Gökhan Erek / Özel Haber

Türkiye Cumhuriyeti, 1984 Eruh Baskını’ndan bu yana 40 senedir  bölücü terör örgütü PKK ile mücadele etmekte. Türkiye, gerek sınır içi gerekse sınır ötesi operasyonlarla terörün kökünü kazımayı sürdürürken; sahada yürüttüğü çalışmaları masada da devam ettiriyor. 

Son olarak Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın’ın, Bağdat Yönetimi ile yürüttüğü ortak çalışma sonucunda Bağdat, PKK’yı ‘yasaklı örgüt’ listesine aldı. 

Emekli Tuğgeneral Prof. Dr. Esat Arslan da Irak’ın aldığı karar ve yürütülecek ortak mücadele, taraflardan istenenler ve Irak’tan sonra Suriye ile de ortak bir çalışma yapılıp yapılmayacağına dair Diriliş Postası’na değerlendirmelerde bulundu.  

BİLDİRİNİN EN CAN ALICI NOKTASI

Prof. Dr. Esat Arslan, Bağdat Yönetimi’nin, uzunca bir aradan sonra belki de ilk defa KCK/PKK yapılanmasının Irak bölümünü, ilk kez 'yasaklı örgüt' statüsüne alındığını, 7 maddelik ortak bildiri metni içerisinde zikrettiğine şahit olduğumuzu belirterek, “Kuşkusuz, bildirinin en can alıcı noktalarından biri, terörle mücadele kapsamında PKK’nın 'yasaklı örgüt' haline getirilmiş olmasıdır.” ifadelerini kullandı.  

YASAKLI ÖRGÜT KARARI TARİHİ KARARDIR

Eski Bağdat Büyükelçisi Fatih Yıldız’ın da  X (eski adıyla Twitter) sosyal medya platformunda Bağdat’ın ‘yasaklı örgüt’ tanımını ‘tarihi karar’ olarak niteleyip 'PKK’ya büyük bir darbedir' diye yazmasının gelinen noktayı açıkça gösterdiğini aktaran Prof. Dr. Arslan, şunları kaydetti, “Ben de aynı kanaatteyim. Bu önemli farkı açıklayalım. Malum, illegal örgütün 'Dört Parçada Kürdistan' iddiasının KCK/PKK yapılanmasının Irak bölümü, kısaca Irak PKK’sı ortak bildiride doğrudan dört başı mamur bir şekilde 'illegal bir örgüt' olarak nitelendirilmemiştir.  Statüsü 'yasaklı örgüt' statüsündedir. Bu önemli farkı tam olarak tebarüz ettirebilmek için adı geçen maddeyi aynen aktarmakta yarar var sanırım: Taraflar PKK'nın Türkiye ve Irak için güvenlik tehdidi teşkil ettiğinin altını çizmişler ve söz konusu örgütün Irak topraklarında mevcudiyet göstermesinin Irak Anayasası'nı ihlal ettiği anlamına geldiğini kayda geçirmişlerdir. Türkiye, Irak Ulusal Güvenlik Konseyi tarafından PKK'nın Irak’ta “yasaklı bir örgüt” olduğu yönünde alınan kararı memnuniyetle karşılamıştır. Taraflar, Irak topraklarını kullanarak Türkiye'yi hedef alan örgüt ve uzantılarına yönelik alınması gereken önlemler konusunu istişare etmişlerdir.”

“YAPILAN BETİMLEME SON DERECE ÖNEMLİ”

Yapılan betimlemenin, son derece önemli olduğunun altını çizen Prof. Dr. Arslan,Ama Irak tarafı istişari düzeyde kaldığını ortak bildiride ifade etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti 'terörle mücadele' stratejisine başta Irak olmak üzere hatta Suriye’yi bile ortak etmek için bütün kapıları nasıl zorladığı bu ifade de açıkça görülmektedir.” dedi.

