Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

Ahmet Özhan: Şanlı mazimiz ve dilimizden koparıldık

Tüm dünyanın etkilendiği pandemi döneminde, insanlar virüsten korunmak için evlerindeler. Biz de bu dönemde Türk Musikisi'nin değerli üstadı Ahmet Özhan ile sohbet ettik.

Ahmet Özhan: Şanlı mazimiz ve dilimizden koparıldık

Sosyal Medya Uzmanı Deniz Unay – Mülakat

Üstadım tasavvufla ne zaman tanıştınız ? Tasavvuf ve musiki olmasaydı hayatınızda ne olmasını isterdiniz ?

“Tasavvuf ile tanışmam kendimi hatırladığımdan itibarendir, tabii ki farkında değildim. Rahmetli babacığım bu işlere yatkın bir insandı. Sesi güzeldi; meğer o, sabah namazından sonra sallana sallana ilahi okurmuş. Ben bilmem, o zamanlar 3-5 yaşlarındaydım. Kucağına oturup onunla beraber ben de sallanıp galagule galagule yaparak… Aklımda kalan şeyler tabii bunlar, sonradan farkına vardım; ilahiymiş.

Zaman içerisinde babamın arkadaşları gelir, sohbetleri olurdu. Koca koca adamlar kah ağlarlar kah gülerlerdi. Bir şey anlamazdım ama o anlarda hep mutlu olurdum, evin havası değişirdi. Meğer onlar Mevlana’dan, Yunus’tan, dinden, Peygamber’den, İslam’dan bahsederlermiş. Kulağımda kalanlar bunlar oldu. Sonra bunlardan zevk almam, Allah’ın benim içime o sevgiyi koymasının bir neticesi diyebiliriz. Kendimi bulup ve bildikçe; evet, tasavvuf ve musiki hayatımın en önemli kesişme noktası oldu ve devam ediyor.”

50 yıldan fazladır insanların hafızalarında bir Ahmet Özhan var ve o hiç değişmedi bunu neye bağlıyorsunuz ?

“1968’den bu tarafa yarım asrı geçti, profesyonel hayatım. Çok mutluyum, hâlâ özde de paylaşmadığım bir algı olan nostaljiyi hiç yaşamam; hiç yaşamıyorum çünkü. Hâlâ aynı tazelikle, aynı güzellikte ilgi görmem ve ürün vermem açısından çizgimiz devam ediyor. Bu Cenab-ı Hakk’ın bir lütfudur. Bundan şahsım itibarıyla övünemem, şükreder, hamdederim.

Burada karakter de önemli, seçicilik de önemli, çalışmak de önemli. Yeniliklere açık olmak ve fiziki açıdan da genetik özellikler belirleyici oluyor. Hepsi bir araya geldiğinde, genetik özellikler, yaşımı göstermeyişim… Hâlâ Ahmet Özhan varlığını devam ettiriyor. Diğer taraftan seçici çalışmam, pek örselemem, ismimi popülistlik adına kendimi yıpratmam; ki bunlar benim karakterimden kaynaklanıyor. “Şunları yaparsam yıpranırım, yapmayayım” diye bir programım yok. Ama gönlümün çektiği şeyler, ne bileyim, daha dingin şeyler… Pek ortalarda görünmek hoşuma gitmez; fakat yerinde güzel ve değerli şeylerde olmak beni mutlu ediyor. Bu tercihlerle bilmiyorum, belki de zaman uzuyor. Tabii ki kader var Cenab-ı Hakk nasıl murad ettiyse her şey o şekilde devam ediyor.”

“HAYAT EVE SIĞMAKLA KALMIYOR, MUTLU DA EDİYOR”

Bu yıl ramazan ayını pandemi nedeniyle evlerimizde geçiriyoruz. Sizin için bu süreç nasıl geçiyor? Klasik tabirle “eski ramazanlar”ı özlüyor musunuz ?

Bu yıl, ilginç bir ramazan ayı yaşıyoruz. Hatta sadece ramazan ayı değil, bütün dünya ilginç bir dönem yaşıyor. Dünya dünya olalı gözle görülmeyen bir virüs yüzünden iş yerlerinin kapanması, insanların evlerinde kapalı kalması gibi bir hadise yaşamadı. Tarih içinde nice salgın hastalıklar pandemiler oldu; ama böylesi yok. Yöresel olurdu, ciddi kayıplar olurdu fakat dünyanın diğer yerlerinde hayat devam ediyor olurdu; ama bugün dünyanın her köşesinde insanlar aynı konuyla alakalı tedbir olarak kendilerini evlerine hapsetti diyebiliriz. İlginç olan da bu. Tabii ki bizim özel bir yaşam dilimimiz olan bu ay, kendi ilginçliği içinde yaşanıyor.

