimde Feyzullah Çelebi ile aşk üzerine bir mülakat yaptık. Aşk Nedir?

AŞIK VE MAŞUK

Aşık; Bir kimseye veya bir şeye karşı aşırı sevgi ve bağlılık duyan, vurgun, tutkun kimse. Maşuk ise bu sevginin beslendiği kişiye verilen isimdir. Efendim ;yüzyıllardır anlatılan aşk, nice türkülere, şiirlere, divanlara, yazılmış bir ilahi kelimetullahtır. Aşkın kim olduğunu, ne olduğunu bilmek isteyenlere, yine en güzel cevap, ulu sultanlardan gelmiştir.

Aşk Bir gün Mevlânâ hazretlerine aşk nedir? diye sorarlar. Hz Mevlana efendimiz ”ben ol da bil ” diyerek cevap verir. Aşk anlatılan, söylenilen, yazılan değil, yaşanılan bir duygudur.Aşkın Kur’an daki karşılığı muhabbet, meveddet diye geçer. Hub, sevgi demektir fakat kuranı Kerim’in meal içeren sözlerinin yanı sıra ledünni manası ise aşkı bize içten içe, inceden inceye, sırrı ilahi olarak anlatmaktadır çünkü aşk ulvi gönüllerin hasletidir.

Hoca Ahmed Yesevi der ki;

Kalbim kandil, halim fitil, yağı gözyaşım,

İş bu aşkın yolu dilim dilim olmaktır.

İnsanoğlu bu alemde adım adım menzile(vuslata) doğru yol alır ancak bu yol esnasında karşılaştığı bütün zorluklar, çileler, belalar, sıkıntılar kulun rabbi ile olduğunun nişanesi ve rumuzu diye bizlere bildirmiştir hakkın varisleri…

İMTİHANIN BÜYÜKLÜĞÜ

Bu imtihanlar acep nefsimizden mi? yoksa kaderin bize gösterdiği sayfaların imtihanı mı? diye kendimize de sormak lazım derim. “İnsanlar içinde en ağır imtihana çekilenler Peygamberlerdir. Sonra sırasıyla (rütbeleri) onları takib edenler, sonra onları takip edenlerdir. Kişi dinine göre müptela kılınır (imtihana çekilir) eğer dininde salabetli ise imtihanı (göreceği bela ve musibet) ağır olur. Eğer dininde gevşek ise o oranda imtihan edilir. Bela o kimseyi devamlı takib eder. Nihayet onu bırakıncaya kadar. Böylece kul, yeryüzünde her an tefekkür hali içinde karşılaştığı zorluklar ve imtihanlardan kendi defteri ilahisine bir not düşmelidir işte o notu en iyi bilen yine Kulun kendidir.

“RABBİNİ BİLEN NEFSİNİ BİLİR”

“Nefsini bilen Rabbini bilir” hadisi Şerif’in bize tuttuğu ışık neticesinde insan nefsini bildiğinde, kendi deruni özüne yani varlığın merkezine eriştiğinde Rabbine ilişkin bilgiye idrake kavuşur ve Rabbini bilir. Gerçek varlığın yalnız Cenab-ı Hakk’a ait olduğunu, O’nun dışında kesinlikle hiç bir şeyin var olmadığını, aşkın birliği içinde kavrar. Efendim gönül sultanları hep şöyle ifade ederler;

“Allahu Teâlâ’nın lütfundan sevdiklerine verdiği belâ üçtür: İllet, gıllet, zillet.”

1. İllet: Hastalık.

2. Gıllet: Kıtlık, fakirlik, yoksulluk.

3. Zillet: Halk arasında hor hakir görülme

Dolayısı ile Cenab-ı hak bizlere bu durum da ne anlatmak ne ifade etmek istedi diye kendimize sormalı ve düşünmeliyiz..

