Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

MİT Kanunu ve milli güvenlik

Odatv muhabirlerinin şehit MİT mensubunun bilgilerini haber olarak paylaşmaları sonrasında haklarında soruşturma açılması, ardından İyi Parti İstanbul Milletvekili Ümit Özdağ’ın dokunulmazlığının kalkması için fezleke hazırlanması MİT Kanunu’nu ve milli güvenliği tekrar gündeme getirdi. Biz de bu konuları sizin için Avukat Kamil Ekinci’ye sorduk.

MİT Kanunu ve milli güvenlik

Sosyal Medya Uzmanı Deniz Unay/Mülakat

Son günlerde ülkemizde tartışılan konulardan biri de MİT personelinin kimliklerinin ifşa edilmesi meselesi. Bilindiği gibi Odatv muhabirlerinin şehit MİT mensubunun bilgilerini haber olarak paylaşmaları sonrasında haklarında 2937 Sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Kanunu’nun 27. maddesi gereğince soruşturma açılmış ve tutuklanmışlardı. Son olarak da İyi Parti İstanbul milletvekili Ümit Özdağ’ın dokunulmazlığının kaldırılması için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından TBMM’ye fezleke verildi.

Söz konusu soruşturmalar başlar başlamaz bazı çevrelerde soruşturmaların haksız olduğu, faillerin fiillerinin suç unsuru taşımadığı yönünde gerek yazılı ve görsel basında ve gerekse de sosyal medyada yoğun şekilde haber ve paylaşımlar yapılmaya başlanmıştır.

Aslında bu haber ve paylaşımlara yabancı değiliz. Zira 2014 yılında yukarıda zikredilen MİT Kanunu’nda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi gündeme geldiğinde aynı çevreler “Muhaberat Devleti mi geliyor” şeklinde paylaşımlar yapmışlardı.

Peki MİT Kanunu 27. madde’nin yani MİT personelinin kimliğinin ifşa edilmesinin hukuki boyutu nedir? İşte tüm bu soruların cevabı için sözü Avukat Kamil EKİNCİ’ye bırakalım…

MİT PERSONELİNİ İFŞA ETMEK SUÇ MUDUR?

Bu sorunun cevabı, 2937 Sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Kanunu’nun 27. maddesinde yanıt bulmaktadır. Söz konusu maddeye göre Millî İstihbarat Teşkilatı’nın görev ve faaliyetlerine ilişkin bilgi ve belgeleri, yetkisiz olarak almak, temin etmek, MİT mensupları ve ailelerinin kimliklerini, makam, görev ve faaliyetlerini herhangi bir yolla ifşa etmek suç olarak düzenlenmiştir. Kanunun açık düzenlemesi karşısında bu fiillerin suç olduğu tartışmadan uzaktır.

Bu suçu ve öngörülen cezayı anlayabilmek için MİT’in görevinin ne olduğunu hatırlamakta fayda olsa gerek. Devletler için egemenlikten vazgeçmek mümkün değildir. Bu, devlet olmanın olmazsa olmaz şartıdır. Devletler, egemenliklerini korumak için milli güvenliklerini korumak, terörle etkin mücadele etmek ve tüm bunları sağlamak için ise istihbarat ve karşı istihbarata ihtiyaç duyarlar. İşte MİT bu denklemin tam ortasında olup, faaliyet alanı, kuruluş kanununa göre dış güvenlik, terörle mücadele ve millî güvenliğe ilişkin konularda Cumhurbaşkanınca veya Bakanlar Kurulunca verilen görevleri yerine getirmektir. Toplumun haber alma hakkı elbette çok önemlidir. Ancak burada sorulması gereken haber yapmanın suç olup olmadığı değil habercinin suç işleyip işlemediğidir.

HABER YAPMAK SUÇ MU?

27. maddeye baktığımızda bu suçun işlenmesi bakımından özel bir sınıf ayrımı yapmadığı gibi maddenin 3. fıkrasında, söz konusu personeli ifşa eden bilgi ve belgelerin; radyo, televizyon, internet, sosyal medya, gazete, dergi, kitap ve diğer tüm medya araçları ile her türlü yazılı, görsel, işitsel ve elektronik kitle iletişim araçları vasıtasıyla yayımlanması, yayılması veya açıklanmasını ayrı bir bentte suç olarak tanımlamış ve sosyal medya ve kitle iletişim araçları ile suçun işlenmesi durumunda cezanın daha da yüksek olmasını düzenlemiştir. Kanunda bu suçun karşılığı ise 3 yıldan 9 yıla kadar hapis cezasıdır.

27. madde metni ve gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde MİT personelinin ifşasının habercilik olarak değerlendirilmediği görülecektir. Kaldı ki; yalan ve yanıltıcı haber de bir insan hakkı ihlali olup, 2014 yılında değiştirilen 27. maddeyi eleştirmek için bu tarihten önceye atıf yaparak örneklendirmek te doğru bilgi akışına zarar veren bir durumdur.

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ DİYEBİLİR MİYİZ?

