Son Dakika

Cihanın canını arayan adam!

İstanbul Sanat ve Medeniyet Vakfı Başkanı ve Koleksiyoner Mehmet Çebi, sanatçı Murat Kurt’u “Cihanın canını arayan adam” sözleriyle niteliyor. Biz de Diriliş Postası gazetesi olarak Murat Kurt ile hem sanata hem hayata bakışını konuştuk.

Cihanın canını arayan adam!

Sanat; hayalde ve gerçekte bulunan bir güzelliğin, bir duygunun, estetik kaygılarla ifadesidir. Sanat, sanatçının duygu planında müşahhaslaştırdığı,- düşünce planında netleştirdiği şeydir. Bir ifade biçimi, bir olgudur. Bu ifade sözile olursa, şiirdir. Nağme ile olursa müzik, resmetme tarzında olursa ressamlık, harflerle olursa hattatlıktır… Hülasa ederek, tekrar söyleyecek olursak sanat; insanların gördükleri, işittikleri, his ve tasavvur ettikleri olayları ve güzellikleri insanlarda estetik bir heyecan uyandıracak şekilde ifade etmeleridir. Bu manada yeni bir ruh, yeni bir mesajgetirmeyen öncelikleri taklit ve tekrardan ibaret olan bir çalışma sanat eseriolamaz. Süleymaniye Camii muhteşem bir sanat eseridir ama 500 yıl sonrabugün onun benzerini yapmak bir sanat eseri değildir. Özünde yenilikçilik olanbir olgudur sanat.

SANAT GİZLİ HAZİNE

İşte sevgili sanatçı dostum Murat Kurt’un eserlerini ilk gördüğümde bu yepyeni ruh ve tarz beni sarıp sarmalamıştı. Onun kültür ve sanat coğrafyamızın olağanüstü zenginlikteki estetik birikiminden devşirdiğini “görünenin ardındaki görünmeyeni” göstermeye çalışan ve “gizli hazine”yi bulmayı kendine gaye edinen gerçek bir çağdaş İslam sanatçısı olduğunu hissetmiştim. O, her zamangeleneksel olanı çağdaş sanatla ifade etme derdinde olmuştur. Geleneğin ne olduğunu çok doğru okumuş ve anlamıştı Murat Kurt. Çünkü gelenek, maziye öykünüp onu kutsamak ve körü körüne tatbik etmek değildi. Gustav Mahler’in ifadesine göre gelenek; küllere tapınmak değil, ateşi canlıtutmaktı. Beşir Ayvazoğlu üstadın tarifiyle de gelenek, bir kültürün kendini koruma refleksi ve varlığını sürekli bir yenilenme şuuruyla devam ettirme gücüdür. İşte Murat Kurt, yenilenmeyi ve kendini yeniden üretmeyi geleneğintabii fonksiyonlarından biri olarak algılaya bilen nadir çağdaş sanatçılarımızdan biri olmuştur ürettiği eserlerle. Murat Kurt’un eserlerine bakınca, kadim şiirlerle süslenmiş, mutlak soyutluk ve sonsuzluk arayışının güzel denemelerini, çeşitlemelerini görüyorum. Bugünü de ifade eden ama sonsuza seslenen… Zaten sanatçı, “cihanın canını” arayan, sonsuza seslenen ve baki kalan şu kubbede hoş bir sada bırakan değil midir? Bizi bu güzel eserlerle buluşturan başta sevgili dostum Murat Kurt olmak üzeresergide emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyorum. Gözümüzü ve gönlümüzü şenlendirdiler. Bu tasvirler ile anlatılan sanatçı Murat Kurt’u Diriliş Postası olarak bulduk ve sanatını ona sorduk. İşte soru ve cevaplarla Murat Kurt…

SIRLI SANAT YOLCULUĞU

Sizi bu sanata çeken ne oldu? Sanatların en zoru hat sanatıdır, bu doğru mu?
Sanatın zorluğu sanatçının zihninde oluşan düşüncenin tuvale aktarımında değil, bizzat o düşüncenin ortaya çıkış sürecindedir. Güzel, estetik, çarpıcı ve farklı olanı tasarlamak, yeni bir yaklaşım ortaya koymak veya onun sanatçının zihninde oluşması asıl süreçtir. Bir şairin asıl faaliyeti, bir mısraı kâğıda yazması değil, o mısradaki imaj, hayal ve imgeyi kelimelere dökmesidir. Bir ressamın asıl faaliyeti deresmi tuval üzerinde şekillendirmesi değil, o resimdeki düşünceyi zihninde oluşturma sürecidir. Hat sanatıyla ilgili benim yorum yapmam doğru olmaz. Çünkü ben hattat değil çağdaş sanatçıyım. Sadece yaptığım çağdaş sanat eserlerinde yazıyı da kullanıyorum. Benim hemşerim olan Şeyh Hamdullah,Osmanlı hat ekolünün kurucusudur. Ondan 600 yıl sonra yaşayan bir sanatçı olarak onu tekrar etmemden Şeyh Hamdullah’ın hoşnut olmayacağını düşünerek eserlerimde yeni ve farklı bir söylem oluşturmayı kendime borç bildim.

