Son Dakika

Oyuncu yazar Mehmet Temiz: Sebep sebepsizliğin aynasıdır

Yeni kuşak yazarlardan Mehmet Temiz, hayata bakışını ve birikimlerini paylaştı. Varlığın ve yokluğun hakikatini aradığını belirten Temiz, dişiyle tırnağıyla kazıyarak, duvarlara kafa atarak kurduğu dünyasını anlattı.

Oyuncu yazar Mehmet Temiz: Sebep sebepsizliğin aynasıdır

Yazım aşamasında yeni bir kitap ve tiyatro oyunu ile Mehmet Temiz, anlayanlara ve anladıklarına dair cümleler biriktirdi.

İlyas Say / Mülâkat

Yeni nesil genç yazarlardan biriyle sizi tanıştırmak istiyoruz. Mehmet Temiz. Onun için yalnızca ‘yazar’ demek kendisine haksızlık olur. Aynı zamanda bir tiyatro oyuncusu, belgesel yapımcısı, gezgin ve müzisyen de demek mümkündür. Elazığ’da başlayan hayat serüveni, 18 yıldır da İstanbul’da sürüyor. Genç yazar, yaşadıkları, yaşayamadıkları, beklentileri, hayalleri, başarıları, kaybettikleri ve kazandıklarıyla huzurlarınızda… “Sebep, sebepsiz olanın aynasıdır” diyen oyuncu yazar Mehmet Temiz’in anlayanlara, anlaşılanlara, anlaşılmayanlara ve anladıklarına dair düşünceleri herkese yeni bir bakış açısı sunuyor. Bakış açınızı değiştirecek, hayatı algılayışınız farklılaşacak. Keyifli okumalar...

Mehmet Temiz kendisini nasıl tanımlar?

Varlığın ve yokluğun hakikatlerinde yüzen bir seyyahım. 1994’te Elazığ da doğdum. 7 yaşıma kadar doğduğum toprağın ruhuyla yaşadıktan sonra İstanbul’a ailem ile birlikte göçtüm. Sonra onlar döndüler, ben kaldım.

Kader çizginizde karşılaştığınız zorluklardan bahseder misiniz?

Ailemden maddi destek almadım. Ama manevi destekleri her şeye bedeldi. Sokaklarda kalabalığın içinde derin yalnızlıklar hissettim. Dışarıdan okumak zorunda kaldım. Hem ders çalışarak mezun oldum hem kumsalda uyudum hem de camide yaşadım. Ağır iş koşullarında, çeşitli işler yaparak geçimimi sağladım. Bu arada askerlik yaparken; üniversite sınavlarına çalışıp burslu olarak radyo televizyon ve sinema bölümünü kazandım. Denizlerde kaptan yardımcılığı yaptım. Sahne sanatları eğitimi alıp oyunculuk yaptım. Bütün bunları yalnız başıma yaparak hayattan öğüt aldım. Böylece sağlam bir irade sahibi oldum.

Yaşadığınız anıların sizin için en değerlisi nedir?

Yağmurun tufan gibi yağdığı günlerden bir gün, caminin avlusu ‘deniz’ gibi olmuştu. Gider tıkanmıştı; onca zahmete rağmen yağmurun gideceği yolu açamadım; Kur’an Kursu’nu su basıyordu. Üstümdeki hırkayı çıkardım, kapının arasına sıkıştırdım. Sabahın ıssızlığında hamal semeri gibi bir kova bularak caminin avlusundaki yağmuru saatlerce sırtımda taşıyıp avludan dışarı attım. Neden kimseyi aramadım veyahut imam gelene kadar niye beklemedim; kendisine ulaşmadım bilmiyorum.

Yaşadığınız anılar içinde ‘ders’ olarak gördüğünüz herhangi bir olayla karşılaştınız mı?

İnsanları ve kendimi okumayı ‘nefes almak’ gibi görerek, varlık denizinde aldığım her nefes benim için ilimdir.

Çocukluk hikâyelerinizden en sevdiğiniz bir anıyı anlatacak olsanız hangisini tercih ederdiniz?

Ruhum ahirete göçene kadar ölmeyen çocukluğumun yaşayan çocukluğumdaki her anım, benim en sevdiğim hikâyelerimdir.

Çevrenizde dikkatinizi çeken, sizi sorgulamaya iten şeyler var mı?

Hayatın varlığı ve yokluğunda olan her şey dikkatimi çekiyor. Varlığıyla yokluğuyla dikkatimi çeken ahvallerle ilgilenip içindeki hikâyeleri okuyarak keşiflerinde yüzmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum.

İnsanlarla iletişim kurarken dikkat ettiğiniz hususiyetler nelerdir?

İnsanların ruhunu, sözleriyle veya vücut lisanlarıyla okur, tabiatına göre kişiliğini sorgulayarak sessiz sesim ile muhabbet kurarım.

Size göre adalet ve adaletsizliğin tanımı nedir?

Adaletsizlik suçlunun hak ettiğini suçsuz olana vermek; suçlu olmayanın hak ettiğini suçlu olana vererek yargılayıp hüküm verilmesi ve özgür olan insan ruhunun zindanlaştırılmasıdır. Adalet ise suçlu olanın cezasını yaşaması, suçsuz olanın ise hakkı olan hürriyetini yaşamasıdır.

Bir yazar olarak sizin için hangi kitap diğerlerinden daha değerlidir?

