Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

KKTC Güvenliğini Türkiye’ye Borçlu!

Kuzey Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın ‘skandal’ denebilecek açıklamaları gündemdeki yerini koruyor. Uluslararası ilişkiler uzmanları, Akıncı’nın açıklamalarını Kıbrıs ve Doğu Akdeniz meseleleri kapsamında tartışmaya devam ediyor.

İbrahim Seçkin Talaş
KKTC Güvenliğini Türkiye’ye Borçlu!

Diriliş Postası Muhabiri İbrahim Seçkin Talaş / Mülakat

Gaziantep Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mesut Şöhret, KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı’nın açıklamalarını, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz meseleleri kapsamında Türkiye/KKTC ilişkilerini Diriliş Postası’na değerlendirdi.  Doç. Dr. Şöhret, Cumhurbaşkanı Akıncı’nın söylemlerine ilişkin,  “Ne yazık ki hayatın akışına ve reel politikaya hiç de uygun bir söylem değildir. Sayın Akıncı açıkça söylemek gerekirse bulunduğu makama uygun eylem ve söylemde bulunmamıştır” ifadelerini kullandı.

KKTC’nin Türkiye’ye olası bağlanma kararına Kıbrıslıların karar verebileceğini belirten Şöhret, KKTC halkı ve Akıncı’nın adada güvenliğini Türkiye’ye borçlu olduğunu hatırlatarak, adanın Türkiye’ye bağlanma ihtimalinin ‘korkunç’ olmadığını dile getirdi.

Gaziantep Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şöhret, Türkiye/KKTC ilişkilerini Kıbrıs ve Doğu Akdeniz meseleleri, Cumhurbaşkanı Akıncı’nın gündem olan açıklamaları kapsamında değerlendirerek, sorularımızı yanıtladı.

  • KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, federal çözüme tez zamanda varılmadığı takdirde bölünmüşlüğün kalıcı hale gelebileceğini belirterek, Türkiye’ye bağlanma ihtimalini “korkunç” olarak nitelendirdi. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Sizce adada tarafların karşılıklı mutabakatı sağlanmazsa KKTC’nin Türkiye’ye bağlanma ihtimali oluşur mu? Oluşursa KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı’nın dediği gibi “korkunç” mu olur? 

Kıbrıs Sorunun ilk ortaya çıktığı zamandan beri esasında Türk ve Yunan taraflarının temel tezlerinden biri ENOSIS yani Kıbrıs adasının Yunanistan’a bağlanması ve Taksim politikası yani adanın Türk tarafının Türkiye’ye bağlanması fikri her zaman gündemde olmuştur. Özellikle tarafların 1950’li yıllardaki ilk stratejileri bu şekilde bir motivasyon taşımıştır. Bu dönemde İngiltere’nin, Kıbrıs’taki sömürge yönetiminin sonlandırmaya başlaması hem Yunanistan’ı hem de Türkiye’yi adadaki soydaşlarını korumak ve hamisi olması yönünde harekete geçirdi. Sorunun bir bakıma uluslararası niteliğe taşınması sağlandı. Ayrıca bu dönemden başlayarak ENOSIS ve Taksim politikaları bir bakıma Kıbrıs Sorunu’nun anavatanlar açısından milli bir dava haline gelmesine neden olmuştur. 1960 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilan edilmesi ve Ada’nın iki toplumlu bağımsız bir devlet olarak tarih sahnesine çıkması bu yaklaşımı geçici bir süre rafa kaldırmıştır. Ancak 3 yıl sonra Rum tarafının Türk tarafının anayasal haklarını sınırlandırmaya yönelik yaklaşımları yeni kurulan devletin fiilen sonunu getirmiş ve adada yaklaşık 10 yıl süren toplumlararası kanlı çatışmaların yaşanmasına neden olmuştur. 1974 yılına gelindiğinde Nikos Samson öncülüğünde Yunanistan tarafından yapılan askeri darbeye karşılık Türkiye 20 Temmuz 1974’te Barış Harekâtı gerçekleştirmiş ve sonrasında tarafların bugünkü sınırlarını belirleyen fiili durum ortaya çıkmıştır. O tarihten günümüze kadar Rumlar ve Türkler arasında bu fiili durumu yani bölünmüşlüğü ortadan kaldırmak için BM ve diğer aktörlerin öncülüğünde birçok görüşme yapılmış ve bir sonuç alınamamıştır. En fazla çözüme yaklaşılan dönem Annan Planı olarak bilinen Plan’ın olduğu dönemde olmuştur. Nisan 2004’te Kuzey ve Güney Kıbrıs da yapılan referandumlarla oylamaya sunulan plan, Türk tarafından % 65 kabul gördüğü halde Rum oylarının % 76 ret şeklinde olduğundan hayata geçirilememiştir. Bunun ardından Rumlar ve Türkler arasında dolaylı ve doğrudan birçok görüşme yapılsa da bugüne kadar bir sonuç alınamamıştır. 2015 yılında Mustafa Akıncı’nın KKTC Cumhurbaşkanı seçilmesi bir bakıma Kıbrıs’ta çözüm umutlarının tekrar artmasına neden oldu. Zira o dönemde Güney Kıbrıs’ta sol akımdan gelen Nikos Anastaiades’in Cumhurbaşkanı olması bir ilk olmuştur. 11 ve 15 Mayıs 2015’te Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde Akıncı ve Anastaiades’in yaptıkları görüşmeler ilk başlarda olumlu geçse de temel konularda ortaya çıkan görüş ayrılıkları giderilemedi.

