Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

Navarin tecrübesinde geleceğin Türk deniz stratejisi | 190 yıl sonra Mavi Vatan’a dönüş

Osmanlı - Mısır donanmasının 1827'de savaş ilanı dahi yapılmadan hile ile İngiliz, Fransız ve Rus donanması tarafından Navarin önlerinde yakılması ile kaybedilen Mavi Vatan hâkimiyeti, 190 yıl sonra yeniden tesis ediliyor. Türk Deniz Stratejisi: Ana vatanda güvende, denizde güçlü ve dünyada söz sahibi olmak için tüm denizlerde var olmak.

Seda Şimşek
Navarin tecrübesinde geleceğin Türk deniz stratejisi | 190 yıl sonra Mavi Vatan’a dönüş

Diriliş Postası Ankara Temsilcisi Seda Şimşek/Mülakat

Milli Savunma Bakanlığı, 23 Nisan’da Akdeniz Kalkanı Harekâtı’nın Pakistan ve Ürdün’ün katılımıyla uluslararası bir harekât haline geldiğini duyurmuştu, Arnavutluk, Azerbaycan, Cezayir, Libya, Lübnan ve Tunus’un da harekâta katılması bekleniyor. Deniz kuvvetleri, harekâta hazırlık eğitimleri, 28-30 Nisan tarihlerinde Karadeniz, Ege Denizi ve Akdeniz’de 39 savaş gemisi, 2 insansız hava aracı ve bir deniz karakol uçağının katılımıyla gerçekleştirdi. Osmanlı – Mısır donanmasının 1827’de savaş ilanı dahi yapılmadan hile ile İngiliz, Fransız ve Rus donanması tarafından Navarin önlerinde yakılması ile kaybedilen Mavi Vatan hâkimiyeti, 190 yıl sonra yeniden tesis ediliyor.

SDE Başkanı Yardımcısı Tümgeneral Dr. Güray Alpar

Stratejik Düşünce Enstitüsü (SDE) Başkan Yardımcısı Tümgeneral Dr. Güray Alpar, “Navarin Tecrübesinde Geleceğin Türk Deniz Stratejisi” adlı makalesinde yeni Türk Deniz Stratejisi’ne ilişkin şu değerlendirmeleri yaptı:

DENİZ YOLLARI STRATEJİK ÜSTÜNLÜK SAĞLAYACAK

“Dünya üzerindeki büyüklüğüyle denizler ve okyanuslar tarih boyunca küresel ölçüde etki yaratma imkanına sahip olmuştur. Denizler ve okyanuslar stratejik rekabetin yaşandığı en önemli alanlardan birisi olma yanında, giderek artan dünya deniz ticareti, deniz altı fiber optik kabloların yoğunluğu, enerji kaynaklarının naklindeki ana alan olması ve barındırdığı doğal kaynaklar nedeniyle de önem kazanmaktadır. Böyle bir ortamda denizler üzerindeki rekabetin giderek artacağı ve daha önceden olduğu gibi denizlerle, deniz yollarını kontrol edenlerin stratejik bir üstünlük sağlayacağı görülmektedir.”

TÜRKLER BİNLERCE YILLIK DENİZCİLİK KÜLTÜRÜNE SAHİP

“Akhunlar döneminde Hint Okyanusuna ulaşan Türkler, Selçuklular döneminde Karadeniz, Adalar Denizi ve Akdeniz’e ulaştı. Bundan sonraki dönemde Bizanslı denizciler vasıtasıyla binlerce yıllık bir Roma Denizcilik Kültürünü de bünyelerine katarak Osmanlı döneminde İslam Dünyası yanında dünya ticaret yollarının da güvenliğini sağlayan muazzam bir yapıya dönüştü. Osmanlı Deniz Gücü, 19. yüzyıla kadar bulunduğu coğrafyalarda güvenliği sağlamaya devam etti. ”

