Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

Yeni dünyanın iletişim dili değişiyor

İstanbul Ticaret Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Celalettin Aktaş, Gazeteci-Yazar Muhammed Şimşek’in sorularını yanıtladı.

Muhammed Şimşek
Yeni dünyanın iletişim dili değişiyor

Diriliş Postası Haber Müdürü Muhammed Şimşek

Karantina günleri nasıl geçiyor? Vaktinizi nasıl değerlendiriyorsunuz? Hayatınızda neler değişti?

Karantina günleriyle beraber hepimiz ailecek eve kapandık haliyle ve gerçek hayatta gerçekleştirdiğimiz işlerin tamamını online ortama taşıdık diyebilirim rahatlıkla. Eşim, çocuklarım ve ben de dahil olmak üzere gerçek hayatta ne yapıyorsak çocuklar okullarını, derslerini takip ediyorlar. İşte eşim online ortamlar üzerinden işini takip ediyor. Haliyle ben de görevlerimi, yapmam gereken işlerimi online ortam üzerinden yürütüyorum. Şuna rahatlıkla söyleyebilirim. Gerçek hayat, online’a taşındı.

Whatsapp gruplarında yaptığımız yazışmalarla yüz yüze yaptığımız konuşmalar arasında çok önemli ciddi farklar var. Bu gidişata nasıl bakıyorsunuz? Yeni bir iletişim diline mi ihtiyaç var?

Gerçek hayatı online ortama taşımakla beraber bütün bu faaliyetlerimizi hepimiz evimizden gerçekleştiriyoruz. Gerçekte bulunmamız gereken, iş ve eylemleri yürüttüğümüz fiziki mekânlardan uzaklaşarak ev ortamına çekildik. Dolayısıyla olup biten her şey evin içerisinde, ev merkezli bir yapıdan bahsedebiliriz burada. Dolayısıyla burada özel ve kamusalın birbiriyle örtüştüğü yepyeni bir örüntünün içerisine girdiğimizi düşünüyorum. İnsanlar iş hayatını evden yönetseler ve arta kalan zamanlarda ailesiyle daha çok vakit geçirerek daha somut çıktılar üretebilir mi diye düşünüyordum. Fakat pandemi sürecinde ideal olanla realitenin, düşündüğümüzle gerçekleşenin birbirinin aynı olmadığını düşünüyorum şu anda. Çünkü sizin iş hayatınızla özel hayatınız arasındaki çizginin bir noktadan sonra koptuğunu görüyorum.

Bunda böyle hayatımıza yeni şeyler girmeye devam edeceği muhakkak. Peki buu ilişkiyi nasıl sürdürmeliyiz. Dijitalle olan bağımızı nasıl kurgulamalıyız?

Bizlerin gerçek hayatın, nesnel hayatın içerisinde fiziki olarak olmadığımızdan dolayı birçok işi dijital ortamda yürütmek zorundayız. Aslında salgınla gelecek 10 yıl içerisinde gerçekleşecek olan birçok şeyin aslında öne çekildiğini düşünüyorum. Üç beş sene sonra göreceğimiz şeyler, içinde bulunduğumuz durum nedeniyle erkene çekildi.

Bunun avantajları da var, dezavantajları da var. Yeni fırsatlar ortaya çıkacak mı?

Kesinlikle size katılıyorum. Dijitalleşme içerisinde hem fırsatları hem de tehditleri barındırıyor. Bunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Fırsatlar, birçok iş ve işlemin yapılmasını kolaylaştırmıştır. İnsanın fiziki mekana bağlı kalmaksızın zaman ve mekan içerisinde hareket etmeksizin işlerini yapmasını sağlamıştır. Aynı anda birçok işi yapabilmesinin de önünü açmıştır. Tabii ki burada birtakım tehditler de var. Bunu aslında şöyle değerlendiriyoruz. Hepimizin internete erişiminin olduğu, bilgisayarının olduğunu varsayabiliriz. Sayısal uçurum diyoruz. Olan olmayan, kullanan kullanamayan insanlar için bir takım tehditler barındırıyor. Online eğitim alabilmeniz için cihazlara ihtiyacınız var. Eğitim alamıyorsunuz bugün okullar kapalı. Eğitim alamadığınız zaman nasıl olacak? Çocuklarınızın eğitimi nasıl devem edecek. Bir yerde eğitime, fırsatlara erişebilen insanlar için avantajlı olsa da, teknolojik, ekonomik gücü olmayan insanlar için de bir tehdit bence bu.