Aşıkın Hali

Kişi kendi kemalini ve irfaniyetini ancak ve ancak bir aineyiCemal’den bilir yani yaşamış bir sevgilinin hali diğerine ayna olur bazen bu durumları akıl ile izahatı da zordur çünkü; Kendinden emin olanın hali aşikar güli muhabbeti ve Muhammedi’dir ama şüphe duyan acaba şöyle mi böyle mi ne yapmak istiyor diyenlerin kendi Araf’ının kelamını ifade eder durur çünkü aşk allah vergisidir aşk Cenab-ı hakkın zat-ı şerifidir Cenab-ı hakkın verdiği güzellikleri inkar etsek ne olur kendi çukurumuzda nefsimiz de döner dururuz…

Aşık ile maşuku iyi anlamak gerek, bakınız şair ne diyor;

Al çuhanın kenarında hâre ben

Ne dedim de gücendirdim yâre ben…

On parmağım kandil ettim, mum ettim

El yarandı yaranamadım yâre ben…

Yâre sadece hakiki aşık, hakiki seven yaranamaz, çünkü onu görmezden gelir o zaten tutsaktır içerdedir başka ceylan avına çıkmıştır fakat bazen bu durum emin olmakla birlikte hakimi mutlak olan Allah’ü azimüşan farklı bir idrak Perdesi açar kuluna …

Ey sevgili, her makamın hali var her sözün manası var her vaktin bir ezanı var velhasıl çok uzun ince bir yol var bitmek bilmeyen çileli bir yolun sonunda ne var o var (Allah cc) vefa semtinde vefasızlıklar olsa bile biz her şeye rağmen Allah ile beraber olduğumuzu unutmamayı ve o hal ve o zevk-i mana ile yaşamayı rabbim bizlere lütf etsin..

AŞIKIN SÖZÜ, AŞKIDIR

Aşk makamının çileli sözleri feryadları her an beden minaresinden o mübarek şerefeden hep dökülür ve yine bir beyitte;

“Cân ü cânân arasında vardı bir cân sohbeti

Cân o cân cânân o cânân sohbet ol sohbet degil”

“Bir mahalde dün dil ü dildârı gördüm âh âh;

Yâr o yâr âşık o âşık ülfet ol ülfet değil” (Muvakkit-zade Pertev)

Şimdi Pertevin sözlerinde bakıldığı zaman birçok ifadeler var oralara girmeden kısaca ifade edecek olursak kişi sevgiliyi çok sevdiği zaman artık ondan başka söz etmez olur bütün sözler onu söyler ister olumsuz ister olumlu her şey de onu söyler ve aslında hakikatin de ise onu zikr eder ve anar…

Bir eser vardır “Seninle cehennem ödüldür bana sensiz cennet bile sürgün sayılır” işte aşık olan sevgiliden haktan biran ayrı değildir cehennemde olayım onunla olayım der ve yar ile olan kişiye her yer cennettir. Başı ve sonu olmayan aşkın sözleri çileli olur, rumuzlu olur, nazlı olur, tatlı olur, zehir olur sonu ise şifa olur..

SEVGİLİ OLMAK!

Sevgililer sevgilisi efendimiz bir sahabeyi ikram ile 23 yıl hem hal olmuş bir fiil ilgilenmiş banamısın dememiş yine Hz Ali efendimiz sabah namazını niyaz ederken İbni Mülcemtarafından hançerlendi ali efendimizi mescitten eve aldılar, bir miktar süt getirdiler ve içmesi için kendisine verdiler. Hazreti Ali efendimiz, sütün yarısını içtikten sonra, yarısını da iade ederek; “Bu sütü alın zindandaki garibe götürün, o açtır”buyurdu. Yanındakiler zindandaki garibin kim olduğunu sordular. Hazreti Ali Efendimiz; “Zindandaki garip beni yaralayandır. Şu anda o açtır, bir şey yememiştir” buyurdu. Sütü alıp zindana gittiler. İbni Mülcem sütü içmedi “Bunun içine siz zehir kattınız, beni öldürmek istiyorsunuz” dedi. Hazreti Ali efendimiz onun sütü içmediğini öğrenince çok üzüldü. İbni Mülcem neden hakkımızda su-i zan etti. Eğer benim gönderdiğim sütü kabul edip de içse idi, yarın mahşer günü Cennetin kapısına ayağımı dayar, İbni Mülcem’iCennet’e koymayınca ben de girmezdim buyurdu şimdi buradaki sevgilinin haline, cömertliğine, merhametini, vefasına bakınız işte sevgili olmak böyle bişey… Aşk olsun…