Son Dakika

“Kudüs’ün taşları bile Osmanlı’nın torunlarını bekliyor”

Beytül Makdis’teki Müslümanlar’ın yaklaşık yüzde 80’i, Arap ülkelerinin onları terk ettiği düşüncesiyle, artık bütün umutlarını Osmanlı’nın son bakiyesi olan Türkiye’ye bağladı...
“Kudüs’ün taşları bile Osmanlı’nın torunlarını bekliyor”

Beytül Makdis’teki Müslümanların yaklaşık yüzde 80’i, Arap ülkelerinin onları terk ettiğini düşünerek, artık bütün umutlarını Osmanlı’nın son bakiyesi olan Türkiye’ye bağladı. Kocaları hapiste, başka işte çalışmak zorunda kaldıkları veya şehit edildikleri için artık Kudüs’ü ve Mescid-i Aksa’yı koruması neredeyse oradaki murabıt kadınlara kaldı.

Kudüs’ün murabıt kadınlarına, gençlerine ve çocuklarına yardımcı olmak, onlara sahip çıkmak amacıyla 2013 yılında İstanbul’da bir grup kadın tarafından Nisa-ül Aksa Derneği kuruldu. Derneğin yurtdışı çalışmaları, sadece Kudüs ve Mescid-i Aksa’ya yönelik. Türkiye’deki çalışmalar ise gençlerin bilinçlendirilmesini amaçlıyor.

Nisa-ül Aksa, dünyada Kudüs ve Mescid-i Aksa yararına çalışan tek kadın derneği. Nisa-ül Aksa Derneği Başkanı Dilek Tekocak, Kudüs ve Mescid-i Aksa hakkındaki faaliyetlerini, Diriliş Postası gazetesinin okuyucularına anlatarak, “Kudüs’ün taşları bile Türkleri Osmanlı’nın torunlarını bekliyor” dedi.

“DÜNYADAKİ 4. EN PAHALI ÜLKE”

İlk olarak neden Nisa-ül Aksa?

 Nisa bildiğimiz gibi kadın demek. Yani Aksa'nın kadınları. Aslında bunun çok manidar birkaç yönlü sebebi var. Birincisi Kudüs topraklarında biliyoruz ki Meryem annemiz yaşadı. Meryem annemize ithafen koyduk bu ismi. Onun dışında şu anda yaşanan olaylar, maalesef Mescidi Aksa'nın savunmasında kadınlara çok büyük bir görev yüklenmiş oldu. Çünkü İsrail keyfi uygulamalarıyla 45 ya da 50 yaşındaki altı erkekleri girişini yasaklıyor. 18 yaşındaki erkeklerinin girişini de yasaklıyor. Orada yaşamak zaten çok zor. Dünyadaki 4. en pahalı ülke. Filistinliler için bu çok daha kötü bir durum. Neden? Çünkü ağır vergiler var. Bu yüzden evin erkeği şehit edilmemişse, hapiste değilse ya da gazi olmamışsa mutlaka iki veya üç işte çalışmak zorunda. Bunun dışında zaten girişler yasaklanıyor zaman zaman. Mescid-i Aksa'nın boş kalmaması lazım. Mescidi Aksa'nın boş kalmaması için sabah namazından Yatsı namazına kadar orda duruyorlar, nöbet tutuyorlar. Biz bunlara murabıt hanımlar diyoruz. Mescidi Aksa'nın savunması bugün çocukların ve kadınların elinde. İşte bu yüzden Nisa-ül Aksa. Türkiye'deki Kudüs bilinci olan hanımlar olarak onlara destek vermesi için kurulan bir dernek. O kadınlara sahip çıkmak için.

Türkiye’deki faaliyetlerinizden bahsedebilir misiniz?

Kudüs hakkında çok insani faaliyetler var ama Türkiye’dekiler daha çok bilinç bilinçlendirme amacıyla yapıyoruz.Gençlerimiz ve özellikle genç kızlarımız bu konu ile alakalı çok çok geride bırakılmışlar. Ben üç kız annesiyim. En küçük kızım İlköğretim Okulu’na gidiyor. Kızım 4 ya da 5 yaşlarında iken ona Kudüs'ü anlatmaya çalışıyorum, işgal diyordum anlamıyor, Mescid-i Aksa’ya girmemize izin vermiyorlarçocuk bir türlü algılayamıyor. Oturdum ve bir senaryo yazdım. Elhamdülillah çekildi ve artık YouTube'dan izlenebiliyor. İsra ve Miraç animasyonumuz var.Çocuklara Mescidi Aksa'yı anlatmak için yazılmış ve çekilmiş bir animasyon.O yaşta evladım olduğu için onlar üzerindeki etkiyi az çok biliyorum.Bununla alakalı liselere, üniversitelere seminerlere gidiyoruz, kamp programları yapıyoruz. Ondan sonra eğitim çalışmaları yapıyoruz. Türkiye'deki çalışmalarımız daha çok bu yönde.