Öbür taraftan dijitalleşmeyle beraber teknolojik bağımlılık da bir tehdit ortaya çıkmıyor mu hocam sizce?

Şimdi biz, çocuklarımıza ne diyorduk, aman evladım internet üzerinde çok uzun saatler geçirme, internette bu kadar kalırsan bağımlılık yapar diyorduk. Bugün kendi evimde olup bitene baktığımızda bilgisayarın başında, bilgisayar olmazsa akıllı telefonun başında oluyor. İçerisinde bulunduğumuz durum bilgisayara ve internet ortamına daha fazla bağlanmamız gerektirebilir. İş yapma eğilimlerimiz tamamen bu bilgisayarlar ve internet üzerinden gerçekleşiyor. Ya ben kendi çocuğuma bakıyorum. Online dersi bitiriyor. Bitirdikten sonra hemen çeşitli sosyal medya platformlarında kalmaya devam ediyor. Yepyeni bir problem…

Dijitalleşmenin her şeyden önce zihinlerde başlaması gerektiği fikrine katılıyor musunuz?

Çok haklısınız. Dijitalleşme aslında kültürel bir dönüşüm ve siz birtakım araç ve gereçleri kullanarak birtakım şeyleri yapma gayreti içerisindesiniz. Burada önemli olan şey, bilinç düzeyinin artmasıdır. İnsanların bu iletişim araçlarını kullanarak farkındalık düzeyinin artmasıdır. Neticede biz bu araçları kullanarak birtakım işleri bitirip sonuçlara ulaşmaya çalışıyoruz. Bu çerçevede baktığımız zaman insan zihninin kendisini bu önde eğitmesi gerektiğini düşünüyorum. Dijital okuryazarlık, medya okuryazarlığı üzerine eğitimler veriyoruz. Kendi çocuklarımıza faydasını ve zararlarını anlatıyoruz. Veyahut kendi üniversitemizde öğrencilerimize potansiyel tehditlerinden ve faydalarından bahsediyoruz.

Bugün baktığımızda Youtube üzerinden yayın yapan bireysel yüz binlerce hesaplar var. Yeni medyaya gösterilen bu denli ilgi nereden kaynaklanıyor? Herkes ‘ünlü olmak’ derdinde mi?

Öyle değerlendirebiliriz. Çok sayıda Youtube kanalının internetten yayın yapıyor olması bence alternatif birtakım seslerin, birtakım düşüncelerin vücut bulmasına sebep olduğuna inanıyorum ben. Çünkü bu tür teknolojilerin geleneksel medyanın yer vermediği, geleneksel medyada duygu ve düşünlerini ifade etme olanağı bulamayan insanların kendilerini ifade edebilmeleri için bir fırsat ortaya çıkardığını düşünüyorum. Dolayısıyla kanal sayısının çok olmasının bir problem olmadığını fakat Youtube üzerinde yapılan yayınların içerik kalitesinin önemli olduğunu vurgulamak istiyorum. Yani siz, Youtube üzerinden veyahut buna benzer iletişim platformları üzerinden yapmış olduğunuz yayınların nitelikli olması, içeriğinin sizi takip eden ve dinleyen insanlar için tatmin edici olması gerektiğini düşünüyorum.

Youtube içeriklerine baktığınıza kalite ve içerik noktasında İyiye doğru gidişle kötüye doğru gidiş arasında nasıl bir makas var?

