Sonbaharın ilk rüzgârları esiyor, sıcacık bir güneşle aydınlanan vadilerin üzerine yavaş yavaş sisler çökmeye başlıyor. Bu topraklar, insanlık tarihi kadar eski bir efsaneyi taşıyor: Aynı vadilerde bir yandan pastoral şiirler yazılırken diğer yanda en korkutucu canavarların gölgesi dolaşıyor.

Biz de tam sonbaharın ruhuna yakışan bir rotayı takip ediyor, rotamızı Romanya'nın gizemli kalbi Transilvanya'ya çeviriyoruz. Yalnız baştan küçük bir uyarıda bulunalım: Efsanelerin gerçek olmadığını bilsek de size yine de seyahatinizi dolunaya denk getirmemenizi öneririz.

"Ormanın Ötesinde" Bir Dünya Mirası

Transilvanya’nın ruhunu anlamak için bölgenin Latince anlamına bakmamız aslında yetiyor: “Ormanın ötesinde” veya “ormanın karşı tarafında”. Romanya’nın en büyük tarihi bölgelerinden biri olan Transilvanya’da yola çıktığınızda ise ormanın karşı tarafında sizi; UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne giren küçük bir köyün sıcaklığı ve yüzlerce yıllık kalelerin ürpertici havası bekliyor olacak.

31 Yıllık Şehir Efsanesi Gerçek Çıktı: İstanbul'da Polis Yeleğiyle Baskına Katılmış!
31 Yıllık Şehir Efsanesi Gerçek Çıktı: İstanbul'da Polis Yeleğiyle Baskına Katılmış!
İçeriği Görüntüle

Bölgenin kendine has o sisli atmosferi, rengarenk dökülen yapraklar eşliğinde adeta zamanın durduğu hissini veriyor.

Tarihin ve Edebiyatın Kesiştiği Nokta: Dracula'nın Şatosu

Fakat geziniz sırasında dikkatli olun; edebiyattan sinemaya kadar tarihin en korkutucu canavarlarından birinin şatosu da tam olarak burada bulunuyor. Bütün dünya onu Bram Stoker'ın ölümsüz eseri "Dracula" olarak biliyor. Buradaki halk onu Kazıklı Voyvoda olarak tanırken, siz onu tarih derslerinden hatırlıyor olabilirsiniz. O, Osmanlı saraylarında büyümüş olan Eflak Prensi Vlad Dracula'dan başkası değil.

Gizemli şatoları, efsanelerle örülü ormanları ve tarihe damga vuran karakterleriyle Transilvanya, bu sonbaharda biraz macera, biraz da tarih arayanlar için en mükemmel kaçış rotası.

Muhabir: Berk Küçük