“YAPTIĞIMIZ HARCAMALAR KUDÜS’ÜN YARARINA KULLANALIM”

Bunun dışında tabii hanımlarla atölye çalışmalarımız var. Şöyle düşünün; kapitalizmin bize sunduğu bir şey var. Gereksiz harcamalar, gereksiz her şey yapıyoruz, alıyoruz. Bir örnek vereyim, özel günlerde insanlar birbirine hediye ediyor. Türkiye'de bunlar çok yaygın. Bu tamamen kapitalizmin bize dayattığı bir şey. Biz de dedik tamam biz buna engel olamıyoruz o zaman bunu davamızın, İslam'ınve Kudüs'ün yararına kullanalım. Çeşitli el işleri yapıyoruz ve bunların gelirlerini Kudüs'teki projelerimize aktarıyoruz. Bunun dışında kermesler düzenliyoruz, her ay bir kitap tahlilimiz de var. Gençlerle kitabın yazarıyla ayın sonunda bir araya getiriyoruz.

Aksa Çocuk Kulübü ve Uluslararası kadın buluşması projelerinizi anlatabilir misiniz?

Çocuklarla ilgili çalışmalarımız devam ediyor. Bu bizim derneğin diğer kurumlarla yapmış olduğu bir çalışmadır. Farklı kurumların yaz kamplarına Mescidi Aksa'yı anlatmaya gidiyoruz. Selahaddin Eyyubi, Hazreti Meryem'i yani bizim gerçek kahramanları anlatacak argümanlarla oyunlar oynatıyoruz. Hayal ürünleri olan Spiderman'i, Barby’yi bütün çocuklar bilir. Çocuklar onları o kadar çok benimsemişler ki onlar gibi olmak istiyor. Biz de diyoruz ki bizim gerçek kahramanlarımız var, çocuklara bunları anlatırsak onlar dabunlar gibi olmak ister. “Ben Selahaddin’im ve ben Meryem'im” oyunu kurguladık. Mescid-i Aksa’ya girmeye çalıştıkları bir platform yaptık.Önünde askerler duruyor, çocuklar onları zorlayarak oraya girdiği zaman artık barış geliyor ve sen Selahaddin deyip onurlandırıyoruz.Bunu akıllarında, yüreklerinde böyle bir şey oluşturulsun diye yapıyoruz.

“ÜMMETİN BİRLİĞİNDEN KUVVET DOĞACAĞINA İNANIYORUZ”

Aslında biz ilk tohumlarını atmaya çalışıyoruz. Biz ümmetin birliğinden kuvvet doğacağına inanıyoruz. İstanbul'da farklı ilçelere gidip Kudüs’ü anlatıyoruz. Amacımız daha fazla çocuğa ulaşmak. İsra ve Miraç animasyonumuzun devamını yapmayı düşünüyoruz. Selahaddin Eyyubi’yi anlatan uzun bir soluklu bir animasyon dizisi. Kadın buluşması da daha önce 2 defa yapıldı. İnşallah bu yıl içinde üçüncüsünü yapmayı düşünüyoruz. Dünyada Mescid-i Aksa ile alakalı çalışma yapan birçok dernek var. Bu derneklerin mutlaka hanım kolları da var.Biz istiyoruz ki İstanbul’da, Türkiye'de Nisa-ül Aksa, tek hanım derneği olarak yani bizim daveti ile Kudüs’le alakalı çalışmalar yapalım. Bu hanımlar bir araya gelerek fikir birliği yapalım istiyoruz. Diğer ülkelerden de gelen kadınlar var.

Beytül Makdis’te Türk ve Türkiye deyince nasıl bir tepki alıyorsunuz? Onların Türkiye’den beklentileri nelerdir?

