Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Bir Müslümanın deprem tedbiri nasıl olmalı?

Prof. Dr. Dilaver Selvi, her ölüm depremdir diyerek Müslümanın alması gereken deprem tedbirlerini Diriliş Postası’na anlattı.

Serdar Demir
Bir Müslümanın deprem tedbiri nasıl olmalı?

Malum olduğu üzere İstanbul Silivri açıklarında 5.8 büyüklüğünde cereyan eden depremle sarsıldık. Yaşanan elim hadisede herhangi bir can kaybının olmaması hepimizi memnun ederken, bundan sonrası için alınması gereken tedbirler de birbiri ardınca sıralanmaya başladı. Deprem çantasının içerisinde bulunması gerekenlerden, deprem anında yapılması gerekenlere, zemin etüdünün öneminden kaliteli bina inşasının ehemmiyetine kadar herkes uzmanlık alanınca konuştu, konuşuyor. Bizler de olayın farklı bir veçhesini ele almak ve alışılagelmişin ötesine de şöyle bir bakıvermek adına kıymetli bir isimle röportaj gerçekleştirdik.

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tasavvuf Kürsüsü’nde öğretim görevlisi olarak vazife yürüten Prof. Dr. Dilaver Selvi, Diriliş Postası’na konuştu. Selvi, mutlak hakikat olan ölümün her an gelebileceği gerçeğiyle hareket edip gerekli önlemleri almak, depremin, sadece ölüm sebeplerinden biri olduğunu idrak ederek bu bilinçle yaşamak gerektiğine, örneğin; sürekli abdestli dolaşmak, gönül kırmamak, kul hakkı yememek gibi amellerin de deprem öncesi alınacak tedbirlerden olduğuna dikkat çekti.

Sözü daha fazla uzatmadan röportajımıza geçelim. İyi okumalar…

Kıymetli hocam, “Siz yerdekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin” hadis-i şerifinden hareketle; naçizane, arzın depremine şahit olduk, bir de arşın depremi var diye düşünüyorum. Böyle bir tasnif yapmak sizce de doğru mudur? Arşın da depremi var mıdır? Varsa nasıldır?

Arş, kainatın hepsini kaplayan Allah’ın azametini temsil eden bir mahluktur. O da yaratılmıştır. Diğer yandan pek çok ayet-i kerimede yeryüzüyle gökyüzünden bahsedilmiştir. Denizler kaynatıldığı zaman, etrafı toz bulutu kapladığı zaman, yer ile gök yer değiştirdiği zaman gibi ifadelere rastlarız. Demek ki gökleri de etkileyen bir durum vardır. Neticede Cenab-ı Hakk’ın haricindeki her şey yok edilecektir. Yani bir helak durumu vardır. Şimdi bizim yaşadığımız depremler, zelzeleler Zilzal suresinde tasvir edilen kıyamet sahnelerinin yani esas kıyametin bir provası gibidir. Bir uyarı niteliğindedir. Her şey İlahi hükümledir ve sırası gelince vuku bulur. Dolayısıyla depremlerin kendi başına olduğunu söylemek ya da filanca fay hattında enerji birikmiş o yüzden olmuş demek, yani olayı bununla sınırlamak eksik anlatım olur.

“DEPREMLE VERİLEN DERSİ ANLAMAK LAZIM”

Depremde ölen kişi müminse, işlediği günahlara kefaret olur deprem. Mümin değilse felakettir onun için. Azaptır. Deprem muttakiler için ibret vesilesidir. Yani herkes ibret alamayabilir. Deprem bize acziyetimizi gösterir. Rabbü’l alemin’in bir yaprağı oynatmasıyla koca bir kainatı sarsması arasında bir fark yoktur. İkisi de aynıdır Allah için. O’nun için zor diye bir şey yoktur. Aynı anda yok eder, var eder. Buna hiç kimse mani olamaz. Bunu yaparken kimseye danışmaz. Bunu yaparken ya adalet olur ya rahmet olur. Âleme zulüm de etmiş olmaz.

Hocam çoğu zaman bu idrakten uzak yaşıyoruz. Her şeyi bir sebep-sonuç zincirine dahil etmeye çalışıp esas Müsebbib’i unutuyoruz. Adam öldüyse sebebi kanser diyoruz, gün aydınlandıysa güneş doğduğu için diyoruz. Burada da deprem olduysa şundan dolayı diyoruz vesaire…

Determinizm buradan neşet etmiştir. Her şey sebep sonuç ilgisine bağlanır. Olayları bununla sınırlı algılamak zihni sığlaştırır. Düşünün ki güneş, ben artık çok yoruldum, bir hafta on gün tatile çıkacağım dedi. Perişan oluruz. Ama öyle demiyor çünkü Allah tarafından vazifelendirilmiştir. Determinizmin ıskaladığı taraf budur. Eğer her şeyi bu sığlıkta düşünürsek ateşin sadece yaktığına inanırız. Oysa ateş Hz. İbrahim’i yakmamıştır. O yüzden bu depremleri de sadece sebep sonuç ilişkisi çerçevesinde değerlendirmemek gerek. Allah’ın muhakkak bir hesabı vardır. Bir fayın kafasına göre hareket etmesiyle olacak bir şey değildir. Bunu böyleymiş gibi, tek sebebi buymuş gibi anlatmak sakıncalıdır. Elbette sebepleri belirtmek önemli ve gereklidir. Sıkıntı, bunu tek sebep olarak görmektedir.

