Metot tartışması

İsmail Yaşa
İsmail Yaşa

Taliban’ın başkent Kabil dahil Afganistan’ın tamamında kontrolü ele geçirmesi ve Tunus’ta Cumhurbaşkanı Kays Said’in halk iradesine darbe yaparak parlamentonun çalışmalarını askıya alması Arap sokağında eskiden beri süregelen bir tartışmayı yeniden alevlendirdi.

İslam dünyasındaki diktatör rejimlerle mücadelede hangi metot benimsenmeli?

Arap Baharı devrimleri patlak verip diktatör rejimler devrilmeye başlayınca barışçıl gösterilerle elde edilen zaferlerin el-Kaide ve benzeri örgütlerin sonunu getireceği ifade edilmişti.

Fakat daha sonra yaşanan süreçte Arap halklarının demokrasi talepleri kanlı bir şekilde bastırıldı.

Yemen’de Ali Abdullah Salih devrildi fakat eski rejim yanlılarıyla İran destekli Husiler seçilmiş meşru hükümete darbe yaptı.

Mısır’da Hüsnü Mübarek’in devrilişi Tahrir Meydanı’nda coşkuyla kutlanmıştı.

Daha sonra ülkede ilk kez özgür seçimler yapıldı ve Müslüman Kardeşler’in adayı rahmetli Mursi seçimi kazanarak Mısır’ın ilk demokratik yollarla seçilmiş cumhurbaşkanı oldu.

Ne yazık ki Mısır’ın barışçıl gösterilerle diktatörlükten kurtulma tecrübesi de kısa sürdü.

Mursi’nin Savunma Bakanı olarak atadığı Abdülfettah es-Sisi komutasında ordu halk iradesine darbe yaptı ve ardından Mübarek rejimini dahi mumla aratan bir dönem başladı.

Bir ay öncesine kadar Tunus’taki devrim ve demokrasi tecrübesinin eşsiz olduğu konuşuluyor, Raşid el-Gannuşi liderliğindeki en-Nahda Hareketi’nin daha akıllı davranarak devrimin kazanımlarını koruduğundan bahsediliyordu.

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said’in 25 Temmuz’da aldığı kararlarla örnek gösterilen o tecrübe de yok edildi.

Taliban’ın Afganistan’da işgale karşı verdiği uzun soluklu silahlı mücadelenin ardından ülkenin kontrolünü ele geçirmesi şiddeti metot olarak benimseyen örgütlerle barışçıl mücadele taraftarları arasında üçüncü bir yolu gündeme getirdi.

“Geniş halk desteğine sahip silahlı mücadele” şeklinde özetlenebilecek bu metodun artıları ve eksileri önümüzdeki günlerde mutlaka daha çok konuşulacak.

Arap sokağında birçok kişinin ulaştığı sonuç şu:

Halk iradesini ve devrimin kazanımlarını koruyacak silahlı güç olmadan diktatör rejimlerle mücadele etmek mümkün değil.

Arap Baharı sürecinin başlarında sıkça dile getirilen “Barışçıllığımız mermiden daha güçlü” sloganına inanan artık daha az.

Libya’da devrimciler silahlarını bırakmış olsalardı ve darbe girişimine karşı barışçıl gösterilerle mücadele yolunu benimsemiş olsalardı Trablus da çoktan Hafter’in eline geçmiş olurdu.

Öte yandan, silahlı devrim tecrübesinin büyük oranda başarısız olduğu kanlı bir Suriye örneği de ortada.

Her ülkenin ve toplumun kendine has koşulları olduğu muhakkak.

Fakat başarılı örneklerin ilham verici olduğu da bir gerçek.

Taliban taraftarlarının bugünlerde demokrasi yerine “İslam emirliği” kurmayı tercih ettiği için hareketi eleştirenlere ve uluslararası toplum tarafından kabul görmeyeceğini söyleyenlere sorduğu soru şu:

Cezayir’de İslami Selamet Cephesi, Filistin’de Hamas, Mısır’da Mursi seçimleri kazanmıştı. Saygı duydular mı?

Tunus gibi İslamcıların her türlü esnekliği gösterdiği bir ülkede dahi halk iradesinin gasp edilmesine sessiz kalındığı bir dönemde demokrasi yanlıları için bu soruya cevap vermek zor olsa gerek.

- Diriliş Postası, İsmail Yaşa tarafından kaleme alındı
https://www.dirilispostasi.com/makale/7654115/ismail-yasa/metot-tartismasi