İfade özgürlüğü haber alma ve verme hakkını da kapsayan temel bir insan hakkı olup, gerek anayasamızda ve gerekse ülkemizin de taraf olduğu Avrupa insan hakları sözleşmesinde düzenlenmiş ve teminat altına alınmıştır. Burada üzerinde durulması gereken konu bu hakkın sınırsız olup, olmadığıdır. Bu sorunun cevabı için Avrupa insan hakları sözleşmesinin ifade özgürlüğünü düzenleyen 10. maddenin 2. fıkrasına baktığımızda; “Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.” Denmekle ifade özgürlüğüne devletlerin müdahale edebilmeleri için üç şartın olduğu görülmektedir. Birincisi, müdahalenin demokratik toplum düzeninin sağlanması için gerekli olması, ikincisi, sınırlamanın yasada düzenlenmiş olması üçüncüsü ise ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi gibi 2. fıkrada yazılı gerekçelerin olmasıdır. Konumuz açısından sözleşmedeki düzenlemeyi ele alacak olursak, 2937 sayılı kanunun 27. maddesinde sayılan fiillerin işlenmesinin ulusal güvenliği, kamu güvenliğini, toprak bütünlüğünü tehlikeye attığı ve gizli bilgilerin yayılmasına sebep olduğu ve ifşa edilen personelle birlikte bağlantılı olduğu diğer MİT personelinin de ifşa edilmesi sonucunu doğurma tehlikesi taşıdığı aşikârdır. Bu gerçeklik karşısında MİT gibi kuruluş kanununa göre dış güvenlik, terörle mücadele ve milli güvenliğin sağlanması gibi hayati öneme sahip görevler ifa eden ve faaliyetlerinde gizliliğin en üst düzeyde olması gereken bir teşkilatta görevli personeli ifşa etmenin ifade ve haber alma özgürlüğü olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu tür davranışlar milli güvenliğe ve terörle mücadeleye olumsuz etkiler yapabileceği gibi ülkemizi uluslararası hukuk karşısında da zor durumda bırakabilecektir.

Güçlü devlet için önlemler
Bir başka konu ise eleştirinin, suçu ve suçluyu övme, halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama boyutuna varmaması gerekir. Burada değinilmesi gereken hususlardan bir tanesi de kendisi gibi düşünmeyen insanları aşağılama alışkanlığıdır. Yukarıda da değindiğimiz üzere her kes ifade özgürlüğüne sahiptir. İfade etmemek veya başka bir deyişle itiraz etmemek te bir özgürlüktür. Bireyler devletin bekası için, milli güvenlik ve terörle mücadele gibi değişik konularda devletin güçlü olması için alınacak tedbirleri ve yasaları gerekli görebilir ve itiraz etmeyebilirler. Bu toplum sözleşmesinin de bir gereğidir zaten. Sırf kendileri gibi düşünmeyen insanlara en basit ifade ile cahil, yobaz gibi hakaretler yağdıranların İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 1. maddesini “Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdanla donatılmışlardır, birbirlerine kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar.” Hükmünü hatırlamaları gerekmektedir.
Sonuç olarak, tek amacı ülkenin milli güvenliğini sağlamak ve terörle mücadele etmek üzere görevlendirilmiş personelin kimliğini ifşa etmenin ve bu bilgiyi yaymanın suç sayılmasının egemenliğin bir gereği olduğu açıktır.

BİLGİ DAHA ÖNCE BAŞKA KAYNAKTA YAYINLANMIŞ İSE DURUM NE OLACAK

Bu sorunun cevabını da aslında 27. maddede bulabiliriz. Zira maddenin 3. Fıkrasında “ Birinci ve ikinci fıkra kapsamındaki bilgi ve belgelerin; radyo, televizyon, internet, sosyal medya, gazete, dergi, kitap ve diğer tüm medya araçları ile her türlü yazılı, görsel, işitsel ve elektronik kitle iletişim araçları vasıtasıyla yayımlanması, yayılması veya açıklanması hâlinde;…” denmek sureti ile kanun koyucunun gizli bilgilerin sadece yayımlanmasını değil, konusu suç teşkil eden yayının yayılmasını sağlamayı da ayrıca suç olarak düzenlemiştir. Dolayısıyla madde metnine dikkatlice bakıldığında ve objektif olarak değerlendirildiğinde daha önce yayınlanan bir belgenin yayılmasının da suç olarak değerlendirileceği açıkça anlaşılacaktır.

MİT ZATEN BİLİNEN BİR TEŞKİLAT DEĞİL Mİ?

MİT elbette tüm dünyada bilinen bir istihbarat teşkilatı. Kuruluş kanunu olan bir teşkilatın gizli olması zaten düşünülemez. Kaldı ki tüm istihbarat teşkilatları da bilinmektedir. CIA, MOSSAD, KGB gibi teşkilatlarda bilinmektedir. Bununla da kalmayıp, amaç ve görevleri de herkesçe malumdur. Bu gerçekten yola çıkarak, 27. maddede yazılı suçun mantıksız olduğunu ileri sürmek ortalama akıl ile ve iyi niyetle ileri sürülebilecek bir iddia olmasa gerek. Zira MİT müsteşarının ve müsteşar yardımcısı gibi yönetici ve bir kısım idari kadronun biliniyor olması ve bu kişilerin lüzum görüldüğünde basına çıkmış olmaları olağan bir durum olup, idari işleyiş gereğidir. Ancak bunları ileri sürerek 27. maddedeki düzenleme pasifize edilemez. Zira Hakan Fidan MİT Müsteşarıdır diyen ve bunu yayınlayan ya da yayan kimseye açılmış bir soruşturma zaten vaki değildir. Burada ifşa edilen personelden kasıt, teşkilat şemasındaki görevi gereği bilinmeyen ve gizli kalması gereken personeldir.