Gökhan Erek / Özel Haber

Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada Türkiye’nin, 40 adet Eurofighter Typhoon Savaş Uçağı almak istediğini ancak Almanya’nın karşı çıktığını söyledi. 

Peki Türkiye neden 40 tane Eurofighter Typhoon Savaş Uçağı almak istiyor, Türkiye’nin askeri anlamda yaptığı yatırımlar, emperyal güçlere karşı bir hazırlık mı, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu’nun ‘ABD ve NATO’yu Karadeniz’de istemiyoruz.’ açıklamasını nasıl yorumlamak lazım, ABD Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni saf dışı bırakmak için ne gibi çalışmalar yapıyor, Ülkelerin askeri anlamda yaptıkları yatırımlara bakınca büyük savaş kapıda mı? 

Hasan Kalyoncu Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Keser, Diriliş Postası’na değerlendirdi.

Doç. Dr. Ahmet Keser, Türkiye’nin 40 adet Eurofighter Savaş Uçağı almak istemesinin gerekçeleri ile ilgili yaptığı değerlendirmede, “Türkiye, daha önce 5. Nesil Savaş Uçağı projesinde F35'lere ortaktı. S400 alımından dolayı Amerika Birleşik Devletleri, (ABD) F35’leri uzunca bir süre ve bir buçuk milyar Dolara yakın  parayı da ödemiş olmamıza rağmen teslim etmedi.” dedi.

HEDEF BÜTÜN SAYIYI ONLARLA DOLDURMAK DEĞİL!

Türkiye’nin, kendi savaş uçağı KAAN’ı tam bir şekilde hizmete sokup, filolar oluşturuncaya kadar geçiş süresine ihtiyacı olduğunu dile getiren Doç. Dr. Ahmet Keser, sözlerini şu şekilde sürdürdü, “Eurofighter Savaş Uçağı 4.5 nesil kapsamında değerlendirilen bir uçak ve dikey iniş kalkış yapmasa da kısa mesafede iniş kalkış yapabilen bir uçak. Yapılması planlanan TCG Anadolu'dan daha büyük olacak gemiye, iniş kalkış kapasitesi olabilecek olan bir uçak. Hedef bütün sayıyı onlarla doldurmak değil ama en azından bir uçak gemisi filosunu oluşturabilecek kadar miktarla aradaki geçiş süreci ve geçiş süreci içerisinde de kendi uçağımızı üretip faal hale getirerek 5. nesil uçağa sahip olmak.”

Mmu Kaan

TÜRKİYE UÇAK GEMİLERİNE NEDEN İHTİYAÇ DUYUYOR?

Doç. Dr. Keser, Türkiye’nin, uçak gemilerine ihtiyaç duyma gerekçesi ile ilgilli, “Etrafımızdaki bütün hadiseler, gerek Akdeniz gerek Karadeniz'deki Rusya Ukrayna Savaşı'ndan başlayarak, Karadeniz'in ısınması, İsrail'in Filistin'e saldırıları ile beraber de  Akdeniz'in ısınması. ABD ve İngiltere'nin oraya donanma ve uçak gemileri dahi göndererek varlık göstermeye başlamaları ile beraber, bölgede ortam ısındı iyice.” ifadelerini kullandı. 

MONTRÖ BOĞAZLAR SÖZLEŞMESİ’NİN KARADENİZ’DEKİ ROLÜ!

Karadeniz'in, Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile beraber kısmen korunmuş bir deniz olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Keser, “Karadeniz'e kıyıdaş olmayan ülkelerin savaş gemilerinin, geçişi için Türkiye'ye 15 gün önceden  bildirimde bulunması gerekiyor, geçtikten sonra da 21 günden fazla kalamıyor ve tonaj sınırlaması var. Sözleşmenin 18. maddesi  insancıl amaçlarla geçecek gemileri kapsam dışında tutmuş.  Son günlerde de ABD ve Yunanistan arasında yapılan bir anlaşma ile adaların insancıl amaçla  silahlandırılması gibi bunun etrafından dolaşmaya çalıştıklarını gördük. Aynı durumu ileride Karadeniz için de görmek mümkün olabilir.  Dolayısıyla buna yönelik bir önleme de verildi ileriye dönük. Bunları önlemenin birinci koşulu, güçlü bir devlet olmak bölgede.” dedi. 