TEDBİR NASIL OLMALI?

Peki, hocam dediniz ki Rabbü’l alemin’in bir yaprağı oynatmasıyla koca bir kainatı sarsması arasında bir fark yoktur. Her şey onun kudreti elindedir. Deprem de onun emriyle olur, sel de. Olacak olan bile olmuştur zaten. Madem öyle o zaman biz hiç tedbir almayalım mı? Hiçbir şey yapmayalım mı?

Şimdi hastalık da bir kaderdir, ilaç da bir kaderdir. Açlık da bir kaderdir, açlığı gidermek için çalışmakta. Bunların hepsi takdir iledir. Maddi manevi her türlü tehlikeye karşı insanın korunması, tedbir alması istenir. Cehennemden kendinizi ve ailenizi koruyun der, Kur’an-ı Kerim’de. Yani tedbir almak emirdir. Tevekkülün içerisine tedbir de girer.

Bugünkü tıbbın, fennin, bilimin bizden istediği tedbirlerin kahir ekseriyeti, tedbir noktasında dinimizin de bizden istediğidir. Gereklidir. Yani depreme yiğitlik olmaz. Yıkılmakta olan bir duvarın altında nasılsa ben Allah’a teslim oldum deyip namaza durmak olmaz. Bu ahmaklık olur.

HER ÖLÜM DEPREMDİR | MÜSLÜMANIN DEPREM TEDBİRİ

Mümin kardeşlerimize ve nefsimize deriz ki evet bu tedbirleri alalım. Fakat dinimizin bizden istediği başka tedbirler de vardır. Ey insan, ey kişi senin düşündüğün gibi elli sene ya da atmış sene daha ömrün olmayabilir. Bugün senin son misafirlik günün. Şu misafir olduğun alemde bu son gününde gel şu evin sahibiyle bozuşma. Onun hanesindesin edepsizlik yapma. Edebinle onun ikramlarından al ye. De ki belki bu benim son günümdür harama el uzatmayayım, bir can yakmayayım, bir gönül yıkmayayım. Annemi babamı üzmeyeyim. Hanımla çekişmeyeyim. Yalanla kendimi ateşe atmayayım. Yetim malı yemeyeyim. Kimseye zulüm etmeyeyim. Gıybetle insan eti yemeyeyim. Ben bugün kimsenin yuvasını yıkmayayım. Huzurunu bozmayayım. Ben bugün yolları kirletmeyeyim. Sözlerimle kimseye zarar vermeyeyim. Niye? Belki bu akşam öleceğim. Akşamki ölüm depremi gelecek. Evinden abdestli çık. Abdest zırh gibidir. Ve abdestli ölene şehit sevabı verilir. Çünkü bir kişi sürekli abdestli dolaşıyorsa cephesi, yönü, durduğu taraf, aldığı mevzi bellidir. O, zırhını kuşanmış bir mücahit edasıyla her an nefsiyle cihattadır. Bu şekilde ölürse şehit sevabı verilir. Abdest manevi depremlerin tedbiridir.

AMELİN ENKAZI

Yani hocam bir Müslümanın deprem tedbiri sadece bilimin, fennin, uzmanların söylediklerini yerine getirmek değil, bir de manevi tedbirlerle depreme yani ölüme hazırlanmalıdır.

Yani Müslümanın bütün işini sağlam yapması gerekir. Oturacağı evi çürük yapmaması gerektiği gibi ibadetini de çürük yapmamalıdır. Namazı çürük kılmamalıdır misal. Zekatı çürük vermemelidir. Haram para karıştırılarak yapılan bina çürük olur. Binayı çürük yapmamalıdır. Haram kazançla hac yapılmaz. Çürüktür. Riya ile kılınan namaz çürüktür. Bu ameller enkaz olarak üstümüze çöker. Deprem dediğimiz şeyi böyle de okuyabiliriz. Çünkü ölüm bütün depremlerden daha yakındır. Yani depremle ilgili alınacak tedbirlerin başında Müslümanca yaşamak gelir.

Biz depremi hem ruhumuz için hem bedenimiz hem de bütün alem için düşündüğümüzde bunların bütün tedbirlerini almamız gerekir ve bunu da dinimiz öğretmiştir. Evlerimiz de işlerimiz de ibadetlerimiz de sağlam ve depreme dayanıklı olmalı. Bunlar için ne tedbir gerekiyorsa alınmalı. Biri tam diğeri eksik olunca hakkıyla tedbir alınmış olmaz.

Günün Manşetleri Günün Son Dakika Haberleri