Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

Koronavirüse karşı “sanat” terapi

Dünyayı kasıp kavuran salgın günlerinde enformasyon bombardımanına maruz kalan milyonlarca insanın duygu durumu bozuldu. Karamsar senaryoların baskısından kurtulmanın en güzel yolu ise sanattan geçiyor.

Aslıhan Şimşek
Koronavirüse karşı “sanat” terapi

Diriliş Postası Muhabiri Aslıhan Şimşek/Mülakat 

Dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgını, hayat rutininde köklü değişikliklere sebep oldu. Yüz yüze iletişim durma noktasına gelerek eğitimden, kültüre; sağlıktan, ticarete kadar tüm faaliyetler hızla internet ortamına taşındı.

İnsanlar salgından korunmak için bir yandan evde kalmaya gayret ederken, diğer yandan ülke genelinde ve dünyadaki gelişmeleri takip etmeye başladı. Ancak alınan her bilgi doğruyu yansıtmadığı gibi Türkiye dahil birçok ülkede toplum paniğe kapıldı. Bu sebeple Sağlık Bakanlığı tarafından salgının oluşturduğu olumsuz duygularla mücadele etmek için “Psikososyal Destek Hattı” hizmet vermeye başladı.

Dünyanın her köşesinden insan, koronavirüs salgını görüldüğü ilk günden itibaren maruz kaldığı yoğun bir bilgi bombardımanın verdiği kaygıdan bir nebze olsun uzaklaşmanın yollarını aramaya başladı. Hal böyleyken Kulis Tiyatro Dergisi Genel Yayın Yönetmeni ve Tiyatro Külliyen Koordinatörü Ayşe Şahinboy Doğan, salgın döneminde endişelerin sanat ile hafifleyeceğine işaret ederek, “Üretici olmak, her zaman baktığınız pencereden detayları yakalamak sanata bir adım atmaktır. Eğlenmek için harekete geçtiğinizde beyninizin salgılacağı mutluluk hormonlarıyla terapiye ilk adımı atmış olacaksınız” dedi.

Kulis Tiyatro Dergisi Genel Yayın Yönetmeni ve Tiyatro Külliyen Koordinatörü Ayşe Şahinboy Doğan

Toplumun büyük bir kesimini derinden etkileyen salgın haberlerine karşı sanatın rolünü ve insanı nasıl terapi edebileceğini ise Kulis Tiyatro Dergisi Genel Yayın Yönetmeni ve Tiyatro Külliyen Koordinatörü Ayşe Şahinboy Doğan ile konuştuk.

SÜRECİN BELİRSİZLİĞİNE KARŞI SANAT

Salgın döneminde sanat insanı nasıl terapi edebilir? 

Bir deniz kenarında veyahut küçük bir bostanın tam ortasında, yeşilliklerden maviliklere başımızı kaldırıp gözümüzün değdiği her nokta Rabbimizin muazzam sanatıyla dolu. Âlemin sonsuzluğu içerisinde küçük bir noktayız; nefes alıyor ve ömrü yaşamanın hakkını vermeye çalışıyoruz. Gönlümüzün dara düştüğü, içimizin karanlıklarına doğru kaydığı sıkıntılı dönemler hayat dediğimiz bu meşgalenin içerisinde her zaman olacaktır. Salgınla birlikte hiç tecrübe etmediğimiz bir süreci yaşıyoruz. Evlerimize kapandık, normallerimiz değişti. Makamlar, mevkiler ve para bu küçük virüs karşısında tuzla buzla oldu. Temel ihtiyaçlarımızı karşılayabiliyorsak, ciddi bir sağlık problemimiz yoksa ve sürecin belirsizliği yüzünden ümitsizliğe düştüyseniz, sanat size iyi gelecektir. Ressam olmak zorunda değilsiniz ama kaygılarınızı bir kağıda boyayarak akıtabilirsiniz. Veya bir yazar olup kitap çıkarmanız gerekmez; sözlerle anlatmadıklarınızı kelimelerle kağıda dökmek için. Hareket etmek gerekir; durgun su zamanla bakteri üretir. Evde ne fotoğrafı çekeceğim demeyin, ruh halinize göre evin köşelerini, eşyalarınızı, evlatlarınızı, eşinizi yahut tek başına iseniz kendinizi çekebilirsiniz… Nenelerimiz, annelerimiz onca telaşları arasında oyaya, dantele, örgüye elemlerini, kederlerini nakışla ilmek ilmek işlerdiler. Bu da bir sanat. Üretici olmak, her zaman baktığınız pencereden detayları yakalamak sanata bir adım atmaktır. Bardaklara su doldurup küçük bir kaşıkla kendi müziğinizi yapın. Eğlenmek için harekete geçtiğinizde beyninizin size salgılacağı mutluluk hormonlarıyla terapiye ilk adımı atmış olacaksınız. Mübarek Ramazan ayının gidişine az kaldı. Esma-ül Hüsna da öyle şifalar var ki, terapi olmayı uzaklarda aramamak lazım…

