TAKDİM

Bugünkü konuğum Fırat Erez. Fotoğraf sanatçısı. Gezi eylemlerinde gezicilerin yanında durmadığı, hatta onları eleştirdiği için, sanat camiası tarafından tepki aldı. Çevresi, onunla iş ilişkisini bile kesti. Son sergisine gittiğimde, sergiyi toplayıp, stüdyosunu kapatacaktı. Ve öyle de yaptı. Reklam ajansları artık kendisiyle çalışmıyordu. Mesleğini bir süreliğine rafa kaldırdı. O günlerden beri “yalnız durmak yanlış durmaktan iyidir” diyerek hayatını sürdürüyor. Şimdilerde ‘karar.com’da yazılar yazıp, içerik üretiyor. Kendisiyle gezi sürecinde kapısının önünde yaşananları, mahalle değiştirmesini, yeni mahallesine alışıp alışmadığını ve eski solculuk günleri dolayısıyla Kenan Evren darbesini konuştuk.

“Sosyal alana baktığımızda, çok rahatlıkla söyleyebilirim ki, AK Parti, sol olmasa bile, sosyalist bir partidir. Çünkü işçi sınıfı AK Parti’yle beraber çalışıyor. AK Parti onlara sosyalist bir devrim önermiyor. Koşullarını düzeltiyor. Onlar da buna razı oluyorlar.”

Gezi sürecinde “Siz halk falan değilsiniz. Siz aşağılık kompleksinden kafası bulanmış bir avuç cahil ve konformist burjuvasınız. Yetti şımarıklığınız!” dediniz ve eski camianızla çizginizi ayırdınız. Sizi çileden çıkartan gezinin hangi aşamasıydı?

“Geziyi ilk üç gün ben de destekledim” formatını ilk çıkartanlardan birisi olabilirim. Gerçekten de ilk algıladığımız, Gezi Parkı yıkılacak, yerine Topçu Kışlası yapılacak ve Topçu Kışlası’nın içinde de bir park olacağıydı. 49-50 yıllık ağaçları kesip, koskoca bir parkı yıkıp oraya bir imitasyon dikmek mantıklı değil diyerek tepki verdik. Orada yapılmak istenenin Topçu Kışlası olmadığını, yapılan işin birkaç metrelik alanın yola katılması olduğunu, 6-7 tane ağacın bundan etkilendiğini, bunun izninin Anıtlar Kurulu’na kadar her yerden alındığını öğrendik.

Sonra ne oldu da fikriniz değişti?         

Sonrasında meselenin nerelere gittiğini fark ettim. Açıkça bir saldırı vardı. Herkes kendi dilinde bu saldırıyı aktarıyordu. Ben de Marksist bir tavırla yaklaşarak, sınıfsal tahlilini yaptım ve bu olayın burjuva kalkışması olduğunu söyledim.

O süreçte hükümete getirdiğiniz eleştiriler var mıydı?

Gezi sürecinde hükümet tarafında tek hatalı diyebileceğim söylem, Erdoğan’ın günler sonra çıkıp, “Topçu Kışlası’nı da yapacağız” demesiydi. Çünkü Topçu kışlası falan yapılmayacaktı. O gün, bu yapılan çalışmanın Topçu Kışlası çalışması olmadığı, yola dair bir çalışma olduğu söylenebilirdi. Şimdi baktığımda ise, Erdoğan o kadar sert çıkmasaydı, evlerinde duran endişeli ve öfkeli kesim, belki dışarı çıkacaktı.  O kadar bıçak kemiğe dayanmıştı.

Bunu neye dayanarak söylüyorsunuz?

Ben Cihangir’in ortasındaydım. Her gün, benim yedi sekiz metre ötemde, Alman Hastanesinin arkasındaki sokakta TGB’liler sabah toplanıp, 50-60 kişilik bir grup olarak Sıra Selviler’e çıkmaya çalışıyorlardı. Tencereler çalınmaya başlıyor, TGB’liler slogan atıp yürüyor, her seferinde polis tarafından dağıtılıyorlardı. O tencere tava sesleri başladığı zaman, benim de içimden silahı çekip, ateş etmek geliyordu. Bir sürü insan sokağa inmediyse, Erdoğan’ın sert söylemleri sayesinde inmemiştir.

Sizce önceden organize edilmiş bir hareket miydi Gezi kalkışması?

Olay aslında çıktıktan sonra büyütüldü. Bu iş genellikle şöyle olur. Bir yerde bir kıvılcım patlayacağının ihtimali üzerine yapılır bu hazırlıklar. Sonra, tesadüf eseri çıkan kıvılcıma doğru bütün hazırlıklar boca edilir. Sosyal medya hesapları pıtrak gibi açıldı, hazırlanmış sözler, deyişler, provokasyonlar dillendirildi ve algı oluşturuldu. Bunun önünü almamakla ilgili hükümeti suçlarım. Ancak bir yerden sonra da çok büyük bir sağduyuyla idare edildi. Dünyanın hiçbir yerinde, bir ülkenin en büyük kentinin, en büyük meydanının, 10 gün boyunca göstericilere bırakılması olmamıştır. Bu Kızıl Meydan’da olursa, devrim olur. İktidar yıkılır.