NAVARİN’DEN SONRA DEĞİŞEN DENGE

“Türk Deniz Gücü var oldukça amaçlarına ulaşamayacaklarını anlayan güçler Osmanlı Donanmasını yok etmeye karar verdiler. Sömürmek istedikleri bölgeleri ele geçirmelerinin önündeki en önemli engel Osmanlı donanmasıydı. Bu nedenle Osmanlı Donanmasını yok etmeye karar verdiler. 1827 tarihinde savaş ilanı dahi yapılmadan hile ile Osmanlı-Mısır donanması İngiliz, Fransız ve Rus donanması tarafından Navarin önlerinde yakılması önemli bir dönüm noktasıydı. Bu olay sonucu Osmanlılar, bir anda donanması olmayan bir deniz imparatorluğuna dönüşmüştür. Ne yazık ki bu yok edişten sonra Türk Donanması neredeyse 2000’li yıllara kadar 170 seneden fazla bir süre dengeleri yeniden sağlamakta güçlük çekmiştir. Dikkatle incelenirse sonuçları bugüne uzanan birçok olayın temelinde Navarin’de Osmanlı Donanmasının yok edilmesi vardır.”

Türk donanmasının dönüşü adaletsizliği sonlandıracak
“Türk Dış Politikasının giderek artan gücünün, deniz alanlarına da yansıdığı ve Türk Gönül Coğrafyasının güvenliğini sağlayacak şekilde Akdeniz, Kızıldeniz ve Hint Okyanusuna doğru harekât çapını artırdığı açıkça görülüyor. Türk donanmasının tek taraflı olarak yok edildiği Navarin Olayından uzun bir süre sonra, önceden var olduğu alanlara tekrar dönmesinin, bu alanda uzun süredir yaşanan adaletsiz uygulamaları sona erdireceği ve sadece bölgesel olarak değil, dünya çapında barış ortamına da önemli katkılar sağlayacaktır.”

GERİ DÖNÜŞE KARŞI ÇIKIYORLAR

“Osmanlı, donanması, yıllarca kutsal toprakları ve Müslümanların yaşadığı coğrafyayı canı ve kanı pahasına koruyarak kutsal bir görevi yerine getirmiş, ezilen mazlumların umudu olmuştur. Ancak Osmanlı Donanmasının Navarin’de yok edilmesi ve yerine yeterli bir donanmanın tekrar konulamaması nedeniyle güven içinde yaşayan bu coğrafyalar sonuçları bugüne kadar uzanan acılara maruz kalmıştır. Türk Deniz Gücünün bu bölgelere dönmesine karşı çıkılmasının altında yatan neden de budur.”

TÜRK DENİZ GÜCÜ BÖLGESEL DENGELERİ YAKALADI

“Deniz Hakimiyet teorisini ortaya atan Amiral Mahan, ‘Savaşları kendi sınırlarından uzak tutacaksın, çatışmaları yönlendirip yöneteceksin, dünya üretim ve ticaretini ve enerji kaynaklarını kontrol altında tutacaksın ve bu maksatla denizcilik gücünü sivil ve askeri unsurlarıyla kuvvetli hale getirip muhafaza edeceksin.’ demişti. Türk Deniz Gücü giderek gelişiyor. Yerlilik oranını sürekli olarak geliştiren Türk Donanmasının, 2010 yılından sonra bölgesel dengeleri yakaladığı ve sonra da giderek üstün duruma geçtiği görülmektedir. Böyle bir yapının oluşturulmasının ardında şüphesiz taktir edilmesi gereken çok büyük bir çalışma ve alın teri vardır.”

KÜRESEL DENİZ GÜCÜ OLMA YOLUNDA

“Bölgesel bir deniz gücü statüsünden, küresel bir deniz gücü olma yolunda ilerleyen Türk Deniz Kuvvetleri kuvvet yapısını geliştirmekte ve modernizasyon projelerini sürdürmektedir. Türk Deniz Kuvvetlerinin Stratejisinin temel esasları ise savunma ve güvenlik durumu ile dış politika ve denizlerdeki hedeflere dayanan dinamik bir yapıdan oluşmaktadır. Deniz Kuvvetleri uluslararası toplumun, muhasımın ve müttefiklerin karar verme mekanizmalarını ve davranışlarını doğrudan etkileme gücüne sahiptir. Bu noktada Türkiye’nin, geleceğin risklerle dolu kaotik ortamında sadece yakın çevresindeki denizlerde değil, açık deniz ve okyanuslarda her türlü ortamda görev yapabilecek ve caydırıcılık sağlayacak bir yapılanmaya, gemi dizayn, inşa ve yazılım yetenekleri de dahil olmak üzere milli imkanlarla gittiği görülmektedir.”