BİRKAÇ NOKTA GÜÇLENDİRİLMELİ!

Doç. Dr. Keser, Türkiye’nin, bölgesel bir güç olduğunu ama küresel bir güç  aşamasına geçebilmesi için birkaç noktayı daha güçlendirmesi gerektiğini belirterek, sözlerine şu satırları ekledi, “Küresel gücü değerlendirirken, birincisi  dünyanın en az iki ayrı noktasında harekat icra edebiliyor olmak. İkincisi kendi milli menfaatlerinin ötesinde geliştirerek, uygulayabiliyor olmak.  Üçüncüsü de kendi politikalarını açıkladıktan sonra, kolaylıkla müttefiklerini ikna edip çekebiliyor olmak. Bunları sağlayabilmek, güçlü olmakla mümkün.”

BOŞLUK EUROFİGHTER İLE DOLACAK!

Bütün güç faktörlerinin hem yumuşak güç hem de sert güç kapsamında güçlendirilmesi gerektiğini dile getiren Doç. Dr. Keser, “Sert güçlerde, askeri güç ve ekonomik gücünüzün yüksek olması gerekiyor. Bu anlamda aradaki boşluğu Eurofighter ile kapatmak istiyorlar. Ama başta Sayın Cumhurbaşkanımızın belirttiği husus da şununla ilgili  Almanya'dan, F35 veya benzeri bir şekilde yaklaşım olursa ‘Alternatiflerimiz var. Eğer müttefiklerimiz vermezse, aynı kapsamda Rusya'nın, 5. nesil  SU 57 veya Çin'in ürettiği uçaklar var.’ diyerek, aslında bir nevi alternatifsiz olmadığını, burada da  ‘Türkiye'nin, kendi kararı değil, sizin zorlamanızla oraya gideriz.’ demiş oluyor.  Karşı tarafa bir önleme veriyor. ‘Böyle bir ihtiyacımız var, ister siz verirsiniz, isterseniz başka kaynaktan karşılarız, Türkiye kendi kararını verir’ diyor.” ifadelerini kullandı.

İSRAİL FİLİSTİN MESELESİNDE DOĞAL GAZ KEŞFİNİN ETKİSİ

Doç. Dr. Keser, Karadeniz’de keşfedilmiş doğalgaz kaynaklarının, Avrupa Birliği’nin  36 yıllık ihtiyacına yetecek kapasitede olduğunu aktararak, sözlerine şu satırları ekledi, “Keşfedilmemiş kaynaklar da var. Bunun üzerinde devam eden bir mücadele var. İsrail Filistin Meselesi’nin bir kolu da buraya dayanıyor. Tabii başka faktörler de var.  Ama sonuç itibariyle güçsüz olursanız, donanmanız ve hava kuvvetleriniz de yeterli güce ulaşmazsa, o münhasır bölgedeki menfaatlerinizi korumanız mümkün değil. O güce erişmek gerekiyor.  Türkiye de burada kararlı bir şekilde o güce ulaşacağını, karşı tarafa ‘Karar sizde, bu saatten itibaren sizin verdiğiniz karara göre kararımızı verip oradan yürüyeceğiz’. diyor."

CUMHURBAŞKANI  ERDOĞAN’DAN ALMANYA’YA REST!

