Analiz-Yorum

ABD siyasetinde İran ve İsrail çatlağı: Dış politika seçimleri nasıl etkileyecek?

İran cephesindeki savaşın giderek derinleşip içinden çıkılmaz bir hal alması ve peşi sıra artan enflasyonla tırmanan faizlerin Amerikan ekonomisini vurması durumunda, Cumhuriyetçileri 2026 Kongre seçimlerinde ağır bir hezimet bekliyor.

Abone Ol

ABD’nin eski Cezayir ve Şam Büyükelçisi Robert Stephen Ford, Amerika'nın kuruluşunun 250. yılında halen devam eden yurt dışı askeri müdahale tartışmalarını ve ABD iç siyasetinde yaşanan ayrımları AA Analiz için kaleme aldı.

***

Amerika'nın kuruluşundan bu yana halk arasında her zaman çetin tartışmalar ve derin fikir ayrılıkları yaşanmıştır. Kölelik gibi iç meseleler yeni kurulan ülkeyi ikiye bölerken, dış politika ve ABD'nin yurt dışındaki savaşlara ne ölçüde müdahil olması gerektiği konusu da hep bir anlaşmazlık sebebi olmuştur.

Aradan geçen 250 yılın ardından bugün Amerikalılar, ittifakları koruma ve küresel meselelerde etkin bir rol üstlenme gerekliliği konusunda hemfikirler ancak konu mevcut tüm ittifaklara veya zorunlu olmayan savaşlara geldiğinde hala aynı görüşü paylaşmıyorlar.

İran savaşının iç siyasetteki faturası

ABD Başkanı Donald Trump, İran operasyonunun tıpkı ocak ayındaki Venezuela müdahalesi gibi bir çırpıda biteceği üzerine kumar oynadı ancak kaybetti. Savaşın patlak vermesinin üzerinden 4 ay geçerken, Haziran 2026 tarihli bir Ipsos anketi, Amerikalıların yüzde 57'sinin (Cumhuriyetçilerin %29'u da dahil) Trump'ın İran sürecini yönetiş biçimini tasvip etmediğini gözler önüne serdi. Cumhuriyetçilerin çoğu savaşa hala destek verse de Trump'ın bu adımın Amerikan ulusal çıkarlarına nasıl hizmet edeceğini ortaya koyamaması, "Amerika'yı Yeniden Harika Yap" (MAGA) hareketi tabanında "zorunlu olmayan savaşlara" duyulan tepkiyi iyice pekiştirdi.

Tucker Carlson, FOX Televizyonu'nun tanınmış yüzü Megyn Kelly ve medya yıldızı Candace Owens gibi MAGA kanaat önderleri, yurt dışındaki askeri müdahalelerden uzak durma sözünden döndüğü için yönetimi topa tuttu. İlginç bir şekilde bu kesim, dış savaşlara akıtılan kaynakların ekonomi gibi iç meselelere kaydırılması gerektiği konusunda sol eğilimli Demokratlarla aynı çizgide buluşuyor. Bu grup aslında ABD'nin dış politikada çok daha temkinli davranıp iç kalkınmaya odaklandığı 18. yüzyıl sonlarındaki Amerikan duruşuna bir geri dönüşü temsil ediyor. Diğer yandan, 2028'deki başkanlık yarışında MAGA tabanını arkasına almayı hedefleyen ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, 17 Haziran'da İran'la varılan mutabakat zaptına ve ateşkes vaadine giden müzakerelerin başına geçmek için Trump'tan icazet aldı.