Şikayetçi miyim, insanlık adına şikayetçiyim! Ekmeğini kazanma güçlüğü çeken sıkıntılara düçar olan insanlar için üzüntülüyüz; onları yok sayarak tuzu kuruluk yapmayacağım. Fakat benim hanemde bir sıkıntı yok. Biz, eşimle evimizde beraber birbirimizden sıkılmadan, birbirimize kızışmadan hep gülerek, hep sevgi içinde yaşıyoruz, memnunuz. Şunu şöyleyeyim: Bu halin haricindeki, hani hür zamanlar diye tarif edeceğimiz zamanların çok daha fazlası bir şekilde yoğunuz. Röportajlar, online katılımlar çoğaldı; ki üniversite derslerim online devam ediyor. Yani hakikaten gün yetmiyor, sabahlara kadar oturuyoruz.

Bugün mesela biraz yoğunluğum azdı, arkadaşlarımla Hz. Ali’nin irşadı ile alakalı online sohbetimiz vardı. O her gün var, 5.30-6.30 arası. Gece Kanada’da -bizde sabaha karşı orada akşam 9.45 oluyor- tasavvuf konusunda sohbet var.

Çok güzel bir Ramazan geçiriyorum. Huzurumuz yerinde; ibadetleri yapıyor, namazları kılıyor, arkadaşlarla -online da olsa- görüşüyoruz. Hayat eve sığıyor hatta sığmakla kalmıyor mutlu dahi ediyor. Bu durumdan mağdur olanlar için endişemi de belirteyim. Özellikle çocuklarımızın mağduriyeti bizi üzüyor ama devletimizin şefkatli elinin halkımızın üzerinde olması bizi ziyadesiyle mutlu
ediyor.

“DÜNYA LİDERİ BİR ÜLKEYİZ”

Uzunca yıllar sanat hayatınız nedeni ile yurtdışı ile ülkemizi kıyaslama imkanı da buldunuz özellikle pandemi sürecinde Türkiye’yi nasıl görüyorsunuz?

“Hem pandemi hem de diğer tüm yaşam koşulları itibariyle bakıyorum; Türkiye, Avrupa’dan da Amerika’dan da ileride. Asya’yı saymıyorum, o şımarık gökdelenli Arap ülkelerini saymıyorum. Altyapısı ve kurumsallığıyla, son zamanlardaki büyük atılımlarıyla; havaalanları, köprüleri ve -bunu hayretle karşılıyorum ve nasıl yapıldığını hâlâ tam kavrayamıyorum- büyük metro ağıyla Türkiye dünyanın incisidir. Birtakım siyasi çatışmalardan dolayı maalesef bu gerçek saklanıyor ve üstü örtülüyor. Hayır, Türkiye dünyada lider ülke. Bunu pandemi döneminde de ortaya koyuyor.

Büyük ahlaksızlıklar, çaresizlikler ve gafletler içerisindeki Avrupa ve Amerika’yı seyrettik. Türkiye kendi kendine yettiği gibi (başta Avrupa’ya ve Amerika’ya olmak üzere) pandemiyle alakalı tıbbi-yardım yaptı.

Tüm dünya bunları seyrediyor, ölçüp biçiyor… Bizdeki kısır çekişmeleri bir tarafa bırakmalıyız. Dünya birtakım gerçeklerin farkında. Dünya ya bunlardan korkacak cephe alacak yahut da ”Siz haklısınız, gelin, dünyanın size ihtiyacı var; elimimizden tutun da ele ele bu dünyayı toparlayalım’ durumuna gelecek.”

“20 sene, belki de daha fazla ramazan ayı konserlerimiz olurdu. Malum, mevsim 33 senede bir ramazana gelir; yaz Ramazanları başlayalı yaklaşık 30 sene oluyor. Yurt içinde ramazan boyunca 25 ile 30 arası konserim olurdu. Gitmediğimiz yer kalmazdı; Mardin’den Samsun’a, oradan Antalya’ya… Hemen hemen her yere hatta yurt dışına giderdik. Bu sene konsersiz oluyor. Eski ramazanları özlemek!… Hayır, ben hiç eskiyi özlemem; ben, günü değerlendiren, günün değerini vermeye çalışan yani vaktin naktini iyi değerlendirmeye gayret eden ve bundan zevk alan biriyim.”