Kaligrafi sanatına ne zaman başladınız?
Lise yıllarımda kaligrafi eğitimi aldım. Uzun yıllar farklı resimsel denemeler yaptıktan sonra yazıyı yeni ve farklı bir söylem oluşturma düşüncesiyle tekrar ele aldım. Ve kaligrafiyi çağdaş sanat eserleriyle buluşturdum.

KUFİ HAT SANATININ EŞSİZ GÜZELLİĞİ

Yeni vizyonunuz nedir? Bu yaklaşımınızda küfi hattı kullanmışsınız doğru mu?
Türkler yaklaşık bin yıllık bir süre boyunca Arap alfabesi ile okuyup yazdılar. Miladi on birinci yüzyılda Kutadgu Bilig isimli eser elimizdeki en eski Arap harfli Türkçe eserdir. Bu tarihten itibaren yüzyıllar boyunca aynı alfabe kullanıldı. Bu alfabeyle şiir yazdık, ilmi eserler verdik, hatta notlar tuttuk. Kufi yazı da bu alfabenin kullanım biçimlerinden birisi. Mesela benim doğduğum şehir olan Amasya’da 1414 senesinde yapılan Bayezid Paşa Camii’nde optik kufi hat örnekleri görülmektedir. Ürettiğim çağdaş sanat eserlerinde optik küfi yazıyı kullanabileceğimi ilk orada fark ettim. Yine aynı şekilde Amasya’da ve başka yerlerde bu alfabenin kullanıldığı pek çok kitabe estetik birer unsur olarak hala görülebilir halde. Benim derdim çağdaş sanat eserleri üretmek. Fakat bunu yaparken kendi geleneğimden beslenmek. Resimlerimde birer motif veya figür olarak kullandığım şiirleri yazan şairlerin dizelerindeki anlam zenginliği yaptığım çağdaş sanat eserlerinde resimsel birer unsur olarak sanatseverlerle buluşuyor. Ben hat sanatçısı değilim. Fakat hat sanatıyla ilgili yeni, farklı ve çağdaş bir söylem oluşturuyorsam buna benim karar vermem doğru olmaz. Zaman karar verecektir.

AŞK’IN KARŞISINDA AYNIYIZ

Çalışmalarınızda neden kelimeler aşk üzerine? Bu konuda neden esinlendiniz?
Aşk, farklılık gözetmeksizin bütün insanları ortaklaştıran en önemli histir. Diğer insani hisler, kişiden kişiye ve toplumdan topluma çok önemli ölçüde farklılaşabilir. Ancak aşk duygusu karşısında hepimiz aynıyız. En temelde var olan ortak niteliklerimizden biridir bu. İnsanoğlunun ürettiği şiir, resim, hat, mimari gibi estetik değerlerin hepsi bunun eseri değil mi? Mesela Hz. Peygamber’i öven Kaside-i Bürde karşılığında, Peygamber, hırkasını hediye etmişti, Ka’b bin Züheyr’e. Bânet Suâd peygambere okundu ama aşkı anlatarak başladı. Estetik hissimizin, güzellik anlayışımızın temeli aşk hissidir. Ayrıca aşkın hayatı güzelleştiren en güçlü duygu olduğuna inanıyorum.

Asıl yoğunlaştığınız sanat kaligrafi mi?
Esas olarak yaptığım şey, tekrar söyleyeyim, modern sanattır. Yani kaligrafi benim için bu sanatın bir unsuru konumunda.

Kelimeleri ve şiirleri tercüme ederken hissettiğiniz duyguyu hatta nasıl yansıtıyorsunuz?
Şiirlerin bana verdiği hissiyata göre farklı farklı tasarımlar yapıyorum ve o hislerimin karşılığı olan renkleri kullanıyorum.

Lale tarlalarında tulips mi kullandınız?
Köyümün dağ lalelerinden esinlenerek 15 yıl boyunca lale tarlaları boyadım. Lale tarlalarımda laleyi stilize edilmiş bir şekilde ve rengarenk tarlalar olarak yorumlamıştım. Bu resimlerin görselliği kadar renkleri de sanatseverlerin çok ilgisini çekmişti. Uzayıp giden lale tarlalarım koleksiyonlarda ve sanatseverlerin kalbinde yerini aldı. Lale Türk kültüründe Allah’ı simgeler. Her bir lale soğanından bir tane lale çiçeğinin çıkması Allah’ın birliğini akla getirir. Bu konuda oluşmuş bir kültür var. Bu beni çok etkilemişti. Altın laleler adlı resmim de yaptığım çağdaş sanat eserlerinde düz zeminde lalelerin nasıl duracağının bir denmesidir.

Osmanlı metinleri nereden alıyorsunuz? Ve referansınız burası mı?
Osmanlıca metinler Türkiye’de her yerde bulabileceğiniz metinler. Ben bu konudaki en referans kurumlardan birisi olan Süleymaniye kütüphanesinden yazıların orijinal metinlerini alıyorum. Sonrasında bu metinleri küfi yazıya dönüştürüp tasarımlar yapıyorum ve çağdaş sanat eserlerinin içerisinde kullanıyorum.

Yorumlar

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.