HAREKÂT ÇAPI GENİŞLİYOR

“Türk Deniz Kuvvetlerinin görev spektrumu çerçevesinde harekât çapı her geçen gün genişlerken; deniz kontrolü, güç intikali, deniz ulaştırma koruması, deniz güvenlik harekâtı ve deniz yetki alanlarının kontrolü yanında, bayrak gösterme, barışı destekleme harekatları, insani yardım harekâtı ve arama kurtarma harekâtı gibi harekatları da başarıyla yerine getirdiği görülmektedir. Türk Deniz Gücünün, sahip olduğu nitelikli insan gücü, milli yazılım yeteneği ve askeri gemi dizayn ve inşa etme yeteneği ile ana vatandan çok uzak bölgelerde ve okyanuslarda orta ölçekli küresel güç aktarımı yapabilecek yeteneklere sahip bir deniz kuvveti olma yolunda emin adımlarla ilerlediğini görmek memnuniyet verici.”

Yunanistan neden rahatsız oldu?
“Türk Deniz Gücünün faaliyetlerinden en fazla rahatsız olan Yunanlılar ve Kıbrıs Rumları. Sebebi gayet basit. Navarin sonrası bölgedeki politikalar tek başına Atina merkezli olarak tesis ediliyordu, bölgedeki deniz alanlarını dizayn ediyorlardı. Bu paylaşımda, Türkiye’yi ve Kıbrıs Türklerini Doğu Akdeniz’de tamamen yok saydığı gibi; Arnavutluk, Libya, Mısır, Lübnan ve İsrail gibi devletlerle yapmış olduğu anlaşmalarla bu ülkelere ait on binlerce kilometre kare deniz alanını kendi lehine gasp etmişti. Bütün bu ülkelerin halkları gerçek durumun farkına varmaya başladı. Bu nedenle Türkiye’nin uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını korumak için yaptığı anlaşmalar ve tatbikatlar Yunanlıları ve Kıbrıslı Rumlarını telaşlandırıyor. Artık şımarıkça ve her türlü uluslararası hukuk kurallarına aykırı olarak istedikleri gibi Türkiye izole edilemeyecekleri görülüyor. Şimdi adalet yerini bulacak, herkes kendi hakkını alacak.”

AKDENİZ KALKANI ULUSLARARASI NİTELİK KAZANIYOR

“2006 yılından beri sürdürülen Akdeniz Kalkanı Harekâtının uluslararası bir nitelik kazanması da bölgesel ve dünya barışı için önemlidir. Türkiye’nin milli imkanları ile yürüttüğü faaliyetlerin, bundan sonra uluslararası bir tatbikata dönüşeceğinin, 23 Nisan 2020 tarihinde açıklanması bir dönüm noktasıdır. İlk katılımcılar Pakistan ve Ürdün’dü. Daha sonra yapılan açıklamalardan anlaşıldığı kadarıyla bu ittifakın giderek genişleyeceği ve Azerbaycan, Gürcistan, Cezayir, Libya, Lübnan ve Tunus gibi ülkelerin de buna katılabilecekleri görülüyor. Bu ülkeler Akdeniz’e kıyısı olan veya Akdeniz üzerindeki ticaret, enerji, nakil hatlarını kullanan ülkeler ve görüşmeler iki yıldan fazla bir süredir devam ediyor. Bölgedeki güvensizlik ortamının birçok ülkeyi bu tür sağlam güvenlik ittifaklarına yönelttiği görülüyor. Katılımcı ülkeler şüphesiz ilerleyen dönemlerde bu ülkelerle de sınırlı kalmayacaktır. Türk Deniz Gücünün bölgedeki faaliyetleri bugüne kadar sürdürülen adaletsiz uygulamalara son verecektir.”