Türkiye'den çok büyük beklentileri var çünkü kendilerini Osmanlı bakiyesi olarak görüyorlar. Bizi gördüklerinde Osmanlı'yı gördükleri düşünüyorlar. Kaldı ki bizim siyasetimizde de Beytül Makdis önemsiz bir yer değil. Aslında çok önemli bir yer alıyor. Türkiye’nin bunu arttırarak daha büyük şeyler yapma potansiyeli var. Orada çok daha etkili olabiliriz, bunu anlatmaya çalışıyorum. Oranın halkı da bunu biliyor. Şimdi oradan bir imdat sesi gelince ilk yardımlar Türkiye'den geliyor. Beytül Makdisliler de bunun farkında. O yüzden biz oraya gittiğimiz zaman, Türkler geldi diye sevinç ve sevgi ile karşılaşıyoruz. Ben böyle anlatmak yerine kızımın başından geçen bir olayı anlatayım, bu çok daha açık olacak. Benim kızım 18 yaşında iken ilk defa Kudüs'e gitti. Oraya gittiğinde son günde oradaki Müslüman çarşılarından birbirine giriyor ve bize bir dükkanda alışveriş yapmak istiyor. Kudüs’tedükkanlara gittiğiniz zaman göreceksiniz ki daha çok çocuklar dükkandalar. Neden? Çünkü babalar ya ikinci işte çalışmak zorunda ya da şehit edilmiş, gazi olmuş. Çoğunluk olarak 11, 12, 13 yaşlarında erkek çocuklar çalışıyor.

Kudüs

“BİZ HEP SİZİ BEKLİYORUZ”

Kızım etraftaki eşyalara bakarken bir şey düşürüp kırıyor. Kırdığını görünce cebindeki paraları çıkartıp çocuğa vermek istiyor. Diyor bunun parasını almanız lazım çünkü bunu ben kırdım. Çocuk almak istemiyor, kızım ise ısrar ediyor. Çocuk yine almak istemiyor. Kızım oradaki masanın üzerinde parayı bırakıyor.  Çocuk, paraları alıp kızımın avucuna veriyor ve diyor, boynundaki Türk bayrağını göstererek, “Sen Osmanlısın, sen Türk’sün. Buralar hep senin zaten. Biz hep sizi bekliyoruz.” Bunu söyleyen 12 yaşındaki bir çocuk. Onlar Osmanlı'yı niye unutmadılar? Oradan çıkalı 103 yıl oldu. Bizim maalesef önce akıllarımız işgal altında alındı. Ama onlar o tahakkümünün içerisinde kurtarıcı ararken hep yönünü Türkiye'ye doğru döndüler. Çünkü en son Osmanlı oradaydı, oradan isteyerek çıkılmadı, zorla çıkarıldı. Bunu biliyorlar. Onların büyükleri bunu anlatıyor. Sonuçta 11-12 yaşındaki çocuk bunu görmedi ama büyükleri anlatıyor. Kudüs’e gittiğimiz zaman Osmanlı'nın mimarisi o kadar ‘ben buradayım’ diyor ki her an karşınızda bir Osmanlı padişahın çıkacak gibi geliyor.  Hala çok canlı. Osmanlı ile iç içe yaşıyorlar. İşgal güçlerinin Osmanlı'yı, Türkleri sevmemesi de bunlara etken oluyor. Zorlukta kuvvet artıyor, inanç daha kuvvetli oluyor.11- 12 yaşındaki bir çocuk “Sen Osmanlısın, biz seni bekliyoruz” sözünü söyleyebiliyor. Kızım çok ağlamış. “Anne biz onları unuttuk ama onlar bizi unutmamış” diye anlatmıştı. Yani hiçbir şey anlatılmazsa bile tek başına bu olay orada beklendiğimizi söylüyor. Kadınlar, gençler, oradaki taşlar, toprak bile bizi çağırıyor. Kudüs’e gittiğiniz zaman çağrıldığınızı gözünüzle görebiliyorsunuz. Oradaki toprak, ağaç dahi bizi tanıyor, Osmanlı'yı,Türkleri tanıyor diyebiliriz.

***

[2. Bölüm]

Beyt-ül Makdis’te işgal güçleri sadece silah aracılığıyla değil uzun zamandır farklı yönetmeler kullanarak oradaki gençleri kendi davasından vazgeçirmeye çalışıyor.