Allah’ın tüm insanlara bahşettiği, alemin geçmişinde ve geleceğinde hiçbir kitabın kıyamete değin zerrece değerine ulaşamayacağı, hakikat olan, varlığıyla, eşsizliğiyle iki cihanımızın hayat rehberi olan Kuran-ı Azimmüşşan benim yaşama sebebim ve değerimdir.

Yazmak için hangi kaynaklardan yararlanıyorsunuz?

Ruhumun kitaplarında ve her türlü kitabın ruhunda seyahat ederek okuduğum anlamlardan, hayatın sunduğu anlamlardan, okuyamadığım nice anılarıyla birlikte istifade ediyorum.

Sizi etkileyen yazarlardan bir liste yapsanız, sıralama nasıl oluşur?

Muhyiddin İbn-i Arabî, Mevlana ile Şems-i Tebrizî, Nasreddin Hoca, Fatih Sultan Mehmed, Piri Reis, Necip Fazıl Kısakürek, Mehmet Akif Ersoy. Sokrates, William Shakespeare, Dostoyevski, Tolstoy, Goethe, Frida Kahlo, Nietzsche ve Osho’dur. Belirtmiş olduğunuz bazı yazarların kitaplarındaki düşünceler birbirlerinin değerleriyle tezat içinde kalarak farklılıklarını yaşıyor.

Aykırı düşüncelerden beslenmeyi seviyor musunuz?

Elbette. Sıradanlığın mahkûm oyuncuları olan ‘sürü psikolojisini’ ruhumda yaşatmam. Farklı akıllar ve duyguların sofrasına oturur, muhabbet eder, hayatlarını okur; ama yine ömür seyahatime kendi aklım ve duygularımla devam ederim.

Sanatın en çok hangi dallarıyla ilgilenirsiniz?

Sanatın ruhunu yaşayan her yuvanın nefeslerine ilgim vardır. Fakat tiyatro, resim ve müzik vazgeçilmezim olanlardır.

Hangi ressam, müzisyen veya şarkıcı sizi diğer ressamlardan, müzisyenlerden ve şarkıcılardan daha çok etkilemiştir?

Matrakçı Nasuh ve van Gogh’un resimlerinde, Beethoven ile Chopin’in söz olan notalarında seyahat ederken etkilenmek nedir, etkilendiklerimle öğrendim. Micheal Jackson’ın dans eden müziklerinin de benim için değerli ve etkileyici olduğunu belirtmek isterim.

Sizce oyunculuk sanatını hakkıyla kimler yaşatıyor?

Nejat Uygur, Muhammed Ali ve Charlie Chaplin. Dünyaca ünlü boksör Muhammed

Ali’yi nasıl oyuncu olarak görüyorsunuz?

Muhammed Ali yalnızca boksör olan ruhunu yaşatmıyor, vücuduyla sanatkâr olarak yazdıklarını oynuyor. Bu sebepten benim için bir sanattır kendisi. Sizce tarihimizin seyahatnamesinde hangi komutan zaferi istenildiği gibi yaşamış ve yaşatmıştır? Tarihin zamanındaki her anılarda İslam’ın sancağıyla ordu olan ve orduyu yönetmiş olan milletimiz. Ölümü göklerdeki ordularıyla birlikte öldüren ordunun fatihi olan, İstanbul’u gökyüzünde yüzdürerek toprağın âlemlerinde uçmaya vardıran Fatih Sultan Mehmed ise tam anlamıyla muzaffer bir Zülfikârdır.

Tarihte bir komutan olmak isteseydiniz kim olmak isterdiniz?

Elbette Halid bin Velid.

Demokrasi sizin için ne ifade eder?

Vatanın nefes olduğunu, nefesinde millet olduğunu, milletin de hürriyetiyle devlet olduğunu, devletin de millet olduğuna inanıyorum ve bu demokrasi anlayışıyla yaşıyorum.

Doğanın sunduğu ve sizin de sevdiğiniz varlıklar var mı?

Yağmura, rüzgâra ve toprağa aşığım. Bunun dışında Allah’ın insanın hizmetine doğayla sunduğu ve varlıklarında hikmet olan diğer varlıkları da severim. Doğamızda yaşanan her varlık ruhumuzda da yaşadığı için yağmurla rüzgârla ve toprakla yaşamayı daha çok severim. Ayrıca doğada değil de ruhumdaki depremleri, volkanları, tufanları da severim.

Yazmak ve oyunculuk dışında neler yaparsınız?

Piyano çalar, resim çizerim. Yemek yapar, tarihin anlatıldığı yerleri gezer, tiyatro ve sinemaya giderim. Tanımadığım insanlarla sohbet eder, okuyabildiğim hayatlarla, okuyamadıklarım için yollara revan olurum.

Yazarlık ve oyunculuk hayat çizginiz ile nasıl birleşti?

Varlığı ve yokluğu tüm mevcudiyetimle sorguladığım için ve sanata ‘nefes gibi’ ihtiyaç olarak görerek, sanatın yazar ve oyuncu olan dallarında seyahat etmeye karar verdim. Çocukken cömert bir hayal gücüyle tüm hünerleri sergiler, arkadaşlarıma hikâyeler uydururdum. Bazen uykuya dalmadan önce de aynanın karşısına geçer kendime hikâyeler anlatır, taklitler yapardım. Bunları 1. sınıfta, yani 7 yaşımda ve ilerleyen zamanlarda yaşanan şeylerdi. Şimdi yazmadığım zamanı, ruhumun nefes almadığı zaman olarak görüyorum.

 

 

Yorumlar

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.