Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Körfez koalisyonunun Sudan üzerinde ince hesapları var | Etnik ayrışmaların gölgesinde Sudan

Sudan, stratejik konumu, zengin yer altı ve yer üstü kaynakları, tarım ve hayvancılık potansiyeli ile Batılı ülkelerin ve Körfez koalisyonunun üzerinden ellerini çekmedikleri bir ülke. ASBÜ Doğu ve Afrika Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Enver Arpa, Sudan üzerinde oynanan oyunları, Sudan’ın nasıl etnik çatışmaya ve bölünmeye sürüklendiğini anlattı.

Seda Şimşek
Körfez koalisyonunun Sudan üzerinde ince hesapları var | Etnik ayrışmaların gölgesinde Sudan

Diriliş Postası Ankara Temsilcisi Seda Şimşek/Mülakat

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi (ASBÜ) Doğu ve Afrika Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Enver Arpa ile Türkiye-Sudan ilişkilerini, Sudan’da son aylarda yaşanan siyasi değişimi ve Sudan üzerinde oynanan oyunları konuştuk:

Sudan’ın coğrafi ve nüfus özellikleri nelerdir?

Yüzölçümü itibariyle Afrika’nın ikinci büyük ülkesi olan Sudan, yönetim sistemi, jeo-stratejik konumu, zengin yer altı ve yer üstü kaynakları, tarıma elverişli devasa arazileri, hayvansal serveti, genç ve dinamik nüfusuyla Kıta’nın dikkat çekici ülkelerinden biridir. Ne var ki bu özellikleri, onu küresel bir rekabet alanına dönüştürmüş ve ülke uzun yıllar süren bir karmaşaya mahkûm olmuştur.

ASBÜ Doğu ve Afrika Araştırmaları Enstitüsü Müdürü, Prof. Dr. Enver Arpa, Sudan üzerinde oynanan oyunları deşifre etti.

SUDAN’DA BÖLÜNME TEHLİKESİ

Sudan nasıl bir siyasi geçmişe sahip?

1956 yılında İngiltere’den bağımsızlığını alan Sudan, Kıta’nın bağımsızlık hareketlerine öncülük ettiği gibi bağımsızlığın ardından da sömürgeci ülkelerle arasına mesafe koymaya başlamıştır. Uluslararası meselelerde takındığı tavırla Batılı ülkelerin tepkisini çeken Sudan, 1982 yılında İslami bir yönetime geçişiyle birlikte hedefe konulmuştur. Ekonomik alanda da Batı blokundan uzaklaşarak Çin, Hindistan, Türkiye ve Suudi Arabistan gibi ülkelerle ekonomik ilişkilerini geliştirmiştir. Filistin liderlerine, el-Kaide lideri Usame b. Ladin ve ÇakalKarlos gibi kişilere kucak açan Sudan devleti, Batılı ülkeler tarafından terör örgütlerine destek vermekle suçlanmış ve aleyhine uygulamaya konulan pek çok planla karşı karşıya kalmıştır.

Ne gibi planlarla karşı karşıya kalmış?

Bu planlardan birisi, Sudan’ın Güney bölgesinin ayrılarak ayrı bir devlet olarak varlığını sürdürmesi olmuştur. Güney bölgesinde yerli Afrikalı kabileler yaşam sürmektedir. Bu kabilelerin büyük bölümü yerel inanışlara sahiptir. Kuzeyde ise daha çok Arap İslâm kültürüyle bütünleşmiş ve Arap olarak tanımlanan insanlar yaşamaktadır. Bağımsızlıktan sonra iktidarın sürekli Kuzeylilerde kalması Güneyliler arasında bir tepki yaratmış ve Afrikalılık-Araplık ekseninde etnik bir ayrışmanın doğmasına sebep olmuştur.

