Son Dakika

Muhacirlerin umut kapısı Türkiye

Muhacirler için Türkiye’nin bir çekim noktası olduğunu belirten Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bülbül, “Türkiye mülteciler konusunda gerçekten son derece faziletli son derece ilkesel bir duruş sergiledi." dedi.
Muhacirlerin umut kapısı Türkiye

Prof. Dr. Bülbül, "Bu, bizim tarihimizin bir gereği, medeniyetimizin bir gereği, bizi biz yapan değerlerin bir gereğidir. Pek çok farklı toplulukların, farklı coğrafyalardan insanların sığınağı olmuş, Hat evi, son kalesi olmuştur.” ifadelerini kullandı.

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kudret Bülbül, başta Türkiye’de yaşayan Suriyeliler olmak üzere Afganistan, İran, Irak gibi ülkelerden gelen göçmen muhacirlere ilişkin Dirilişi Postası’na değerlendirmelerde bulundu.

ERDEMLİ BİR DURUŞ SERGİLEYEN TÜRKİYE

Türkiye mülteciler konusunda nasıl bir yol haritası belirlemelidir?

En çok mülteci veren ülkeler Suriye, Afganistan, Güney Sudan ve Somali olarak sıralanıyor. 2010’da dünyada en fazla mülteci kabul eden ülkelerden biri olan Suriye bugün en fazla mülteci veren bir ülke konumuna düştü.

Türkiye özellikle Suriye meselesinde çok tarihi bir durumla karşı karşıyadır. Ülkeler bu tür durumlarla belki yüzyılda bir karşılaşır. Ve birkaç milyon mülteciyle birlikte karşılaşmak da dünyada çok az ülkenin karşı karşıya kalabileceği bir sorundur. Mülteci meselesine iki şekilde yaklaşabilir.

Bir; ilkesel açıdan, ahlaki açıdan ya da faziletli duruş neyi gerektirir bu açıdan bakılabilir. Bir de faydacılık perspektifinden, çıkar perspektifinden bakılabilir. Türkiye gerçekten son derece faziletli son derece ilkesel bir duruş sergiledi. Bu bizim tarihimizin bir gereği, medeniyetimizin bir gereği, bizi biz yapan değerlerin bir gereğidir. Çünkü böyle bir durumla ilk kez karşılaşıyor değiliz. Türkiye esasen bu anlamda, tarihsel olarak pek çok farklı toplulukların, farklı coğrafyalardan insanların sığınağı olmuş, evi, son kalesi olmuştur.

MEDENİYETİMİZİN BİR GEREĞİ

Türkiye özellikle Suriye savaşından itibaren çok sayıda mülteciye kapılarını açtı. Bu durum hala da devam ediyor görünüyor. Son tahlilde bu durumun sonlanacağını düşünüyor musunuz?

Türkiye, insanlığın bekli de umudunun bittiği anda sığınmak istediği son bir kalesi, son bir umududur. Batılı ülkelerle ya da Batılı insanlarla konuşulduğunda Batılının perspektifinden bunu anlayabilmek çok zordur.

Bütün bunlarla birlikte, Suriyeli mülteciler konusunda, dünyanın en zengin ülkeleri olmamasına rağmen tek başına Türkiye’nin, Lübnan’ın ve Ürdün’ün taşıdığı yük dünyanın geri kalanından birkaç kat daha fazladır. Tek başına Türkiye’nin bir kentinin, Kilis’in ev sahipliği yaptığı mülteci sayısı pek çok Batılı ülkeden fazladır. İşte bu bizim medeniyetimizin gereğidir. Bu anlamda Türkiye son derece onurlu son derece ilkeli son derece faziletli bir duruş sergiledi. Ben bir Türk vatandaşı olarak bundan son derece büyük bir mutluluk, büyük bir gurur duyuyorum. Dünyanın her tarafında bunu gururla söylüyorum. Bu anlamda Türkiye’nin gösterdiği ilke son derece değerlidir.

MÜLTECİLERE YÖNELİK ANTİ PROPAGANDALAR VAR!