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Almanya ziyareti sırasında net bir açıklama yaptığını söyleyen Doç. Dr. Keser, ”İkinci Davos vurgusu yapıldı ki doğru. Diplomatik üslubun, daha üzerinde bir ton sergiledi, çok net bir şekilde. İç politikada biz alışkınız Sayın Cumhurbaşkanı sık sık kullanır bunu. Ama dışarıda ve yanında Başbakan Olaf Scholz varken net bir şekilde o mesajı verdi.  Diğer mesaj da yine aynı şekilde ‘Türkiye'nin, İsrail'e herhangi bir borcu yok,  sırtında bir küfe yok Holocaust gibi’ diyerek çok net bir mesaj verdi.  Örtük olarak da 1915'e de bir göndermede bulunmuş oldu.  ‘Türkiye'nin öyle bir suça da dahli yok, geçmişinde bir soykırım yoktur. Biz bağımsız politika veriyoruz.’ mesajını verdi bir yerde.” diye konuştu.

Erdoğan Olaf Scholz

TÜRKİYE’DEN ABD VE İNGİLTERE’YE GÜÇ GÖSTERİSİ

Türkiye Cumhuriyeti’nin Yüzüncü Yıl kutlamasında,  filomuzun boğazdan geçişi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın TCG Anadolu’nun daha büyüğü bir savaş gemisinin envantere dahil edileceğini açıklaması, savaş uçağımız KAAN ile ilgili çalışmaların hız kesmeden devam etmesini göz önüne alınca Türkiye’nin, özellikle Akdeniz’de hakimiyet alanı kurmaya çalışan ABD ve İngiltere başta olmak üzere emperyal güçlere karşı hazırlık içinde olduğu şeklinde yorumlanıyor. 

Türkiye Abd

Doç. Dr. Keser, Türkiye’nin yaptığı hazırlıkların ve güç gösterisinin, ABD ve İngiltere başta olmak üzere bütün küresel güçlere karşı ‘Arkadaş bu bölge benim münhasır ekonomik bölgem, kendi menfaatlerime dokunulmasına müsaade etmem, bunun için de gerekli hazırlıkları yapıyorum, hükümranlık alanım içerisinde, bilgim dışında herhangi bir faaliyete müsaade etmeyeceğim.’ mesajını vermiş oluyor aslında.” mesajı içerdiğini söyledi.

ABD KARADENİZ’E GİRMEK İÇİN AKADEMİK MAKALE YAZDIRIYOR!

Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, geçtiğimiz günlerde  yaptığı açıklamada, Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ne uyulması gerektiğini belirterek, "Biz Karadeniz'de bütün güvenliği sağlarız Türkiye olarak. Karadeniz'i bir Orta Doğu'ya çevirmesinler. Herhangi bir ülke veya NATO'nun girmesini istemiyoruz." ifadelerini kullandı. 

Oramiral Tatlıoğlu’nun, açıklamalarını değerlendiren Doç. Dr. Keser, ABD’nin, uzun süredir bir şekilde Karadeniz'e girmeye çalıştığını hatırlatarak, “Bu konuda da çok fazla akademik makale yazdırmaya başladılar Amerika'da. Mevcut Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile beraber  ‘Karadeniz bir Rus Gölü haline geldi.’  iddiasında bulunuyorlar. Türkiye'nin, Karadeniz'deki varlığını göz ardı ederek, bunu öne sürüp dolayısıyla Montrö Sözleşmesi’nin, bugünkü koşullarda Uluslararası Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne göre  yeniden yapılması gerektiği iddialarını  ileri sürüyorlar ve o Uluslararası Deniz Hukuku Sözleşmesi sonradan yapıldığı için orada bütün deniz geçiş yolları ülkelere serbest.” dedi.  