Son zamanlarda işgalci İsrail güçlerin Beyt-ül Makdis’teki Müslümanlar’a zulmünü artırarak kendi evlerinden çıkarmayı hedefliyorlar. İsrail, babalarını şehit ettiği çocukları zehir vererek veya farklı yöntemler uygulayarak onları ajan olarak yetiştirmeye çalışıyor. Nisa-ül Aksa Derneği bu ve benzeri çalışmaları engellemek için fraklı çalışmalar yapıyor. Kadınlar birçok şey yapabildiklerini diyen Nisa-ül Aksa Derneği’nin Başkanı Dilek Tekocak, Beyt-ül Makdis ile ilgili yaptıkları çalışmaları  anlattı.

Yetim ve gülen gözler çalışmalarınızı hakkında bilgi verebilir misiniz?

Kudüs'te bir yetimin yaşaması, çalışması çok çok daha zor. Afrika'daki sorunu bilirsiniz. Afrika'daki insanların yemeğe ihtiyacı, suya ihtiyacı var. Yani ihtiyaca göre hareket edersiniz ama Filistin ve Kudüs öyle bir yer ki ihtiyaçlar sürekli değişkenlik gösterebiliyor. Çünkü kural koyucular işgalciler. Bu yüzden orada yetim kalan çocukların ellerinden bütün hakları alınıyor. Neden? Çünkü babaları şehit edilmiş veya terörist ilan edilmiş, hak ettiği bir maaş varsa bunu alamıyorlar artık. Dışarıdan hiçbir şekilde yardım alamıyorlar. Biz istesek de istemesek de bugün orada bir işgal devleti var. Bütün ipler onların elinde. Bu çocuklara hiçbir şekilde yardım etmiyorlar.

“ORADAKİ GENÇLERLE İLGİLENMEMİZ LAZIM”

O yüzden bu yetimlerle özel ilgilenmesi lazım. Oradaki tahakkümü anlatabilmek çok zor, çünkü sürekli değişkenlik gösteriyor. Orada işgal altında yaşayan gençler var. İşgal güçleri bu gençlere zehir dağıtıyor. Orada zeytin dağında bir gencin beş dakika oturması bile yanına bir işgal kuvvetinin askeri gelip ona zehir vermesi çok olası bir şey. Bu şekilde zehir bağımlısı hale getirilen gençler var. Bunun dışında Yahudi kızları Müslüman Filistinli gençlere musallat edilerek resimleri çekiliyor, istenmeyen şeyler yaptırılıyor. Ondan sonra diyorlar ki biz bunu servis ederiz ya da bize yardım edeceksin. Son yıllarda bu çok yaygın. İşgalciler gençleri kendi davasından vazgeçirmek, onları etkisizleştirmek için her yöntemi kullanıyor.
Beyt-ül Makdis’teki öğrencilere burs veriyormuşsunuz. Bunu nasıl yapıyorsunuz?
İsrail gençlerin okuyup bir yere gelmesini istemez. Bu yüzden okul harçları çok pahalı. Orada her şey pahalı. Ailenin durumu zaten çok zor. Gençlerin okumamasını sağlamak için daha küçük yaşlarda birçok şeyler yapılıyor. Çocuklar ikraha gelsin, okula gelmesinler diye güvenlik noktalarından geçerken kötü muameleye maruz bırakılıyor. Psikolojik baskı yapılıyor. Gençler bu baskıları geçerse de üniversite okumaya karar verdiğinde bu defa onu farklı zorluklar karşılıyor. Denklik gibi veya okula giderken okulun belli bir miktar ödenmesi lazım. Bunun yüksekliği gibi, kitapların pahalılığı da yani onları okuldan alıkoymak için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Biz psikolojik kısmını aşmış, üniversiteye girmeye başarmış çocuklara bundan sonra en azından maddi olarak onları destekleyelim istiyoruz. Kudüs'te yaşayan gençlere maddi olarak destek sağlamaya çalışıyoruz.

Zehir bağımlılığına karşı çalışmalarınızın detaylarını açıklayabilir misiniz?

En son oraya gittiğimizde görüştüğümüz bir kişi demişti ki sizin ülkenizde insanlar birbirlerine sigara verirler bizim ülkemizde artık gençler birbirlerinden zehir alıp veriyorlar. Yani o kadar yaygın, kolay, o kadar basitleşmiş. Sonuçta işgal var, babaları şehit ediliyor, gazi oluyor, dışarı çıkınca kötü muameleye maruz kalıyor. Bu çocukların bulunduğu ortamlarda bir boşluk var. Bununla alakalı orada seminerler yapmak lazım. Bu çocuklara zehir kullanmanın zararları anlatmak lazım. Onlara dokunmak lazım.