İnternetin doğası gereği hepimize eşit mesafede duruyor. İsterseniz bir profesyonel medya mensubu olun ister sıradan bir insan olun hepimiz internet üzerinde eşit fırsatlara sahibiz. Diğer insanlar da kendilerini bir şekilde orada var etmeye çalışıyorlar. Amaçlarının ne olduğu, ne yapmaya çalıştıkları bir tartışma konusu? Kendi kimliklerinin dışında yeni bir kimliğe bürünüyor olabilirler. Diğer taraftan bir ticari kaygısı söz konusu olabilir. Yani burada aslında hem çok çok iyi hem de ticarete dayanıp da hem de çok sayıda içeriği görebiliyoruz. İnternet üzerinden bu yayınları izleyen insanları bilinç düzeyinin yüksek olması gerekir. Anayasaya, kanunlara aykırı yayın yapıyor olmak mutlaka cezalandırılması gereken şeyler olabilir. Ama öte taraftan bizler bu yayınları takip eden insanlar, o yayınları izlemediğimiz takdirde onların var olması da mümkün değil. Çünkü buradaki sistem nasıl işliyor? Sizi takip eden insan sayısı arttıkça, siz daha çok ünleniyorsunuz haliyle. Ve daha çok sistem kendini böyle kurguluyor.

Daha önce hiç tahmin bile etmediğimiz bir karantina sürecine birden bire girdik. Salgınla beraber her şeyi kabul etmek zorunda kaldık. Dijital ortamdaki iletişim kurgulamakta bunun tecrübesizliğini mi yaşıyoruz?

Bunun tecrübesizliğini yaşadığımız kesinlikle doğru. Böyle bir örüntüyü hiçbir zaman planlamamıştık. Evimizde kesintisiz olarak bir hafta 10 gün kalıp bütün iş ve işlemlerimizi buradan yapmayı, bir gün böyle bir şey yapabileceğimizi hiç aklımızdan bile geçmedi. Hem psikolojik olarak hem de biyolojik olarak buna hazır değildik biz. Ya ben kendime bakıyorum mesela. Enerjisi çok yüksek olan bir insanım. İlk pandemi zamanlarında
evde uzun süre kalmanın verdiği rahatsızlığı yaşadım. Zaman planlamasından çok insanın makineyle olan bağının kuvvetlenmesi söz konusu bence.

Yani ben bu cihaza bağlıyım. Ben bu cihaza bağlıyım şu anda. Ben cihazın başında kalktığım zaman birbirimizle olan bağımızın kopma ihtimali var. Dolayısıyla iletişim aracının doğası da insanların nasıl davranması gerektiğine karar veriyor.

Diğer taraftan televizyon kanalları artık eskisi kadar izlenmiyor. Artık eskisi kadar etki yapmıyor. Youtuberların ortaya çıkardığı etki daha büyük. Geleneksel medya nereye gidiyor? Akıbetleri ne olacak sizce?

Baktığımız zaman geleneksel medya gazeteler, televizyonlar var olmaya devam edecekler kesinlikle. Fakat bu tür yayınlar dijital ortama taşınacak. Neticede bir gazete kağıt üzerinden belki okunmayacak ama gazete ve gazetecilik mesleği var olarak online devam edecek. Diğer taraftan televizyon yayınları devam edecek kesinlikle içerikler oralara taşınacak. Kendilerini var ettikleri yerler televizyon veya gazete üzerinden değil, telefonlar ve akıllı cihazlar üzerinden olacak.

İnternet gazeteciliğini konuşalım biraz da… Magazinsel bir dil, ‘tık alma’ hevesiyle atılmış başlıklar bazen yanıltıcı başlıklara da dönüşüyor. Gidişatı nasıl görüyorsunuz? Aldatıcı başlıkları ne zaman terk edeceğiz?

Aldatıcı başlıkları iletişim teknolojilerinin getirdiği bir şey olduğunu düşünüyorum. Şöyle ki, siz internet üzerinden yayın yapan medya kuruluşları veyahut internet üzerinden yayın yapan sosyal platformlar bir şekilde tıklanma trafiğini arttırma telaşı içerisindeler. Onu arttırabilmenin tek yolu da insanlarda merak uyandıran başlıklar atmak. Bunun etik olduğunu düşünmüyorum. Bunun doğru olduğunu da düşünmüyorum. Sizin atmış olduğunuz başlığın altındaki içerikle uyumlu olması gerekli kesinlikle. Fakat internet üzerinden yapılan yayınlara baktığımız zaman başlıklarla içeriğin çoğu zaman örtüşmediğini gözlemliyorum.

Bütün bu enformasyon yağmurunda okuyucunun kafası haliyle karışabiliyor. Dezenformasyona da dönüşebiliyor. Buradan baktığınızda enformasyon çağı bir dezenformasyon çağına mı dönüyor? Bu noktada bir tehlike görüyor musunuz?