SADECE TÜRKİYE DEĞİL NATO İÇİN DE GEREKLİ

Öte yandan Türkiye’nin Suriye ve Irak sınırının, NATO’nun güney kanadını teşkil eden bir hudut özelliği de bulunduğunu hatırlatan Prof. Dr. Arslan,  sözlerini şu şekilde sürdürdü, “Yani mesele sadece Türkiye’nin ulusal sınırlarını güvenli hale getirilmesi meselesi değil, aynı zamanda NATO’nun güney kanadının da tehdit üretmeyecek bir yapıya kavuşturulması meselesidir. Kararlaştırılan 20 mil (32 km)lik bir 'güvenlikli bölge' (security & safety zone)’nin emniyetli bir biçimde tesisidir. Bu bölge kesinlikle bir 'tampon bölge' (buffer zone) statüsünde değildir. Tampon bölge deyimi de son derece yanlış bir biçimde özellikle de medya erbabı tarafından kullanılmaktadır. Tampon bölge, bir uluslararası ilişkiler deyimidir. Salt anlamı da ‘savaşan iki devlet arasında, sınır boyunca, asker bulundurulmayan toprak parçası anlamına gelir’ ki sıkça kullanıldığı gibi tampon bölge deyimi külliyen yanlıştır. Biz ne Suriye ile ne de Irak ile savaşan taraflar değiliz.”

İletişim Başkanı Altun: Kanıt belgeseli, İsrail'in yaptığı soykırımı gözler önüne seriyor İletişim Başkanı Altun: Kanıt belgeseli, İsrail'in yaptığı soykırımı gözler önüne seriyor

“SURİYE VE IRAK’TA HUKUK TEMELİNDE BULUNUYORUZ”

Türkiye’nin, hem Suriye’de hem de Irak’ta uluslararası hukuk temelinde bulunduğunun altını çizen Prof. Dr. Arslan, “Suriye’de bulunmaklığımız 2011 yılında Suriye iç savaşı ile birlikte rejime muhalif halkın bir karşı koyma refleksinin bir göstergesi olarak o zamanki adıyla Özgür Suriye Ordusu (Free Syrian Army) ’nun ABD, Fransa ve Türkiye’nin dahil olduğu bir 'eğit-donat' projesinin gereğidir.” ifadelerine yer verdi. 

Tsk Ordusu Suriyede

“ULUSLARARASI HUKUK JARGONU DOĞRU KULLANILMALI”

Uluslararası ilişkiler jargonunu doğru bir şekilde kullanmanın son derece önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Arslan, “Yanlış kullanılırsa bir 'galat-ı sahih', yani yanlışın doğru olarak kullanılması haline gelir ki düzeltmekte zorlanırsınız, düzeltemezsiniz. Akıllı insanların da işi değildir. Hani bir tabir vardır; Bir deli çukura taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış. O taşı çukurdan çıkartmaya ne kadar çalışırsanız çalışın, gücünüz yetmez, çıkaramazsınız.” şeklinde konuştu. 

MESELENİN AÇIĞA KAVUŞTURULMASINDA YÖNTEMLER 

Prof. Dr. Arslan, dikkat ettiği konuların başında, bir meselenin vuzuha (açıklığa) kavuşturulurken kullandığı yöntemlerle ilgili, yaptığı değerlendirmede, “Her şeyden önce ilk olarak kavramsal çerçeve ortaya konulur, ikinci olarak yasal çerçeve ile mesele sınırlandırılır, ancak bundan sonra çözüm üretebilmek amacıyla kuramsal çerçeve üzerinden mesele çözümlenmeye çalışılır. Bu işin yolu yordamı budur. Bu sağlanmadan yapılacak bütün çalışmalar, tartışmalar faydadan ziyade zarar getirir. Bu yüzden ben, hep resmî gazetedeki tüzük, yönerge yazım usulünü emsal gösteririm. Efendim, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Irak’ta bulunması da yasaldır. 1991 Birinci Körfez harekâtından bu yana Türkiye Irak’ta 'Huzurun Sağlanması' (Provide Comfort) harekâtı gereği olarak Irak’ta bulunmaktadır. Çünkü Halepçe Katliamının yükünü Türkiye Cumhuriyeti karşılamış ve Irak’ta yaşayan Kürt kardeşlerimize sahip çıkmış, Zaho’da kurulan uluslararası yapının bir parçası olmuştur.” ifadelerini  kullandı.   

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’IN BAĞDAT ZİYARETİ

Prof. Dr. Arslan, Irak’taki tarafların, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 12 yıl aradan yani seçimden sonra Nisan ayında hedeflenen Bağdat ziyaretine kadar, stratejik ortaklığın çerçevesini çizecek bir 'mutabakat zaptı' üzerinde çalıştıklarını ve adımların buna doğru dikkatli bir şekilde atıldığını da sözlerine ekledi. 