“GENÇLER OKUMAKTAN VAZGEÇMİŞ”

Oradaki gençler artık okumaktan vazgeçmiş. Bir şekilde para kazanıp sadece orada hayatlarını idam ettirme çalışan gençler var. Bununla alakalı belirli yerlerde oranın uzmanlarından bu çocukların tespiti yapılıyor ve çocuklara önce bu zararları anlatılıyor. Daha sonra bu çocuklar neler yapabilirler diye çalışmalar yapılıyor. Eğer spora karşı bir eğilimi varsa sporla alakalı bir şeyler sağlanıyor, müziğe karşı ise bununla alakalı eğitim, seminer ile başlayarak böyle bir süreç geçiyor. Bunun dışında daha hiç zehir ile tanışmamış ama bu o tehlikede olan çocuklara da bunun zararları, bunlardan korunmak için neler yapabileceklerini anlatılıyor. yani bozulduktan sonra bir şey düzeltmek yerine bozulmadan düzeltilme yoluna gidiyoruz.

Sizin her sene düzenlediğiniz geleneksel iftar ve kurban çalışmalarınızı okuyucularımıza anlatabilir misiniz?

Her sene Ramazan'da işgalcilerin Aksa'nın hürmetine çiğnemesi artıyor. Bunun sebebi Aksa'nın içerisini boş bulmaları. Aksa'nın içerisi ne kadar Müslümansız kalırsa işgalciler kendilerini o kadar güçlü hissediyorlar ve o kadar fazla hürmetini çiğniyorlar. Ramazan ümmetin birliğini göstermek için iyi bir fırsat. Ramazan'da ümmetin birliğini görürlerse o zaman çekinirler diye düşünüyoruz. Tabii bu birliği hep birlikte göstermek lazım. Mescid-i Aksa'nın içerisinde Ramazan'da dopdolu Müslümanlarla kalmasını sağlamak için orada iftarlar ve sahurlar veriyoruz.

“BU SENE MESCİD-İ AKSA’NIN HÜRMET-İ 30 KERE ÇİĞNENDİ”

Sadece bu sene Mescid-i Aksa’nın hürmet-i 30 kere çiğnendi. Ramazan'ın içerisinde eğer her gün Kadir gecesindeki gibi bu gibi çalışmalar olsaydı bu olmayacaktı. Biz bunun farkındayız ve bunun olmasını engellemek için bu tarz çalışmalar yapıyoruz. Mescid-i Aksa’da itikafa girenler var ve düşünsenize itikafa giriyorsunuz orada ne iftar var ne de sahur ne yapacaksınız? Mecbur çıkmak zorundasınız. Kudüs halkının orada yaşayabilmesi maddi olanaklara bağlı. Tabii bunu işgal güçleri de biliyor o yüzden maddi olanakları ellerinden geldiği kadar kısıtlı tutmaya çalışıyor. Kurban bizde zekat vermek vacip. Sadece kurban bayramlarında oraya et göndermekle belki çok fazla işgale karşı bir duruş sergileyemeyiz ama oradaki halkın unutulmadığını hala Türkiye'den onların seslerine cevabı geldiğini görsünler istiyoruz. Bu çalışmalar ne kadar artarsa oradaki halkın direnci aynı oranda artacak.

Türkiye’deki kadınlar Kudüs’ü ne kadar biliyor?

Oradan her geldiğimde diyorum ki diyorum ki beni en çok acıtan şey ağlatan şey şu ki oradaki insanlar zannediyorlar ki bütün Türkler Kudüs'ün özgürlüğü için uğraşıyor. Çünkü hangi Türk’ü yolda çevirip sorsanız Kudüs senin için ne anlam ifade ediyor Miraç Yurdu der. Yani seviyor orayı ama maalesef orası ile alakalı çok çok büyük bir malumata sahip değiliz. Bunu nereden biliyoruz? Bizim mukabele ev çalışmalarımız var. Ramazan boyunca günde üç, dört, beş eve gidip Mescid-i Aksa'yı anlatmaya çalıştık. Biz biliyoruz ki aslında toplumu yetiştiren anneler önce annelere dokunmak lazım.