Muhalefetsizlik geziyi hazırladı

Meselenin özü nedir diye sorarsam?

Meselenin özüne baktığımızda, gezinin temelinde Türkiye’deki muhalefetsizlik yatar. Erdoğan’a şu veya bu sebepten antipati besleyen bir kitle vardı ve kendinin temsil edilmediğini düşünüyordu. İşte bu kitle gezide patladı.

Geziyi desteklemediğiniz için, çevrenizin tepkileriyle karşılaştınız, soyutlandınız. Böylesine bir tepki bekliyor muydunuz?

Bana tepkili olacaklarını tahmin ettim elbette. Ama bunun boyutlarını düşünmemiştim. Düşünmem de zaten. Ben orada doğru bildiğimi yapıyordum. İçinde olduğum durumu anlatıyordum. Bu benim görevim.

Eski çevreniz sizinle ilişkisini kesince, stüdyonuzu da kapatmak zorunda kaldınız. Tabiri caizse ‘yeni mahalle’nizde iş imkânı bulabildiniz mi?

Mütedeyyin kesim içinden tabii ki çok sağlam arkadaşlarım var. Fakat onlarla da aynı ortamlarda mesai yapamıyoruz. Karar.com’da olmamın sebebi biraz da bu. Çünkü ben çok insan severim. Yalnız olmak pek bana göre bir şey değil. Mesleğim beni bıraktıysa, kendisine güle güle derim. Yarın bir gün belki yine buluşuruz. Benim şu anda bütün dikkatim, Türkiye meseleleri ve siyaset üzerine. Çok özlüyorum işimi, o ayrı mesele. Mütedeyyin kesimde de kendi işimi yapma imkanı bulamadım. Açıkçası bu kadar büyük bir kesinti beklemiyordum.

AK Parti’ye desteğiniz gezi sürecinde mi başladı?

4-5 sene önce yeni bir Türkiye geldiğini ve bunun da AK Parti ve BDP ile geldiğini düşünüyordum. Benim tarafım BDP tarafıydı. Ta ki çözüm sürecinden 1-1,5 sene önce, Yıldıray Oğur’un “Tünelin ucunda ışık göründü” yazılarıyla, onun da öncesinde güvenlik güçlerinin operasyonlarındaki değişikliği fark ettiğim zamandan itibaren BDP tarafından AK Parti tarafına doğru çekilmeye başlamıştım.

Eski solculuğunuzdan yola çıkarak, Kenan Evren’in ölümüyle birlikte şu soruyu da sormadan geçemeyeceğim. Seksenleri nasıl hatırlıyorsunuz?

Büyük bir karanlık olarak hatırlıyorum. Öncesini de hatırlıyorum ama şimdi biraz oyun gibi geliyor bana. Lise öğrencisiydim. Büyük bir siyasi bilince sahip olmak, doğru tahminler yapmak falan hayal. Daha çok bir dalgaya kapılmış gidiyordum. İzmir’deydim. Seküler bir ailenin çocuğu olarak, çevremde olan sol hareketlere katılmıştım. O zamanlar ait olduğum örgüt, şu anda komik geliyor bana. Ama 12 Eylül’den sonra çok büyük bir karamsarlığa kapıldım Türkiye’yle ilgili.

Şimdi yok mu o karamsarlığınız?

Hayır yok. Bu karamsarlığı üzerimden atmama, bir umut olduğuna, iyi bir şeylerin olabileceğine, insanlık adına, ülke adına olumlu bir takım süreçlere girileceğine ve bunlara da benim katkım olabileceğine dair inancıma AK Parti sayesinde ulaştım. Net bir tarafım yok, ama olup biten her şeyde hayat beni AK Parti’nin yanına sürüklüyorsa, ben de onun yanında dururum.

12 Eylül’den sonra sizi karamsarlığa sürükleyen, ülkenize dair inancınızı yitirmenize sebep olan neydi?

Üniformalı olanın borusunun öttüğü dönemde yaşıyorduk. O günlerde bu ülkeden kaçıp gitmek istiyordum. Yüzde 92 oyla Kenan Evren anayasasının resmen kabul edilmesi de bu düşüncemi perçinlemeye yetti. Fakat şimdi, resmi tarihten çıkıp, gerçek tarihle yüzleşince, olan biteni daha iyi anladım. Halkın sağduyusunun ne anlama geldiğini de… Neden bir sol örgüt olarak desteklenmediğimizi de…  Ve sonra, çok uzun bir süre siyasetle alakamı kestim. Türkiye’ye hiç bakmadım. Dışarıdaydı gözüm. Güney Amerika’da ne oluyor? Küba nasıl bir sosyalizm? Sovyetler aslında nedir, gibi solun kendi içindeki problemleriyle ilgileniyordum.