YAKIŞIKSIZ AÇIKLAMA

Şimdi bu girişten sonra sorunuza gelecek olursak açıkça belirtmek gerekir ki Mustafa Akıncı kısa zamanda federal çözüme varılamaması halinde adada bölünmüşlüğün kalıcı olacağını belirtiyor. Ancak unutmamak gerekir ki Ada da zaten 1963’ten günümüze yani yaklaşık 63 yıllık bir bölünmüşlük zaten oluşmuş durumda 1974’ten itibaren değerlendirdiğimizde 46 yıllık bir bölünmüşlük var. Bir başka deyişle zaten fiili bir çözümsüzlük oluşmuş durumda daha önce de belirttiğim gibi çözüme en yakın zaman Annan Planı döneminde bile çözümü istemeyen taraf ve Annan Planı’nı istemeyen taraf Rum tarafı olmuştu.  Bu nedenle şimdi gelinen noktada Adada taraflar arasında bir mutabakat olmazsa KKTC’nin Türkiye bağlanma ihtimali elbette gündeme gelebilir. Sayın Akıncı unutmuş olabilir ama 1983’ten beri KKTC’nin dünya ile bağlantısı fiili olarak Türkiye üzerinden kurulmakta hatta posta adresi bile via Mersin 10, Turkey diye geçiyor. Bu bakımdan bir uzlaşma sağlanamaması durumunda KKTC’nin Türkiye’ye bağlanmasını korkunç olarak nitelendirmek bir siyasetçi için hele ki bir Cumhurbaşkanına hiç yakışmamıştır. Kaldı ki şu aşamada Ada’nın Türkiye’ye bağlanmasına karar verecek olan yine Kıbrıslı Türkler olacaktır. Yapılacak olan bir referandumla KKTC halkı kendi kaderini tayin hakkını (self determination right) kullanabilir ve bu uluslararası hukuk açısından son derece meşru bir durumdur. Elbette KKTC halkı bağlanmak istemezse de yine buna saygı duymak gerekir. Bu noktada şu durumun da altını çizmek istiyorum bugün eğer KKTC halkı ve Sayın Akıncı Ada da güven içinde yaşayabiliyorsa bunu Türkiye’ye borçludur. Bu nedenle Ada’nın Türkiye’ye bağlanması hiçte korkunç bir şey değildir. Sayın Akıncı’nın bu söylemleri ne yazık ki hayatın akışına ve Reel politikaya hiç te uygun bir söylem değildir. Sayın Akıncı açıkça söylemek gerekirse bulunduğu makama uygun eylem ve söylemde bulunmamıştır.

AKINCI’NIN TÜRKİYE FOBİSİ

  • Akıncı’nın “Türkiye tarafından yutulabiliriz. Kıbrıs Türkiye’nin de facto iline dönüşebilir” şeklinde İngiliz Başbakan Johnson’dan yardım istemesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Adada İngilizler garantör olabilir ancak çözüm için tarafların memnuniyeti önemli değil mi sizce?