“ÖNCE ANNELERE KUDÜS’Ü ANLATMAK LAZIM”

Önce annelere anlatmak lazım ve anlatıp çıktığım her evde hanımların hüngür hüngür dinleyip biz bunları bilmiyorduk, nasıl olur da biz bunları bilmiyoruz dediklerini biliyorum. Yani umursamamalarından değil bilmediklerinden dolayı. Duydukları, öğrendikleri zaman emin olun ki yapamayacaklarını hiçbir şey yok .Biz bunu görüyoruz. Bizim düzenlediğimiz kermesler mesela bütün her şeyi bunu hanımlar yapıyor. Hanımlar güçlerinin farkında değiller, evlatlarının üzerindeki etkilerin farkında değiller. Boykot ürünleri meselesini sadece Türkiye'deki ev hanımlara anlatsak zaten boykot diye bir problemimiz kalmaz. Bunları anlattığımızda etkili olduğunu görüyoruz.

Amerika’nın sözde Kudüs büyükelçisinin sosyal medyada paylaşılan görüntülerini nasıl yorumluyorsunuz?

Farkındaysanız tahakküm arttı. Yüzyılın Antlaşması'nın ortaya sunulmasından sonra her geçen gün daha artıyor. Bunun sebebini ümmetin sessizliği olduğunu düşünüyorum. Yani buna bir mütekabiliyet uygulanmadığından dolayı. Yani yarın bir gün İsrail'i destekleyen bütün devlet başkanları aynı şeyi yaptıklarını görürsem hiç şaşırmam. Neden? Benim seminerlerde hep anlattığım bir kurbağa olayı var. Kurbağayı sıcak suya atarsan sıçrar. Ama soğuk suyu tencerenin içinde koyup da altının yavaş yavaş ısıtırsanız kurbağa haşlanır. Buna tepki vermez. Ümmetin üzerinde uygulanmaya çalışılan da bu zaten. Kudüs'ün doğusunu İsrail'in başkenti ilan etme ile başlayıp ondan sonraki sürecini tamamen baktığımız zaman her geçen gün artan işte bakanların içeri girmesi anlaşmaların yapılması, bunlar çok şaşırtmıyor artık. Onu tamamen ümmetin sessizliğinden dolayı olduğunu düşünüyorum.

Çalışmalarınızdan biri de Mesleki Kurslar. Bu proje kapsamına neler yapıyorsunuz?
Bu benim çok güvendiğim, çok sevdiğim bir projedir. Çünkü çok ihtiyaç var. Filistin'de Kudüs'teki hanımlar çok daha güçlü, karakterli. Coğrafyaların insan fıtratı üzerinde önem ve etkileri vardır. Zor coğrafyada yaşıyorsanız biraz daha kuvvetli oluyorsunuz. Oranın kadınlarında ben bunu çok net gördüm. Bahsettiğim gibi erkeklerin çoğu hapsedilmiş veya şehit edilmiş. bir şekilde bu kadınların evinin geçimini sağlamaları gerekiyor. Ne yapacak bu kadınlar. Elinden hiçbir iş gelmiyor, bilmiyor. Orada geçerli olan meslekler var. Biz her mesleği öğretemeyiz ama oradaki yeterli olan meslekleri öğrenip bir şeyler yapıyorlar. Bu mesleklerle alakalı gerekli malzemeleri orada bırakıp artık evinin geçimlerini sağlamalarını sağlıyoruz.

Son olarak Kudüs’ün umudu olmak ne demek? Kudüs sadece Kudüslülerin diyebilir miyiz?

Sadece o halka ait olsaydı herhangi bir yardımlarınız bu şekilde olmazdı, çok daha farklı olurdu. Biz şunu biliyoruz, orası hepimiz için önemli. Orada insanlar Müslüman kimlikleri ile yaşamayı sürdürdükleri için bu zulmü görüyorlar. Oradan İslam'ın izini tamamen silmeye çalışan bir işgal gücü var. Kudüs umudu olmak demek oradaki halka orası sadece sizin için önemli değil bizim için de önemli olduğunu anlatabilmek demek. Ancak bu şekilde Kudüs'ün umudu oluruz. Biz de oranın murabıtıyız. Biz de oranın bekçisiyiz hissini verebiliyorsak bu samimiyetle Kudüs'ün umudu oluruz inşallah.

Yorumlar

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.