Türkiye Suriye mültecileri konusunda nasıl bir yol haritası belirlemeli?

Son zamanlarda Türkiye’de mültecilere yönelik çok ciddi anti propaganda var. Vatandaşların Türkiye’de yaşayan muhacirlerden çok büyük bir rahatsızlık duymamaktadır. Muhacirlerin de Türkiye’ye katkılarından da bahsedebiliriz. Türkiye’den insanımızın yapmak istemediği pek çok işler bugün mülteciler tarafından yapılıyor. Meslek örgütleri, bu işlerin yapılır hale gelmesinin ekonomimize çok büyük katkısı olduğunu vurguluyorlar.

İnsanımızın mültecilerden çok büyük rahatsızlık duyduğunu esasen düşünmüyorum ama belki iç ya da dış siyaset gereği bazı kesimler ısrarla bunu negatif anlamda yorumluyorlar. Efendim bunların memleket ekonomisine katkı vermediği, insanımızı işinden aldığı ya da çok ciddi bir güvenlik zaafı, güvenlik sorunu oluşturduğuna yönelik ciddi bir algı var. Ben bu algının doğru olmadığını düşünüyorum. Bizim güvenlik birimlerimiz var, emniyetimiz var, istihbaratımız var bu tür güvenlik birimlerimiz elbette gereğini mutlaka yapmaktadırlar ve yapacaklardır. Güvenlik tedbirleri elbette sonuna kadar alınmalı ama istatistikler benim bildiğim kadarıyla Suriye’den gelenlerin ya da başka yerlerden gelenlerin Türkiye’dekinden çok daha fazla güvenlik zaafına ya da güvenlik sorununa yol açtığını göstermiyor.

Suriye’den ya da başka ülkelerden gelenlerin hepsi düşük alt gelirli insan grupları da değil. Önemli bir kısmı zengin, nitelikli, eğitimli kesimler. Dolayısıyla bunların bu ülkeye yaptığı yatırımlar da son derece önemli. Cumhurbaşkanımız ve devlet yetkilileri sürekli dış yatırımların ne kadar değerli olduğunu ifade ediyorlar. Bunları Türkiye’ye çekebilmek için çok büyük çalışma ya da çaba içerisindeler. Bu anlamda da Suriye’nin orta üst gelir gruplarının Türkiye’ye yaptığı katkılar bir dış yatırım olarak oldukça değerli. Bunu da mutlaka göz önünde bulundurmak gerekiyor. Yani her Suriyeli ya da her yurt dışından gelen insan mülteci değil, yoksul değil, yoksun değil, önemli oranda belirli bir birikimi var. Bu birikimi ekonomik birikim olabilir, akademik birikim olabilir ya da mesleki birikim olabilir.

İNSANLAR VATANLARINA DÖNMEK İSTEMELERİ FITRİ BİR DUYGU

Türkiye’de en çok tartışılan konulardan bir tanesi de Suriyeli mültecilerin ülkelerine dönmek isteyip istemedikleridir. Başka ülkelerde ne kadar rahat ederlerse etsinler son tahlilde insanlar ülkelerine geri dönmek isterler

Türkiye’de tam tersine bir algı var sanki hiç dönmeyeceklermiş gibi, öyle değil. Bunu nereden biliyoruz kendi insanımızdan biliyoruz. Avrupa’da Amerika’da insanımız var. Geçmişte çok daha fazlaydı ama Türkiye’deki ekonomik gelişmelerle birlikte yüz binlerce insan yüz binlerce gencimiz Avrupa’dan Türkiye’ye geri döndü ve dönmeye devam ediyorlar. Eğer Suriye’de bir istikrar sağlanırsa, orada insanlar geleceğini görebilirse çok büyük bir kısmı ülkelerine dönmeyi tercih edeceklerdir. Bunu dönsünler anlamında söylemiyorum çünkü dünyanın her tarafına dağılmış durumdadırlar artık. Herkesin yeni bir hayatı söz konusu ama ülkelerinde huzur ve istikrar olduğu sürece doğal olarak insanlar ülkelerinde yaşamak, ülkelerine dönmek isterler. Türkiye bence bu konuda doğru bir politika izliyor başından beri. Sınırına dayanmış milyonlar varken bu insanlara kapı kapatmak ne bizim tarihimize, ne medeniyetimize, ne dinimize ne kültürümüze ne de insanlığımıza sığar.