Sayın Akıncı’nın aslında bu tarz söylemleri daha kendisi Toplumcu Demokrasi Partisi liderliğini yaparken bulunuyordu. Biz KKTC’de eğitim alırken Kıbrıs’ta Barış konulu bir konferansta kendisi yine Türkiye’yi suçlarken “Rum Kardeşlerimiz” şeklinde beyanatlar veriyordu. Bu bakımdan açıkçası bu düşünceye sahip bir siyasetçinin KKTC Cumhurbaşkanlığına seçilmesi bizi şaşırtmıştı. Ancak seçildikten sonra belki üslubu değişir diye beklerken benzer üslubunu sürdürmeye devam etmişti. Hatırlarsanız kendisi daha Cumhurbaşkanlığı görevinin ilk günlerinde “hep yavru vatan mı kalalım” şeklinde beyanatlarda bulunmuş yine tepki görmüştü. Son olarak ta Türkiye’nin Barış Pınarı Harekâtı’nı sulandıracak biçimde “pınarlardan su akmıyor kan akıyor” diye yine Türkiye’yi suçlayıcı bir üslup takınmıştı. Bu bakımdan Sayın Akıncı’nın bu söylemleri nedense bizleri şaşırtmıyor. Ancak kendisi bana göre inanmadığı bir devletin temsilcisi görevini yürütüyor ve giderek marjinalleşiyor ve minnet duyması gerekirken adeta Türkiye’ye kan kusuyor. Her fırsatta Türkiye’yi adada istemediğini vurgulamaya çalışıyor. Bir bakıma Kıbrıslı Türklerin artık Türkiye’nin garantörlüğünü istemediği ve Türk ordusunun KKTC’de istenmediği şeklinde dünyaya lanse etmeye çalışıyor. Ama Sayın Akıncı unutmasın ki eğer Türk Ordusu Ada da çekilirse KKTC’nin kendisini Rumlara karşı savunması mümkün değildir. Bu nedenle Sayın Akıncı konuşurken hayatın gerçeklerine uygun demeçler vermesi gerekir. Açıkçası ben şunu anlamakta zorlanıyorum insan kendi soydaşı dururken ve bu soydaşı onları daha önce Rum işgalinden kurtarmışken ve bugüne kadar maddi ve manevi olarak korumuş ve gözetmişken onu yıllarca sömürmüş olan ve hatta bugünkü bölünmüşlüğü fiili olarak meydana getiren bir ülkeye neden tercih ettiğini ve hatta ona neden şikayet ettiğini anlamakta zorlanıyorum. Yani Sayın Akıncı neden açıkça ve fiili olarak Türkiye düşmanlığı yapıyor lütfen bize bunu izah etsin.

Gaziantep Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi

Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mesut Şöhret

ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜN TEMELİ: DOĞU AKDENİZ

  • Kıbrıs meselesinin çözümsüzlüğü Doğu Akdeniz’de yaşanan uluslararası krizi nasıl etkiliyor? 

Kıbrıs sorunun çözümsüzlüğü bugün Doğu Akdeniz’de yaşanan enerji kaynaklı sorunun temelini oluşturmaktadır. Eğer sorun çözülmüş olsaydı örneğin 2 devletli federal bir Kıbrıs devleti olsaydı ve bu devlet kendi ulusal çıkarlarına göre belirli bir tercihte bulunabilse ve çıkarılan hidrokarbon kaynaklarını kendi tercihlerine göre satabilseydi bugün Doğu Akdeniz’de Türkiye herhangi bir devletle belki sorun yaşamazdı ancak buradaki sorunun özünde yine Adadaki statükonun devamı yer almaktadır. Yani Türkiye, Rum tarafı tarafında yok sayılan ve görmezden gelinen Kıbrıslı Türklerin haklarını korumak ve kollamak için yine başta Rum tarafı olmak üzere Yunanistan, İsrail ve Mısırla karşı karşıya gelmektedir. Yani şimdi bu tarz söylemleri duyunca yaptığımız bu çabaları biz kimin için yapıyoruz sorusu aklımıza geliyor. Diğer taraftan bu tarz söylemler Türkiye haklı mücadelesini sürdürürken Türkiye’nin elini zayıflatmakta ve sorun yaşadığı bu ülkelere karşı Türkiye’ye söz söyleme hakkı vermektedir. Ancak KKTC hükümeti Sayın Akıncı’nın aksine Türkiye’ye destek vermekte ve Türkiye’nin tezlerinin arkasında durmaktadır.

