Güzelyurt Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi/Gamze Nur Ersin
Selahaddîn, 1138 yılında Tikrit’te doğdu. Küçüklüğünden itibaren iyi bir eğitim aldı. Bunun yanı sıra, Müslüman’ın derdine çare olmak için yetişti. Mısır seferlerinde Amcası Şirkuh Kahire’yi ele geçirdiğinde kendini gösteren Selahaddîn, vezir unvanını hak etmişti.
“Kudüs işgal altındayken ben nasıl gülebilirim ki?”
Selahaddîn’in iki büyük hedefi vardı. Birincisi dağınık halde bulunan İslam ümmetini toparlamak, ikincisi ise Kudüs’ü, hatta tüm İslam coğrafyasını Haçlılardan temizlemek…
Hedefine o kadar düşkün, o kadar bağlıydı ki kendine önemli sözler vermişti. Kudüs’ü fethedene kadar gülmemek ve hatta bir hükümdar olmasına karşın asla süslü evlerde kalmamak, Kudüs gülene dek, refaha kavuşana dek çadırlarda yaşamak gibi… Davasını hep diri tutmanın yollarını arardı Selahaddîn Eyyubî.
Onun bir inancı, kazanacağı bir zaferi vardı. Adımlarını hayır duaları ile attı ve Halep’e kadar geldi. Haçlılar tutuşmuş, korkar olmuştu. Çünkü biliyorlardı ki Halep, Kudüs’ün tek anahtarıydı. Telaş kapladı zihinleri, hazırlıklar peş peşe geliyordu. Ama bilmiyorlardı ki karşılarında imanın ordu bulmuş hali duruyordu. Selahaddîn’in mücadele azmi baş edilecek bir şey değildi. Bu azminin sırrı şuurlu bir Müslüman olmasıydı. Haçlılar’ın elindeki Müslümanlar birini bekliyordu. Attıkları çığlıklara cevap olacak birini.
“Allah’ın evi esaret altındayken Selahaddîn nasıl kendi evinde yatar?”
Yolunu belirledi. Kudüs etrafını tek tek ele aldı, huzuru sağladı. O ne kutlu bir komutandır ki Haçlıların Müslümanlar’a yaptığı eziyeti kendisi ve askeri gönüllerindeki engin şefkat dolayısıylaasla yapmamıştı. Hatta derler ki savaştığı kral ağır bir hastalığa tutulur. Selahaddîn kendi himayesinde bulunan zamane hekimlerini kralı tedavi etmesi için özel olarak gönderir.Merhamet yüklü bir gönüle sahip Eyyubî. Kim yerini tutabilir ki?
Yavaşça Kudüs’e yaklaşan Eyyubî, son darbeyi artık vurmak istiyordu. Karşısındaki kral Hittin de Eyyubî karşısında büyük bir hezimete uğradı. Önü açılmıştı, kavuşuyordu özlemine. Son darbesini vurdu Eyyubî. Kudüs artık onundu, Hittin bitmişti. Şarkın en sevgilisi, gaza ve cihat inancı ile haçlıları çil yavrusu gibi batıya püskürtmüştü. Yıllarca zalimler altında kirlenen o muhteşem topraklar Eyyubî ve ordusu sayesinde temizlenmiş, Kudüs artık refaha kavuşmuştu.
İslam dünyasının büyük kahramanlarından olan Selahaddîn’in hocası Nurettin Zengî,Selahaddîn’e Kudüs sevdasını aşılayan kişi olmuştu.
“Oğlum Selahaddîn eğer ben Kudüs’ü haçlılardan kurtarabilirsem, Mescid-i Aksa’yı yeniden camiye çevirip bu minberi içine koyacağım. Fakat kurtaramadan ölürsem benim yerime bu minberi Aksa’ya koymak senin vazifen.”
Selahaddîn’in minberi vardır bir de, bilir misiniz? Anlatayım.
Halep’te, Kudüs’ün bu haline üzülüp kahrolan bir marangoz, “Ben bir şey yapmalıyım. Kudüs’üm Mescid-i Aksa’m için bir şey yapmalıyım.” der dururmuş… Çok düşünmüş. Sonra kendi kendine “ Ben zaten marangozum. O zaman elimden gelenin en iyisini yapmalıyım.” diyerek işe koyulur. Ustalıkla bir minber yapar. Minber o kadar güzel olmuştur ki nam salar. Sorarlar sonra marangoza “ Yahu sen yaptın minberi ama kim götürüp koyacak Mescid-i Aksa’ya?” Marangoz ise, “Benim elimden gelen en iyi minberi yapmaktı. Elbet onu Aksa’ya götürecek kudretli bir komutan gelecektir.” Yedi-sekiz yaşlarındakiSelahaddînEyyubî minberi duyar ve “ Ya Rabbi! Vallahi de billahi de bu minberi ben koyacağım Mescid-i Aksa’ya! Nasip eyle!”
“Ben Allah yolunun bir hizmetçisiyim”
Bu aşkın kudretini hissettiniz mi?
Ya şimdi, Kudüs özlüyor sevgiliyi. Aksa duacısı. Bir bebek ağlıyor sokaklarında, bir ana feryadına. Müslüman kardeşim tek kurtuluşunu icra edemiyor Aksa’da. İngiliz komutanı tekrar bağırıyor “Kalk Selahaddîn biz geldik!” diye. Yokluğunu fırsat bildiler Sultanım. Gel, gel de görsünler imanın,İslam’ın, gaza ve cihadın en çok da senin kudretini… İslam seni özledi Sultanım.
Kudüs Fatih’i Selahaddîn, kınına kuşanmış şark Sultanı. Allah ondan razı olsun.