İslam’ı insanlığın kurtuluşu olarak görüyorum

Tekrar siyasete ne zaman ilgi duymaya başladınız?

Referandumla birlikte, ‘Yetmez ama evet’çilerdendim.

28 Şubat hiç hafızanızda yoktur o zaman…

Evet, hiç hatırlamıyorum. Bana dokunan bir tarafı da yoktu. Başörtülüler sıkıntı çekmişler, taciz edilmişler, hiç haberim yoktu. Zamanında da İslam’ı hor görürdüm. Öyle bir gelenekten geldim. Ateisttim ben, hala da öyle. En çok savrulduğum yer tam da burasıdır. Şu anda İslam’ı insanlığın kurtuluşu olarak görüyorum.

AK Parti’ye yaklaştıktan sonra mı bu fikriniz oluştu?

AK Parti olmasaydı bunu göremezdim. 80 yıl biz sekülerliğe mahkûm edildik. Yukarıdan aşağıya kurgulandı bu.

Cengiz Alğan’ın önderliğinde oluşan Barışa Bak hareketine katkılarınız olduğunu biliyorum. Proje hedefe ulaşabildi mi?

İlk baştaki görselleri hazırlamak ve birkaç yazı yazmak şeklinde oldu katkım. Kendi işlerimle uğraştığımdan ve en çok da barışçı bir dilimin olmamasından dolayı devam ettiremedim. Benim dilim, “Barış’a Bak”ın dilinden ayrıldı. HDP’ye de çok kızgındım. O yüzden sert üslubumu engelleyemiyordum.

HDP’ye kızgınlığınız hangi yönde?      

BDP’nin hiçbir zaman HDP’lileşmemesi gerekirdi. Sevan Nişanyan’ın dediği gibi, yanlış bir Cumhuriyettik biz. Ne solculuğumuz soldu, ne sağcılığımız sağ. Kurgu bir yapının içinde, yalan bir dünyada yaşıyorduk. Bu kurgudan çıkmamızı sağlayan iki tane güç var. Bir tanesi AK Parti bayrağının altındaki Müslümanlar, bir diğeri de direnişçi Kürtler. PKK, BDP, HDP hareketi faşist bir Türkiye’nin ipliğini pazara çıkarttı. Fakat şimdi, HDP tarafından esir alınmış ve susturulmuş bir BDP görüyorum. Demirtaş’la birlikte HDP; küçük, işe yaramaz, kötü kurgulanmış bir yapı. Yeni Türkiye’ye dair bir şeyler söylemek yerine, Kürtlere dair tek bir kelime etmeden, paralel yapının yolsuzluk teraneleriyle uğraşıyor.

Sevda Dursun

BDP devam etseydi onu mu desteklerdiniz?

Hayır, desteklemezdim. Çünkü bana göre siyasi bir fenomen olan AK Parti tarafından, BDP’nin siyaset yaptığı alanlar işgal edilmiş durumda.  Kötü yönetilmiş bir Türkiye’yi iyi yönetmeye başladılar. Çoğu insan farkında değil, ama savunma sanayiinde dışa bağımlılığın azaltılmasının ne demek olduğunu ben çok iyi biliyorum.  Ülkenin bağımsızlığı demek bu. Sosyal alana baktığımızda, çok rahatlıkla söyleyebilirim ki, AK Parti sol olmasa bile, sosyalist bir partidir. Çünkü işçi sınıfı AK Parti’yle beraber çalışıyor. AK Parti onlara sosyalist bir devrim önermiyor. Koşullarını düzeltiyor. Bu yüzden AK Parti’ye eleştiri getirmeye çalıştığımda çok zorlanıyorum. Daha toplumcu politikalar talep etmeyi düşünebilirdim, ama aklıma bile gelmiyor.  Tarım politikasına bakıyorum, olumlu. Ekonomik diğer politikalara bakıyorum, olumlu, özgürlük politikalarına bakıyorum olumlu. Neyi eleştireceğim ben şimdi? Bir takım kendine sosyalist diyen ama sosyalizmden bî haber yaşayan örgütlerin söylediği gibi “AKP faşizmi” teranesini mi tekrar edeceğim? Ne faşizmi?

 Parlayan yıldız Türkiye 

Ben insanlığı öne çıkartarak yürürüm. İnsanlığa neyin faydalı olacağı üzerinden yaklaşan birisiyim. Modernitenin devrini tamamladığını, yapması gereken olumlu her şeyi yapıp artık zehirli bir noktaya vardığını ve modernitenin karşısında da kadimin yükseldiğini, bunun da İslam olduğunu düşünüyorum. İslam benim için sadece İslam değil, bütün bir Ortadoğu’nun ve insanlığın mirası demek.  Ve Türkiye bu konuda parlayan tek yıldız. Büyük laf edersem, “İnsanlığı Türkiye kurtaracak” diyebilirim. Bu kadar da heyecanlıyım ülkem için.