Sudan yönetiminin 1982 yılında İslâmi yönetime geçmesi, gayr-ı Müslim Güneylilerin tepkisini zirveye çıkarmıştır. Batılı ülkelerin desteğini alan Güneylilerle kuzeyli Araplar arasında 20 yılı aşkın bir süre yaşanan iç savaşta yüzbinlerce insan hayatını kaybetmiştir. Ülkenin hemen tüm kaynaklarını savaşa harcayan devlet, bir ekonomik krize girmiş ve en temel hizmetleri karşılayamaz hale gelmiştir. Sorunun askeri tedbirlerle çözüme kavuşturulmasının mümkün olmadığını gören Sudan hükümeti, sonunda Güney Sudan’ın ayrılmasına giden süreci kabullenmek zorunda kalmıştır. 2011 yılında Güneylilerin katıldığı bir referandumla ayrılma süreci tamamlanmış ve ülke ikiye bölünmüştür. Ülkenin ikiye bölünmesi, Sudan’ın sahip olduğu en önemli gelir kaynağı olan petrol kuyularının yüzde yetmişini kaybetmesine sebep olmuştur. Sudan’ın ikiye bölünmesi dahi Sudan üzerine çeşitli hesaplar yapan güçleri tatmin etmemiştir. Aynı gerekçeyle yapılan kışkırtmalarla bu defa Darfur bölgesi karıştırılmış ve bölge çatışmalı bir ortama sürüklenmiştir. Sudan hükümeti olayları bastırmak için sert tedbirlere başvurmuş ve birçok insan hayatını kaybetmiştir. Cumhurbaşkanı el-Beşir’in, Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından Darfur olaylarında insanlığa karşı suç işleme töhmetiyle gıyabında yargılanarak tutuklanmasına karar verilmiştir. Öte yandan Amerika tarafından ülkeye uygulanan ambargodan taviz verilmemiş ve ülke ekonomisi tüm bu gelişmeler altında iflasa doğru sürüklenmiştir. 2018 yılının son günlerinde bazı temel tüketim ürünlerine yapılan aşırı zamlar üzerine ülkede protesto eylemleri başlamış ve Ömer el-Beşir tahttan indirilmiştir. El-Beşir’in 2019 yılının Nisan ayında yönetimi bırakması üzerine Ağustos ayında askeri kanatla eylemci sivil grupların oluşturduğu bir hükümet kurulmuş ve bu hükümetin 38 ay sonra ülkeyi seçime götürmesi planlanmıştır.

600 Milyon dolar yatırım mevcut
Türkiye’nin, öteden beri iyi ilişkiler geliştirdiği Sudan Cumhuriyetiyle olan ilişkileri dostane temeller üzerine inşa edilmiştir. Tarihten gelen dini ve kültürel bağlar, bu ilişkilerin dostane bir seyir izlemesinde önemli derecede rol oynamıştır. Sudan, 1956 yılında bağımsızlığını elde ettiğinde Türkiye Cumhuriyeti, bu ülkeyi tanıyan ilk ülkeler arasında yer almış ve 1957 yılında Hartum Büyükelçiliğini açmıştır. Türkiye’nin ortaya koyduğu Afrika Açılımı politikasıyla birlikte bu ülkeyle de birçok alanda yoğun bir işbirliği dönemine girilmiştir. Sudan hâlihazırda Türkiye’nin Afrika’da en kapsamlı ilişki ve işbirliğine sahip olduğu ülkelerden birisidir. İki ülke arasında iyi düzeyde seyreden siyasi ilişkilerin ticari ilişkilere de olumlu katkı sağladığı görülmektedir. 300 milyonu doğrudan, 300 milyonu müteahhitlik hizmetleri olmak üzere yaklaşık 600 milyon dolarlık Türk yatırımı mevcuttur.

KÖRFEZ KOALİSYONUNUN STRATEJİSİ

Sudan iç siyasetine bölgesel ve küresel aktörlerin müdahalesi söz konusu.

