Genel

İletişim Başkanı Duran: Sivillerin katledilmesi karşısında küresel sistem suskun

STRATCOM Zirvesi'nde konuşan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, "İsrail'in soykırımları karşısında uluslararası hukuk işletilmemiş, sivillerin katledilmesi karşısında küresel sistem suskun kalmıştır" dedi.

Abone Ol

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından düzenlenen Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi (STRATCOM 2026), 'Uluslararası Sistemde Kırılma: Krizler, Anlatılar ve Düzen Arayışı' temasıyla İstanbul'da başladı.

Stratejik iletişim konusunda dünyanın dört bir yanından alanında uzman isimleri bir araya getiren zirveye, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, akademi ve farklı kuruluşlardan birçok temsilci katıldı.

İletişim Başkanı Duran, zirvede hem stratejik iletişimin teknik boyutlarını hem de uluslararası sistemin içinde bulunduğu çok boyutlu krizleri ve bu krizleri derinleştiren anlatıları geniş çerçevede ele alacaklarını dile getirerek, 'Bu sürecin ardından, henüz tam olarak ne şekil alacağını bilmediğimiz yeni bir dünyaya giriyoruz. Bugünün dünyasında belirsizliğin ve güvensizliğin hakim olduğu, çifte standardın ise artık gizlenemeyecek ölçüde görünür hale geldiği bir evredeyiz. Bu tablo, yalnızca geçici bir dalgalanmaya değil, daha derin ve yapısal bir dönüşüme işaret ediyor. Antonio Gramsci'nin işaret ettiği 'canavarlar', bugün askeri, ekonomik ve teknolojik araçları seferber ederek en basit çıkarlarını dahi hiçbir apolojik gerekçeye ihtiyaç duymadan elde etmeye yönelmektedir. Bu eğilimin doğal bir sonucu olarak, uluslararası sistemde uzlaşı ve diplomasi giderek geri plana itilmekte; güç kullanımı ise birincil araç hâline gelmektedir' ifadelerini kullandı.

'SİVİLLERİN KATLEDİLMESİ KARŞISINDA KÜRESEL SİSTEM SUSKUN KALMIŞTIR'

Bölgesel destabilizatör aktörler bulundukları coğrafyalarda hayatı tüm taraflar için zehirlediğini ve saldırgan politikaları 'yeni stratejik denklem' olarak sunmaya çalıştıklarını söyleyen Duran, 'Bu durum, mevcut istikrarsızlığı derinleştirmenin ötesinde, geleceğe dair belirsizliği de kalıcı hale getirmektedir. Gazze'de yaşananlar bunun en çarpıcı örneğidir. İsrail'in soykırımları karşısında uluslararası hukuk işletilmemiş, sivillerin katledilmesi karşısında küresel sistem suskun kalmıştır. Batı ana akım medyası da bu süreçte hakikati gizleyen, saldırganlığı perdeleyen ve tek taraflı anlatılar üreten bir çizgi takip etmiştir. Çocukların katledilmesi görmezden gelinirken, çarpıtılmış anlatılar üzerinden yeni bir algı zemini inşa edilmeye çalışıldı. Bu durum, yalnızca siyasi bir başarısızlık değil, aynı zamanda derin bir ahlaki çöküştür. Bu noktada, teknolojik dönüşüm süreci krizin etkisini daha da ağırlaştırmaktadır' dedi.

Türkiye'nin, uluslararası düzenin irtifa kaybını, bu alandaki normatif çöküşü çok önceden öngördüğünü ve bu yönde defalarca güçlü uyarılarda bulunduğunu belirten Duran, 'Örneğin Suriye ve Irak'ta yaklaşmakta olan sistemik krizleri önceden öngördük ve gerekli uyarıları yaptık. Ukrayna'daki savaşta da bu meselenin askeri yollarla çözülemeyeceğini ifade ettik ve bu nedenle diplomatik angajmanlara yöneldik. Belki de en önemlisi, adaletin dünya düzeni için ne kadar hayati olduğunu, tarihsel köklerimizden aldığımız ilhamla çok erken bir dönemde kavramıştık. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın 'daha adil bir dünya mümkündür' çağrısı, uyarılarımızın ve küresel adalet talebinin en güçlü ifadesiydi ve dünyaya yapılan çok önemli bir çağrıydı. Türkiye olarak küresel krizin kronikleştiği her noktada, kendimize özgü yaklaşımlar ve modeller sergiledik. Yaklaşmakta olan krizlere ve çatışmalara önce bölgemizde, ardından küresel ölçekte çözüm üretmeye gayret gösterdik ve göstermeye devam ediyoruz. Bu çabamız, yalnızca diplomatik bir refleks değil; aynı zamanda tarihsel bir sorumluluk bilincinin ve çok boyutlu dış politika anlayışımızın bir yansımasıydı' diye konuştu.

TÜRKİYE BARIŞIN YANINDA

Türkiye'nin herhangi bir kriz karşısında taraflardan birinin değil, barışın, istikrarın ve insanlığın yanında konumlanmayı tercih eden bir marka haline geldiğini vurgulayarak, Türkiye'nin farklı görüşlere ve çıkar çatışmalarına sahip aktörlerin dahi aynı masa etrafında buluşabildiği nadir zeminlerden biri olduğunu ifade eden Duran, 'Mücadelemizi yalnızca sahada ya da diplomasi masalarında değil, aynı zamanda hakikatin korunması ve savunulması konusunda da kararlılıkla sürdürdük.

Cumhurbaşkanımız, sosyal medya ve dijital haberciliğin henüz ilk dönemlerinden itibaren dezenformasyon, algı yönetimi ve bilgi kirliliği üzerinden yürütülen sistematik saldırılara karşı toplumumuzu sürekli olarak uyarmış; bu yeni iletişim çağının taşıdığı risklere dikkat çekmiştir. Türkiye olarak, 'dezenformasyon çağı' olarak nitelendirilen bu dönemde hakikatin korunmasını bir tercih değil, açık bir sorumluluk ve görev olarak benimsedik.

Çünkü biliyoruz ki bilgi, salt bir iletişim aracı değil; aynı zamanda toplumsal huzurun, siyasal istikrarın ve küresel adaletin temel unsurlarından biridir. Bu doğrultuda, sadece devletlerin değil; küresel ölçekte faaliyet gösteren teknoloji şirketlerinin de zaman zaman kâr odaklı yaklaşımlarla manipülatif ve provokatif içeriklerin yayılmasına zemin hazırlayabildiğini görüyoruz. Bu tür içerikler, toplumların sosyal dokusunu zedeleyen, siyasal kutuplaşmayı derinleştiren ve ekonomik dengeleri sarsan sonuçlar doğurabiliyor' dedi.