ÇATLAK SESLER GÖLGE DÜŞÜRMEZ

  • Türkiye, hidrokarbon arama faaliyetlerinde KKTC’nin meşru haklarını savunmasına rağmen adadan gelen çatlak sesler bu mücadeleye gölge düşürür mü? 

Öncelikle şunu açıkça belirtmekte fayda var, KKTC içinde Türkiye’yi ve Türkleri sevmeyen hatta açıkça düşmanlık gösteren belirli bir grup özellikle radikal sol söylemlere sahip bir grup bulunmaktadır. Bunlar başta Rumlar ve Yunanistan olmak üzere Avrupa Birliği kurumları tarafından finansal olarak desteklenmekte ve her fırsatta bu gruplar Türk ve Türkiye düşmanlığı yapmaktadır. Bunların sayısı her ne kadar çok fazla olmasa da basın yayın organları vasıtasıyla ciddi bir şekilde propaganda yapabilmekte ve örgütlenebilmektedir. Ayrıca bazı sivil toplum örgütleri ve sendikalarda ciddi şekilde bu yapının içinde yer almaktadır. Dolayısıyla bu çatlak sesler Türkiye’nin KKTC’nin meşru haklarını savunmasına engel olmaya çalışmaktadırlar. Ancak ne yaparlarsa yapsınlar bunlar Türkiye’nin haklı mücadelesine gölge düşüremezler. Yani şunu insan anlamakta zorlanıyor. Sizi her şeye rağmen desteklemiş ve düşmanın adeta soy kırım yapmasından korumuş ve bugün de sizin çıkarlarınız için mücadele eden bir ülkeye nasıl olur da engel olmaya çalışıp bu ülkeyi istemezler anlamak mümkün değil.

ALGI OLUŞTURMA ÇABASI

  • Türkiye/KKTC ilişkilerinin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Bütün bu gelişmeler uluslararası platformda Türkiye’nin ilişkilerine nasıl etki eder? 

Öncelikle şunu belirtmekte fayda var. Türkiye ve KKTC arasındaki ilişkiler özellikle son yıllarda ciddi zarar görmüştür. Özellikle Sayın Mustafa Akıncı’nın Cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından iki ülkenin ilişkilerinde ciddi gerginlikler yaşanmıştır. Ancak her şeye rağmen Türkiye’de hangi iktidar olursa olsun KKTC’den vazgeçmeyecektir. Zira KKTC, Türk Halkı açısından milli bir dava olmuş ve öyle olmaya devam edecektir. Her ne kadar KKTC içinde bazı grup ve kişiler Türkiye aleyhine söylem ve eylemde bulunsa da bunlar iki ülke arasındaki dostluk ve kardeşliğe gölge düşüremeyecektir. Yaşanan tüm bu gelişmelerin ardında aslında Türkiye’yi uluslararası arenada zor durumda bırakmayı amaçlamaktadır. Özellikle verilmek istenen algı Türklerin artık KKTC’de istenmediği ve gitmesi gerektiği yönünde olup bu durum karşısında da Türk kamuoyunda “madem istenmiyoruz o zaman bırakalım KKTC’yi ne yaparlarsa yapsınlar” şeklinde bir algı oluşturulması amaçlanmaktadır.  Dolayısıyla Kıbrıs Sorununda bir taraftan Türk halkının milli davadan vazgeçmesi amaçlanmakta diğer taraftan uluslararası arena da ise Türkiye’nin artık garantörlüğünün Kıbrıslı Türkler tarafından istenmediği dile getirilmeye çalışılıyor. Bu bir bakıma algı operasyonu olup belirli bir grubun kontrolünde sürdürülmektedir. Ancak Kıbrıslı Türklerin sadece çok küçük bir kısmı bu fikri desteklemektedir. Kıbrıslı Türklerin büyük bir kısmı ise Türkiye’nin tezlerini desteklemekte ve Türkiye ile herhangi bir sorunu bulunmamaktadır. Bu nedenle Türkiye bu gibi durumlara rağmen uluslararası platformlarda haklı davasını sonuna kadar savunmaya devam edecektir.

 

Diriliş Postası Muhabiri İbrahim Seçkin Talaş / Mülakat