İnternet üzerinde yapılan yayınların, verinin artmasıyla beraber bir enformasyon bolluğu içerisinde olduğumuzu görüyoruz.Yaşıyoruz her beraber. Burada yine aynı noktaya geleceğim ben. Yine bu enformasyon bolluğu içerisinde nitelikli enformasyonu ayırt edebilme potansiyeline sahip olması lazım. Yani bizler, bu tür bilgi ve becerilerle donatılmamışsak internet üzerinde her gördüğümüz şeyi diğer insanlarla paylaşma düşüncesinde hareket edersek, biz aslında bu tür yayın yapan kuruluşların ekmeğine yağ sürmüş oluruz. Bilinçli tüketici olmak, internet üzerinden yapılan her yayının doğru olmadığını düşünmek ve yapılan çeşitli yayınlar tarafından doğrulatmak, birden fazla kaynaklara başvurmak bence çok önemli.

Aksi takdirde bu enformasyon bolluğu içerisinde yönümüzü bulmamız doğru ve yanlışı ayırt etmemizin mümkün olmadığını düşünüyorum. Bu kadar yoğun bir enformasyon içerisinde bu kadar çabuk doğru karar alabilmesinin de güç olduğunu düşünüyorum.

Bu dezenformasyonun bir salgına dönüştüğünüsöyleyebilir miyiz?

Yanlış dezenformasyonun toplumsal bir problem bu kesinlikle. Gerçek olmayan bir şeyin gerçekmiş gibi aktarılması neticede insanların inanıp birtakım aksiyonlar almasına sebep olabilir. Ya bu toplumsal bir infial yaratabilir. Dolayısıyla dezenfomasyonun bulaşıcı hastalık gibi süratli bir şekilde yayılmasının ortaya çıkaracağı ciddi sonuçlar olabilir.

Geçmişte bunlarla karşı karşıya da kaldık. Birtakım yanlış bilgilendirmeler sonucu çeşitli adli vakaların da olduğunu gözlemledik. Dolayısıyla bunu önlemenin tek yolu da bu dezenformasyonun bir şekilde doğru olup olmadığını insanlar tarafından teyit edilmesi gerekir. Bunun doğru olmayabileceğinin, gereceğe aykırı olabileceğinin bir parça düşünerek bunu teyit etmek gerekir diye düşünüyorum. İnternet üzerinden yapılan yayınların double check yapılması gerekir. Yani siz orada birinin paylaştığı şeyin doğru olduğunu kabul ederek hareket etmemelisiniz. Eğitimler vermek gerekir. medya kuruluşları veyahut de güç olduğunu düşünüyorum. Yeni dünyanın iletişim dili değişiyor.

Bizi izleyenlere emek ortaya koymak isteyenlere, bir şeyler yapmak isteyenlere tavsiyeniz ne olacak? Nereden başlayabilirler? Dijitalleşen dünyada var olmak için nelere dikkat etmek gerekir? Ne tavsiye edersiniz?

Ben özellikle iletişim fakültesinde eğitim gören öğrencilerimize tabi ki bizi dinleyen katılımcılara günümüz insanının bir kere ‘multi’ olması lazım. Yani siz birçok iletişim aracını kullanabilme yeteneğine sahip
olmalısınız. Yani bugün internet üzerinden yayın yapmak istiyorsanız şayet bir fotoğraf çekebilme, kamera kullanabilme, haber yazabilmelisiniz. Biz geleneksek medyayı düşündüğümüzde fotoğrafı çekenle haberi yazan farklıydı. İletişim araçları sahip oldukları yapı gereği çok katmanlılar ve insanların da çok katmanlı olmaları gerekiyor.

Bir taraftan bilgisayar kullanmayı bileceksin, bir taraftan akıllı telefonunu kullanmayı bileceksin, bir
taraftan internete girmeyi bileceksin, bir taraftan fotoğraf çekmeyi bileceksin, bir taraftan çektiğin fotoğrafı düzenlemeyi bileceksin. Neticede iletişim teknolojilerinin doğası gereği, bu alanda görev almak isteyenler
mutlaka çok boyutlu düşünmeliler meseleyi.