Tasavvuf müziğinin efsane ismi Ahmet Özhan ile hoş sohbet: “Şanlı mazimiz ve dilimizden koparıldık”

Tasavvuf müziğinin efsane ismi Ahmet Özhan ile hoş sohbet: “Şanlı mazimiz ve dilimizden koparıldık” 

Karantina günleri devam ederken evde akıp giden sosyal hayatı ve sanatın medeniyet kodlarını Türk Musikisinin değerli üstadı Ahmet Özhan ile konuştuk.

Kitap okumayı sevdiğinizi biliyoruz Ahmet Özhan hangi kitapları okur? Gençlere hangi kitapları tavsiye edersiniz?

“Kitap okumayı severim uykumdan çalar okurum, tasavvufi kitapları tercih eder ufkumu genişletecek kitapları okurum. Ayrıca bizim tasavvuf musikisi tamamen mutasavvıf kişilerin yazmış olduğu şiirlerden oluştuğundan, onlar var, divanlar var bunlar çok kesin, öz, veciz ve muciz bir şekilde manaları bize taşıyor. Onlarla meşgul oluyorum. Gençlere tavsiyem istidatlarına baksınlar ne kabiliyetleri varsa ona yoğunlaşsınlar sanatsa sanat, tarihse tarih üzerinde, sosyolojiyse onun üzerinde dursunlar. Her dalda oynayıp her şeyden bir parça yerine bir dalda ihtisas sahibi olsunlar, diğerlerinden haberdar olmak en güzelidir.

Günümüzde kitap almak ve bilgiye ulaşmak çok kolay internete diye bir nimet var, tabi internete nimet olarak bakarsanız bir nimet, külfet olarak bakarsanız bir külfettir. Bu pratikliklerden istifade ederek bileğiyle ulaşıp tarihimiz, günümüzün ve dünyamız hakkında bilgiye ulaşsınlar. Sosyal olsun dini olsun varlığın hakikati,niteliği ve niceliği hakkında mutlaka fikir sahibi olsunlar çünkü, öyle bir altyapı olmazsa hiçbir şeyi yerli yerine koyamazlar bu önemli bir tespitim ve bunun üzerine hayatımı imar etme üzerine çalışıyorum.”

90’larda başlayan pop kültür ile 2000’lerde sosyal medyanında yoğun bir şekilde hayatımıza girmesi ile artık kültür ve gelenekler olarak eskisi gibi değiliz bu konuda ne hissediyorsunuz tavsiyeleriniz nelerdir?

“Zaman akışı içinde yadsınamaz bir gerçek dönüşümlerin olmasıdır. Bu bize has bir şey değil Avrupa tarihine bakın, gotik dönem, klasik felsefe döneminden itibaren sürekli bir yenilenme dönüşme kaçınılmazdır. Barok dönemi başlamıştır bu dönem kendine göre üretimi vardır müzikte ve diğer estetiklerde de böyledir. Sosyolojidedir böyledir. Sonra Fransız devrimi söz konusudur, burada batıda kilisenin maalesef eksen kaymasından dolayı halka büyük baskısı ve eziyeti olmuştur. İnsanlar orada bir dönüşüm yaşatmayı arzu etmişler ve dini geriye atarak seküler bir bakış açısı içerisinde maddeyi, bilgiyi ve aklı öne almayı değerlendirmişler ve seküler bir dönem başlamıştır. Sonra modern dönem sonra modernite sonra post modernite böyle bir felsefi akımlar aynı zamanda altyapılı da halkın iletişim biçimini, üretim ve üleşim biçimini de etkileyen akımlar olmuştur.

BATIYI TAKLİTTEN ÖTEYE GEÇEMEDİK

Batı bu şekilde olmuştur. Biz maalesef kendi kültürümüzle Batı’nın kendi kültürü ve tercihleri içerisindeki başardığı evrilmeyi başaramadık, evrilmeyi Batı’yı taklit olarak algılamayı tercih ettik buda büyük bir hataydı. Bugün binlerce yıllık bir kültürü, bir taraftan Arap yarım adasından İslam olarak gelen, öteki taraftan orta Asya’dan aşağı olarak genetik yapı Türklük olarak gelen ve bir yerde birbiriyle tevhid olan yani bir olan ve ondan sonra Anadolu netice itibariyle Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti diye devamlılık söz konusu. Maalesef efendim Abbasi, Emevi ve Türklerin devreye girmesi, Selçuklu, Osmanlı dönemlerini biz pozitif bir ilerleme olarak götüremedik somutlaştıramadık.