Sudan’da yaşanan bu değişim sürecinde bazı bölgesel ve küresel güçlerin olaylara çeşitli müdahalelerde bulunduğu genel kabul gören bir husustur. Bu güçlerin başında Suudi Arabistan ve BAE’nin öncülük ettiği Körfez koalisyonu gelmektedir. Bu koalisyon, Arap Baharının ardından beklenmedik bir şekilde siyasi bir alternatife dönüşen ve kendi iktidarları için de bir tehlike oluşturmaya başlayan Müslüman Kardeşler Teşkilatının başarısız kılınarak etkisiz hale getirilmesi için çaba sarf etmektedir. Bu amaçla Mısır’da darbeci Sisi’ye destek veren bu ülkeler, bu tutumlarının bir sonucu olarak, seçimle işbaşına gelen Mursi’ye destek verdikleri için Türkiye ve Katar’ı İhvancı olmakla suçlamaktadırlar. Libya, Suriye, Lübnan ve Sudan gibi ülkelerde Türkiye ve Katar’ı etkisiz kılmak, önlerini kesmek için yoğun bir çaba sarf etmektedirler.

El-Beşir Suudi Arabistan ve BAE ile uzlaşmadığı için mi devrildi?

Sudan’ın devrik lideri el-Beşir, dış ilişkilerinde denge politikası izliyordu. Körfez ülkeleriyle iyi ilişkiler kurmakla birlikte ülkesine büyük destek veren Katar ve Türkiye gibi ülkelerle de iyi ilişkilere sahipti. Bu denge siyasetinin gereği olarak Körfez krizinde tüm baskılara rağmen Katar’la ilişkilerini kesmemişti. Türkiye’nin Sudan devletine sağladığı ekonomik ve siyasi desteği takdirle karşılayan el-Beşir, ikili ilişkileri daha da güçlendirmek için Türkiye ile bir dizi anlaşmaya imza atmış ve Türk yatırımcılarının önünü açacak tedbirler almıştı. Türkiye ve Katar’a karşı olumsuz bir tavır takınmayan el-Beşir’in devrilmesinde Körfez ülkelerinin etkisinin bulunduğu ifade edilmektedir. Nitekim el-Beşir’in ayrılmasından sonra General Abdulfettah el-Burhan, yönetimi ele aldığında bu iki ülke hemen 3 milyar dolarlık bir yardım taahhüdünde bulunarak yeni oluşacak hükümet üzerinde etki oluşturmaya çalışmışlardır. Körfez koalisyonunun Sudan’daki bu tutumu, Türkiye ve Katar’a karşı üstünlük sağlama çabası olarak değerlendirilmektedir. El-Beşir’in devrilmesinde Batılı ülkelerin de yukarıda saydığımız gerekçelerle el altından destek verdikleri düşünülmektedir. Amerika ve diğer AB üyesi ülkelerin olaylar sırasındaki ve hükümet kurulduktan sonraki açıklamaları bu desteğin ipuçlarını vermektedir.

Sudan’da yaşanan siyasi değişim ilişkilere nasıl yansır?

Türkiye ile Sudan ilişkilerinin önümüzdeki dönemde de aynı düzeyde seyredeceğini değerlendiriyorum. Sudan’ın yeni hükümetinin önemli bir kalkınma desteği sunan Türkiye ile ilişkilerini zayıflatmasının kendi aleyhine olacağı aşikâr. Türkiye’nin Sudan’ın Geçici Sivil Yönetiminin düzenlemelerini içeren Anayasal Bildiri’nin 17 Ağustosta düzenlenen imza törenine davet edilmesi ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun bu törene katılması, Türkiye’nin Sudan’ın yeni yönetimi tarafından da göz ardı edilmeyeceğinin ipuçlarını veriyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Eylül ayında Birleşmiş Milletler (BM) 74’üncü Genel Kurul görüşmeleri için bulunduğu New York’ta Sudan’ın yeni Başbakanı Abdullah Hamduk ile bir araya gelmesi de bu ilişkilerin aynı kararlılıkla devam ettirileceğinin işareti olarak yorumlanıyor.

Diriliş Postası Ankara Temsilcisi Seda Şimşek/Mülakat

Günün Manşetleri Günün Son Dakika Haberleri