KARADENİZ’DEKİ EN GÜÇLÜ DONANMA: TÜRK DONANMASI

Doç. Dr. Keser, ABD’nin, Montrö’nün Türkiye'ye ve kıyısı olan ülkelere vermiş olduğu haklardan rahatsızlık duyduğunu dile getirip, sözlerine şu şekilde devam etti, “Çünkü Karadeniz'de çoğunluğu sağlayamıyor, gerek Türk gerek Rus donanmasına karşı. Karadeniz'de, en etkin iki donanmanın da Türk ve Rus donanması olduğunu söyleyebiliriz.  Hatta Türk donanması olduğunu söyleyebiliriz, Karadeniz filosu ile kıyasladığımızda. Dolayısıyla Amerika bundan rahatsız. Bunu önleyene kadar da Yunanistan Türkiye sınırına üs kurdu, adaları silahlandırıyor. Farklı bir şekilde bunu kapamaya çalışıyor.” 

HEDEF: TÜM DENİZ GEÇİŞ YOLLARINI KONTROL ETMEK

Amerika'nın, temel milli hedeflerinden birisinin tüm deniz geçiş yollarını kontrol altında bulundurmak olduğunu söyleyen Doç.Dr. Keser, “Süveyş, Panama Kanalı, Bering Boğazı, Aden Körfezi dahil hepsini kendi kontrolü altında bulundurmak ister, uluslararası ticareti kontrol edebilmek açısından. Çünkü hakimiyet kendisindedir.  Amerika'nın kontrol edemediği iki boğaz var İstanbul ve Çanakkale Boğazları. İşte bunu bir şekilde delerek, Karadeniz bahanesiyle, buradaki deniz geçişini de hegemonyasını almaya çalışıyor. Ki boğazların bizim kontrolümüze geçişi, yaklaşık üç yüz yıllık bir süreç. Kırım Harbi’nden itibaren 1856'lardan itibaren Boğazlar Komisyonu, yabancı ülkelerin varlığı,  en son Montrö ile tam hâkimiyetimizi sağlamışız.  Dolayısıyla tekrar bu hükümranlığı kaybetmek istemeyiz doğal olarak.” şeklinde konuştu. 

HER ADIMDA DİKKATLİ DAVRANMALIYIZ!

Doç. Dr. Keser, Türkiye'nin, attığı her adımda dikkatli olması gerektiğinin altını çizerek,  “Karadeniz'de hali hazırda sadece Türk ve Rus hâkimiyeti var ama Türkiye, Rusya'yı burada kolayca dengeleyebilecek bir pozisyonda. Bunun delinmesine müsaade etmemesi  en uygun olan.” ifadelerine yer verdi.

HAZIRLIKLAR BÜYÜK SAVAŞIN HABERCİSİ Mİ?

ABD ve İngiltere başta olmak üzere ülkelerin askeri anlamda yaptığı yatırımlar göz önüne alındığında yapılan çalışmalar, büyük bir savaşın hazırlığı şeklinde yorumlanıyor.

Doç. Dr. Keser, askeri anlamda yapılan çalışmaların, büyük bir savaşın habercisi olup olmadığının bilinmediğini söyleyerek, sözlerini şu şekilde sonlandırdı, “Amerika sonuçta hegemonya mücadelesini devam ettiriyor dünya üzerinde. Amerika güç kaybettikçe, diğer taraflara da saldırıyor. Amerika, esas mücadelesini Çin üzerine kurgulamaya çalışıyor.  Ama Çin ile kati bir mücadeleye başlamadan önce diğer yerlerdeki sorun alanlarını kontrol altına almaya çalışıyor. Orta Doğu, Akdeniz başta olmak üzere buralarda tam hakimiyeti sağlayıp, ondan sonra Çin ile uğraşmak istiyor. Bu doğrudan bir dünya savaşına evrilir veya büyük bir savaş demek çok doğru olmayabilir.  Ama buradaki hegemonya, Çin ile olan mücadele başlamadan önce burada. Ama silahlı ama silahsız bir mücadele yürütülecek, o görülüyor ve yeniden bir düzen kurulacak. Önümüzdeki 5-10 yıllık süreç dünyanın da yeniden şekillendiği, belki de yeniden kurulduğu bir süreç olma yolunda ilerliyor.” 

Muhabir: Gökhan Erek