Vance-Rubio anlaşmazlığı

Trump ve Vance, bir yandan ABD'yi İran savaşından çekmeye ve iç siyasetteki konumlarını sağlamlaştırmaya çalışırken, diğer yandan uzlaşma metnini elinin tersiyle iten İsrail hükümetine ateş püskürdü. 16 Haziran'da Trump, İsrail'in Lübnan'a düzenlediği ve mutabakat sürecini sekteye uğratan operasyonlarını hedef aldı. Vance ise İsrail'i, kendi deyimiyle "dünyadaki son dostu" olan Trump yönetimini kızdırmaması konusunda net bir dille uyardı. Tel Aviv yönetimine seslenen Vance, Lübnan'da Hizbullah'ın üzerine giderek İran'la pamuk ipliğine bağlı olan ateşkesi bozmamaları gerektiğinin altını çizdi. Her krizde silaha sarıldığı için İsrail'e yüklenen Vance, bitmek bilmeyen çatışmalar yerine günün birinde ABD ile İran'ın işbirliği yapabileceği yepyeni bir vizyonun sinyallerini verdi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio her ne kadar kameralar karşısında İran anlaşmasına siper olsa da açıklamalarının satır araları, Cumhuriyetçi Parti'nin hem bu mutabakat hem de İsrail ekseninde ne kadar derin bir çatlak yaşadığını belgeliyor. Tahran'daki "reformculara" zeytin dalı uzatan Vance'in tam aksine Rubio, İran rejimini doğrudan "aşırılıkçılar" ve "kaçıklar" diyerek hedefe oturtuyor. Dahası, İsrail'in Lübnan'daki saldırılarına tek bir söz söylemekten bile imtina ediyor. Trump ve Vance ikilisinin aksine Rubio'ya göre Lübnan'da silahları susturmanın tek yolu, İran'ı tamamen oyun dışı bırakan ayrı bir diplomasi masası kurmaktan geçiyor. Nitekim Washington'da İsrail ile Lübnan arasında kurulan diplomasi trafiğinin direksiyonuna bizzat o geçti ve bu süreç 26 Haziran'da üçlü bir mutabakatla taçlandı. Kağıt üzerinde kalmayıp hayata geçmesi halinde bu adım, Hizbullah'ın silah bırakmasını ve Tel Aviv-Beyrut hattında suların tamamen durulmasını sağlayacak.

İsrail'in de arka çıktığı bu formül, Rubio'nun yıllardır sürdürdüğü İsrail yanlısı çizgiyle tam anlamıyla örtüşüyor. Hatta ufukta beliren 2028 başkanlık yarışı öncesinde, İsrail dostlarının tam desteğini arkasına alması için kendisine bulunmaz bir fırsat sunuyor. Ancak tüm bunlarla beraber Rubio, Trump ve Vance ile arasındaki görüş ayrılıklarını asgari düzeyde tutmaya da büyük özen gösteriyor, zira Trump'ı karşısına almanın, 2028 yarışında Vance'e karşı şansını baltalayacağının gayet iyi farkında.

İran cephesindeki savaşın giderek derinleşip içinden çıkılmaz bir hal alması ve peşi sıra artan enflasyonla tırmanan faizlerin Amerikan ekonomisini vurması durumunda, Cumhuriyetçileri 2026 Kongre seçimlerinde ağır bir hezimet bekliyor.

İşin daha da çarpıcı yanı, Cumhuriyetçi Parti içinde "Dış politikada artık frene basalım." diyen MAGA kanadı, 2028 başkanlık yarışında etrafında kenetlenebileceği doğal bir adaydan mahrum kalacak. Çünkü hem Vance hem de Rubio başından beri bu savaşın en hararetli savunucuları arasındaydı. Nitekim bu ateşi yaktığı için Trump'a kamuoyu önünde bayrak açabilen Cumhuriyetçi siyasetçilerin sayısı bir elin parmaklarını bile geçmedi.

Demokratların Orta Doğu çatlağı

İran cephesindeki savaşa karşı tek yumruk olan Demokratlar, iş Orta Doğu'da izlenecek rotaya gelince tam anlamıyla ikiye bölünmüş durumda. Son anketler, Demokrat seçmen tabanında -özellikle de gençler arasında- İsrail'e verilen desteğin hızla eridiğini gösteriyor. Partinin İsrail'e mesafeli duran kanadı, Tel Aviv'e sadece mali yardımların değil, silah satışının da kesilmesini istiyor, bir yandan da İsrail lobilerini adeta topa tutuyor. Nitekim bu sert söylemi benimseyen adayların bu yılki ön seçimlerden peş peşe zaferle çıkması, rüzgarın ne yönden estiğini kanıtlıyor.

Öte yanda ise partinin merkez kanadı var. Onlar, İran veya Gazze krizlerinin İsrail'le kurulan köklü ilişkilere onarılamaz bir hasar vermemesinden ve silah akışının sekteye uğramamasından yana. Merkez kanadın buradaki asıl gayesi oldukça pragmatik; İsrail dostlarını küstürmemek ve seçim kampanyalarına akan devasa fonları kaybetmemek.

Parti içindeki bu "İsrail hesaplaşması", Maine eyaletinde 27 Temmuz'a kadar açıklanması gereken yeni adayın kim olacağını da doğrudan belirleyecek. Çünkü 2026'daki Maine Senato yarışının sonucu sadece Senato'da iplerin kimin eline geçeceğini değil, aynı zamanda Demokratların Beyaz Saray'daki son iki yılında Trump'ın elini kolunu bağlayıp bağlayamayacağını da tayin edecek.

[Robert Stephen Ford, ABD’nin eski Cezayir ve Şam Büyükelçisidir.]