Kahkaha garantili ziyafet sofrası dijitalde!
Sizin uyguladığınız online çalışmalar var mı?
Kulis Tiyatro Dergisi ve Tiyatro Külliyen olarak elbette “Dijital dünya içerisinde neler yapabiliriz?” üzerine çalışıyoruz. Online dergi çıkarmak eskiden beri yapılan hizmetlerden. Biz biraz daha okuyucuyla etkileşimi artırabilmek için sosyal medya araçlarına aktif içerikler hazırlamak için kolları sıvadık. Tiyatro Külliyen olarak yıllardır yurtiçi ve yurtdışı turnelerimiz yoğun bir şekilde devam ediyordu. Yaptığımız eğitim çalışmaları, projelerimiz, turne takvimimiz… Salgın bütün hayatı durdurdu. “Evde kal”manın önemli olduğu bu dönemde “Peki tiyatro seyircileri için neler yapabiliriz?” diye düşünmeye başladık. Bugüne kadar 5 farklı ülkede altı sezon boyunca 396 gösterim gerçekleştiren “Ziyafet Sofrası” oyunumuzu, radyo tiyatrosu formatında hazırladığımız metnin çalışmalarını hızlandırdık. Sonrasında her oyuncu kendi evinde kendi kamerasıyla katılarak oyunumuzu dijital platform üzerinden yeniden yorumladık. Proje direktörlüğünü yaptığım oyunumuzda eşim ve sanat yönetmenimiz Osman Doğan başta olmak üzere Yunus Emre Obut, İsmail Volkan Ceylan ve İsmail Emre Biliciler rol alıyor. Biz insanları güldürmeyi seviyoruz. Ziyafet Sofrası da yüzde yüz kahkaha garantili bir oyun.

DİJİTAL DÜNYAYA HIZLI GİRDİK

Koronavirüs salgını ile sanal müzelere, konserlere ve bir çok kültürel faaliyete ilgi arttı. Bu ilginin seyirci ve sanatçı arasındaki yansımaları naler? Salgın sonrasında kültür-sanat faaliyetlerinde durum ne olur? 

Sürekli “Salgından sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” deniyor. Salgın başladığından beri işin basın tarafında da olduğum için dünyadaki sanatçıların neler yaptıklarını takip etmeye başladım. Sosyal medyayı herkes aktif bir şekilde kullanmaya, canlı yayınlar yapmaya başladı. Dijital dünyaya hızlıca giriş yapmış olduk. Bu aslında salgın olsada olmasa da yer almamız gereken bir yapı. Gelecek nesiller dediğimiz “Alfa kuşağı” bu teknolojinin içerisine doğuyor. Bizimde sanatla uğraşanlar olarak bu alanı nasıl kullanabileceğimizi keşfetmemiz, ona göre içerikler üretmemiz gerekir. Seyirci-sanatçı arasında sürecin olumlu yansımalarını daha fazla görüyorum. Pahalı olduğu için bilet alıp gidemedikleri birçok etkinlik dijital üzerinden ücretsiz olarak istifadeye açıldı. Ünlü müzeler, bağımsız sinemanın sadece festivallerde gösterilen yapımları, tiyatro oyunları ve daha fazlasıyla sanat halkla sıkı bir bağ içerisinde şu dönemde. Tabi ki, tiyatro oyununu sahnede izlemenin tadını ekran başında almanız zor. Ya da bir konseri canlı dinlenmenin keyfini… Normalleşme üzerine kademeli olarak yasaklar hafifletiliyor. Lakin süreç uzayacak gibi! En azından bir sonraki seneye kadar ben toplu etkinliklerin yapılabileceğini sanmıyorum. Sanatçıların üretmeleri, ayakta durabilmeleri için gereken maddi ihtiyaçların sağlanması konusunda ise henüz net bir çözüm yok. Zor olan kısmı burası! Yoksa sanat her platformda kendine bir yol bulup yaşamaya devam eder.

Salgın sürecinde motivasyonu artırmak için öğrencilerinize neler tavsiye ediyorsunuz? 

Tarihi bir döneme tanıklık ediyoruz, az birşey değil bu. O yüzden öğrencilerime salgın günlükleri tutmalarını tavsiye ettim. Haberleri izlediklerinde, salgını ilk duyduklarında ve geçen onca günü yazmalarını istedim. Neler hissediyorlar, çevrelerinde neler konuşuluyor, günleri nasıl geçiyor… Yazma sanatı, içten dışa aktarımda en kuvvetli terapilerden biridir. Kaygılarımızla, korkularımızla yüzleşmemizi, hissettiklerimizi konuşarak değil kelimelere dökerek anlattığımızda dengemizi bulmamızda yardımcı olur. Kendimizi ifade etmenin yollarını sanat aracılığıyla keşfetmek pozitif bir yolculuktur. Bu süreçte ayrıca bol bol tebessüm ettirecek filmler izlemelerini, kötüyü dile getirmemelerini, olumlu düşünceler için gülmeyi hayatlarının merkezine almalarını tavsiye ediyorum. Çünkü kötüyü düşünme süratle üzerimize gelen bir hortumun içine dalmak gibidir. Sürüklenip gitmemek için kontrolümüzü kaybetmemiz lazım. “Tedbir bizden, takdir Allah’tan” deyip teslim olmayı, teslimiyetimizi diri tutmayı, bilinçimizi artırmak için de manevi okumaları arttırmalarını da listelerine ekliyorum.