MÜLTECİLERİN ÇEKİM MERKEZİ BÜYÜYEN VE GELİŞEN TÜRKİYE

İran, Irak, Afganistan ve Pakistan’dan gelen mülteciler açısından,  jeopolitik açıdan da Türkiye güzergâh ülkesi ve Avrupa’ya açılış kapısı. Bu konuda Türkiye nasıl bir eylem planı belirleyebilir?

20 yıl öncesine kadar insanlar büyük oranda akın akın Avrupa’ya, İngiltere’ye Amerika’ya göç ediyorlardı. Bu ülkeler kurtuluş kapısı olarak görülüyordu. Bugün ise Türkiye artık insanlık için daha fazla bir umut kapısı haline geliyor. Son 10 yılda devasa sorunlarla karşı karşıya olmamıza rağmen, Gezi, 15 Temmuz, darbe girişimleri, PKK çukur siyaseti vs. gibi ülkeye yönelik olağanüstü girişimler olmasına rağmen Türkiye’yi tercih eden uluslararası öğrenci sayısı gün geçtikçe artıyor. Türkiye bugün yaklaşık 150 bin uluslararası öğrenciye dünyanın her tarafından hemen hemen bütün ülkelerden uluslararası öğrenciye ev sahipliği yapıyor. Türkiye gittikçe eğitim alanında bir eğitim üssü haline geliyor. Bu da Türkiye’nin bir cazibe merkezi haline geldiğini ortaya koyuyor, sadece güzergâh değil. Bu durum bizim izlediğimiz dış politikadan bağımsız olarak Türkiye’nin kat ettiği mesafenin, Türkiye’nin ekonomik büyümesinin, Türkiye’nin bir istikrar adası olmasının bir sonucudur.

Şimdi bana göre burada uygulanması gereken politika şöyle olmalı. Bu ülkeler bağlamında saydığınız ülkeler, Ortadoğu ülkeleri biraz uzak doğu ülkeleri bağlamında izlememiz gereken politika şu şekilde olmalı. Ülkelerin gelişmesiyle, zenginleşmesiyle, ifade özgürlüğünün artmasıyla, demokrasilerin gelişmesiyle, özgürlüklerinin artmasıyla birlikte tüm dünyada bir cazibe merkezi olacaktır. Türkiye bu yolda yürümelidir. İfade özgürlüğünün, demokrasinin çıtasını yükseltmeye, özgürlüklerinin alanını genişletmeye, ekonomik büyümeye devam etmelidir. Bunun sonucu olarak da elbette bu tür taleplerle daha fazla karşı karşıya kalacaktır.

Mülteci sorunumuz, Türkiye’nin cazibe merkezi olmasının sonucudur…

Bu sorunlar, Türkiye’nin gelişmesinin, Türkiye’nin cazibe merkezi olması nedeniyle karşı karşıya kaldığı sorunlardır. Bu sorunlar, büyüyen, gelişen, cazibe merkezi olan bir Türkiye’nin doğal sonucudur. Bunun alternatifi Türkiye’nin küçülmesi, ekonomik olarak küçülmesi, demokrasinin gerilemesi ve özgürlükler alanının daralmasıdır. İşte 80’ler 90’lar Türkiye’sine döndüğümüzde inanın, Türkiye bırakın başkalarının gelebileceği bir ülke olmayı, insanımız adeta kaçacak yer arıyordu. O günlerden bugünlere geldik. O nedenle sorunlarımızı çok büyütmeyelim. Bu sorunların aynı zamanda Türkiye’nin yürüyüşünün bir ifadesi olduğunu bilelim ve bununla birlikte pozitif bakışla sorunlarımızı çözmeye çalışalım.

 

Yorumlar

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.