OLMASI GEREKENLER

Olması gerekenin gerek Suriye gerekse Irak tarafında sınıra doğru 30-40 kilometrelik bir alanda güvenlik koridoru oluşturulduğu takdirde 'Fırtına' obüsleri ve toplarla etki alanı makul bir derinlik kazanacağının düşünüldüğünü dile getiren Prof. Dr. Arslan, “Böylece bu menzil içerisinde PKK barınamaz hale gelir. 2019’dan beri devam eden Pençe operasyonları serisi askeri üslenme, gözetleme ve kontrol noktalarının artırılmasıyla PKK’nin hareket kabiliyetini sınırlamış, ancak tam olarak terör örgütünün etki üretememesine engel olacak tarza getirilememiştir. Bu anlamda ortak mücadelenin önemi burada kendini göstermektedir.” diye konuştu. 

TÜRKİYE’YE YÖNELİK TEHDİDİN ORTADAN KALDIRILMASI

İllegal terör örgütünün Irak yapılanmasının, Türkiye-Irak ve İran-Irak sınırları boyunca 200 km’yi aşan bir alana yayılmış durumda olduğunu anımsatan Prof. Dr. Arslan, sözlerini şu şekilde sürdürdü, “Farklı dağ silsileleri üzerindeki kamp alanlarını ortadan kaldırmak ya da aralarındaki bağlantıları kesmek son derece dikkatli ve ortak bir operasyonu dikte ettirmektedir. Ayrıca bölgede yapılması planlanan binlerce köy ve yerleşim merkezinin savaş alanına dönmesi anlamına da gelmektedir.  Halihazırda bölgede boşalan köylerin sayısı 600’ün üzerinde olduğu tahmin edilmektedir. Bunun yanı sıra özellikle terör örgütüne büyük ölçüde yardım ve yataklık eden Türkiye’den göçürülen 'Mahmur Kampı' gibi yerleşim bölgeleri de bulunmaktadır. Bunların da ortada kaldırılması Türkiye’ye yönelik tehdidi de ortadan kaldırabileceği değerlendirilmektedir.”

GÖRÜŞMEDEKİ ANAHTAR UNSUR

Prof. Dr. Arslan, diğer önemli bir konunun ise ABD ve hatta İran’ın desteği ile KYB lideri Bafıl Talabani ile Suriye PKK’sının bağının kopartılması olduğunu vurgulayıp, “Dikkat edilecek olursa 14 Mart 2024 tarihinde Bağdat’ta gerçekleştirilen toplantıya Fidan ve Kalın’ın yanı sıra Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ile İçişleri Bakan Yardımcısı Münir Karaloğlu da katılmıştır.  Masanın diğer Irak tarafında ise Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, Savunma Bakanı Muhammed el Abbasi, Ulusal Güvenlik Müsteşarı Kasım el Araci, Haşd’uş Şaabi Heyeti Başkanı Falih el Feyyad, Kürdistan İçişleri Bakanı Rebwar Ahmet ve ismi paylaşılmayan Irak Muhaberat Müsteşarı vardı. Burada anahtar unsur Haşd’uş Şaabi unsurlarının da bu ortak mücadele cephesine dahil edilmiş olmasıdır. DAİŞ’le savaşta Şengal Direniş Güçleri’ne (YBŞ) destek veren Haşd’uş Şaabi bağlantılı gruplar defalarca Türk Silahlı Kuvvetlerinin “Başika” üssüne saldırıda bulunmuşlardır. İran destekli grupların direncini kırmak amacıyla Haşd’uş Şaabi’nin etkili ismi Feyyad’la ilişkiler bu nedenle uygun zeminde devam etmektedir.” dedi.  