Yoksa kültür ve estetik olarak bizim felsefemiz daha ziyade İslamidir bizdeki derin düşünme esprisi tasavvuf ile ortaya çıkar ama biz bunları çok müşahhas bir hale sokarak yaşamımızı bu platform üzerine kuramadığımızı itiraf etmeliyiz sıkıntılarımızın başlıca sebebi budur.”

Özellikle Mevlana ve Şemsi Tebrizi’nin sözlerinin sosyal medyada yoğun bir şekilde paylaşılması için ne düşünüyorsunuz. İnsanlık kendi sözlerinin yeterli olmadığını hissedip bir nevi öze dönüyor diyebilir miyiz?

“Sosyal medyada Hz. Mevlana, Şems’i Tebriz’i ve diğer tasavvufi büyüklerimizin sözleri Hz.Mevlana ve Şems’i Tebriz’i başta olmak üzere bol bol yayınlanıyor. Cuma tebrikleri olarak kullanılıyor. Bunu bir eksikliği tamamlamak öze dönüş olarak algılamak yani çok iyimser olabilir. Çünkü, öze dönüş sözelle olmaz öze dönüş onun yaşantısıyla olur bu yaşantı müesseseleriyle gerçekleşir, bunun bir maarifi olması lazımdır. Maarifi seçerek söylüyorum eğitim demedim çünkü eğitimle her türlü mahlûkat eğitilebilir. İnsan öyle eğitilecek bir mahlûk değildir, insan Allemel Esma olması itibariyle özünde mündemiç olan yani derununda var olan bilginin ilhamla bir şekilde açığa çıkması işleminin gerçekleşebilecek bir yapılanmaya ihtiyacı vardır. Bunlarla alakalı bir yaşam, maarif platformu olmadıktan sonra yani bugün bir konserde Itri”nin Levakarını okumakla o dönemim Itri kültürünü tekrar elde ettik anlamı çıkmaz. Bu yüzden bunu çok katmanlı düşünmekte fayda vardır”.

Sözlerimiz bizi geçmişten geleceğe aktarır. Sözlerin kelimelerin hatta harflerin sırrına inanır mısınız?

Sözlerin, kelimelerin hatta harflerin manaları vardır. Çünkü bizim kadim lisanımız olan Osmanlı dönemindeki Türkçe olan Osmanlıca öyle bir Türkçe ki hem coğrafi koşullar itibariyle hem moral değerler itibariyle hem siyaset itibariyle hem sosyoloji ve ticaret itibariyle olmazsa olmaz bir lisandır Osmanlıca.

Çünkü Osmanlı Türk imparatorluğunu düşünün şimdi büyük bir Arap popülasyonu, öteki tarafta koca bir İran, İran etkisi altında kalmış bir takım Asya ülkeleri mesela, Hz. Mevlana’nın nesnesiydi. Farisî bir lisan ile söylemesinin sebebi onun İranlı olduğundan değil yaşadığı yer bu lisanı konuşuyor ondan dolayıdır.

Türklerde farisî lisanı konuşabiliyorlar. Koca bir İran ve farisî konuşan bir Türk coğrafyası netice itibariyle Anadolu bunları bir araya getirdiğiniz zaman bir insan, imparatorluğunun hangi köşesine gitse Osmanlıca denilen, düşünme ve ifade etme biçimini kullanarak ticaretini de yapar, hayatını da yaşar ve meselelerini de halledebilirdi.

Kadim mirasımızdan ayrı düştük

Bizim Türkçeye geçiş meselemizde tamamen yeni dönemin tercihleri itibariyle o kültürle ve o insanlarla ilişkiyi kesme amacıyla Osmanlıca reddedilmiş ve maalesef kültürümüz ve deruni hislerimizi ifade etmekten uzaklaşan bir Türkçe tercih edilmiş. Bugün aynı handikapa düşülmüştür batı hayranlığı yüzünden o arıtılmış Türkçeye Batı’dan Almancadan, Fransızcadan, İngilizceden, İtalyancadan dünya kadar kelime girmiştir. Üstelik yaşam koşulları, ticari koşullar ve turizm denen fevkalade önemli bir girdinin mecbur bırakmış olduğu iletişim biçiminden dolayı tabelalar, dükkân isimleri dahi yabancı olmuştur, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Biz maalesef 200 Yıldırım kaos yaşayan bir toplumuz. Tam manasıyla karar verememenin getirmiş olduğu sıkıntıları yaşıyoruz. Yaradan yolumuz açık etsin mutlaka Türkiye’yi idare etmeyi düşünüp hareket eden insanların bu köklü sancılara bir plan programla çare bulması ve yönetime talip olmasını diliyorum.