 TSK’NIN KULLANDIĞI TEKNOLOJİNİN İŞBİRLİĞİNE ETKİSİ

TSK’nın, SİHA teknolojisi, elektronik istihbarat (ELINT), sinyal istihbaratı (SIGINT) ve sahadaki insan istihbarat (ELINT) ağı ile KDP yönetiminin işbirliği sayesinde takip ve vurma menzilinin genişlediğinin malum olduğunu aktaran Prof. Dr. Arslan, şunları kaydetti, “Ankara, Erbil ve Bağdat’taki görüşmelerde Süleymaniye, Kerkük, Mahmur, Musul ve Sincar alanında artan PKK varlığına işaret ederek 'Bu mücadele hepimize karşı terör üretmektedir, bununla mücadele ancak ortak hareket etmek suretiyle başarılabilir' tezini ortaya koymaktadır.”

UNUTULAN KONU NE?

Unutulan bir başka konunun ise Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakan Yardımcısı Kubat Talabani’nin, KYB lideri Bafıl Talabani’nin kardeşi olduğu gerçeğini dile getiren Prof. Dr. Arslan, sözlerini şu şekilde devam ettirdi “Yine KYB kökenli eski Irak Cumhurbaşkanı Berhem Salih ve halefi Abdüllatif Reşid KDP ve KYB arasındaki sorunlarının çözülmesi yolunda Ankara’ya devamlı mesaj göndermeleridir. Bu şekilde KDP ile KYB arasındaki sorunlar halledildiği takdirde Süleymaniye’nin İran’dan uzaklaşabileceği düşünülmektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan da sık sık IKBY Başkanı Neçirvan Barzani’ye “Talabani’yle sorunlarınızı halledin” diye telkinde bulunması bu nedenledir.”

TARAFLARDAN TAM OLARAK NE İSTENİYOR?

Kamuoyu tarafından merak edilen hususlardan biri de taraflardan ne istendiği konusu. Prof. Dr. Arslan, detaylar paylaşılmasa da demeçler ve sızdırılan bilgilerden hareketle yaptığı bazı çıkarımları ise şu şekilde sıraladı, “KDP’den Peşmerge güçlerini PKK’nin manevra alanını daraltacak şekilde konuşlandırması, Suriye ile geçişleri kapatmak için etkili önlemler alması ve PKK unsurlarına karşı mücadelede daha fazla istihbarat desteği vermesi istenilmektedir. Öte yandan üzerinde baskı kurulan KYB’nin PKK ile ilişkileri kesmesi, karşı önlemler alması ve MİT’le işbirliğine girmesi talep edilirken, ABD’nin yönlendirmesiyle KYB’nin Suriye PKK’sı ile kurulan ilişkinin bitirilmesi ısrarla arzu edilmektedir.”

SÜRELİ DEĞİL DEVAM EDEN FAALİYETLER

PKK konusunda Irak ile yürütülen ortak çalışmanın, Suriye ile de yapılabileceğine dair yorumlamalarda bulunan Prof. Dr. Arslan, “Türkiye Cumhuriyeti 'terörle mücadele' stratejisine başta Irak olmak üzere Suriye’yi ortak etmek için bütün kapıları zorladığını önemle ve özellikle söylemeye çalışıyorum. Bu faaliyetler öyle süreli faaliyetler değil, devam eden faaliyetlerdir.  Ancak ABD bir Danimarka ülkesi kadar araziyi yasadışı bir biçimde elinde tutan Suriye PKK’sını desteklemektedir. ABD, Suriye’de Suriye PKK’sına verdikleri desteğe karşı itirazlarını geriletebilmek ve Irak’ta kendi güvenliğini sağlamak adına Irak tarafında PKK’ya karşı operasyonlara özellikle ses çıkarmamaktadır. Hiçbir biçimde kuvvet tahsisi etmeden kendi emniyetini bölgedeki diğer aktörler yaptırmanın dayanılmaz hafifliğini yaşamaktadır.” ifadelerine yer verdi.  

SURİYE İLE ORTAK ÇALIŞMA

Suriye ile ortak çalışma yapılabileceği konusunda kimsenin şüphesi olmaması gerektiğini belirten Prof. Dr. Arslan, sözlerini şu şekilde sonlandırdı, “Çünkü Türkiye Cumhuriyeti, Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunda mutabık bir ülkedir. Malum uluslararası ilişkilerde küslükler ve kırmızı çizgiler olmaz, olmaması gerekmektedir. Zaten bu konu defaatle Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından da ifade edilmektedir. Ancak bilinen bir gerçek 'Orta Doğu’nun akşamı sabahını tutmaz' yani kervan yolda dizilir.”

Muhabir: GÖKHAN EREK