DEMET İLCE / MUHABİR

Kar örtüsü, insanların, hayvanların yaşam kaynağı denilebilir. Öyle ki kar olmadığında karşımıza çok büyük sorunlar çıkmaktadır. Bunların başında su kıtlığı, hijyen sorunları, ekolojik sorunlar gelmektedir. Gezegenimizin 2100 yılına kadar 1,5-2 derece kadar ısınması bekleniyor. Bu küresel ısınmayı durdurmazsak gelecek nesle yaşanabilir bir dünya bırakmamış olacağız. Küresel ısınma ve iklim değişikliğini ise en net olarak kış mevsiminde görüyoruz. Sadece Türkiye’de değil, dünyanın her yerinde kar kuraklığı ile karşı karşıyayız.

2100 yılına kadar dünyanın büyük bir bölümünde karsız kışlar yaşanacağı bekleniyor. Sizin öngörüleriniz neler? Gelecekte kışların nasıl olmasını bekliyorsunuz? Önümüzdeki yıllarda eskisi gibi kar yağışları görecek miyiz?

Kar kuraklığı mı yaşıyoruz?

Kar kuraklığı yaşıyoruz. Geçmişte bu kadar sık yaşanmıyordu. 2000’li yıllardan sonra oldukça fazla kar kuraklığı yaşamaya başladık. Anormal derecede düşük kar örtüsünün olduğu dönemlere kar kuraklığının yaşandığı dönemler diyoruz. Normalin altında kar yağışının olması ve kar birikmesinin olmayışı, bize kar kuraklığını getiriyor. İkisi de çok benzer sonuçlar doğuruyor. Yüksek sıcaklık olduğu zaman kar birikmiyor. Kar, yağdığı gibi eriyip kayboluyor. Karın birikmesi gerekli. Yukarı seviyede yağış her zaman kar olarak başlar, fakat yere doğru indikçe eğer hava sıcaklığı yüksekse yağmura döner. Hava sıcaklığı kar yağışı için uygunsa kar olarak yere düşer.

Kar örtüsü olmadığı zaman, kış boyunca kar örtüsünün olmamasını, kurak yaz ayları boyunca daha net olarak anlıyoruz. Çünkü kurak yaz aylarını yaşamamızın önemli bir sebebi, kışın kar örtüsünün olmamasıdır. Kar yığınlarının depolanmaması, yeraltı su kaynaklarımızın karların erimesiyle dolmaması, kurak yazları getirmektedir.

Havalimanları "sıfır atık" dönüşümü belgeyle tescillendi Havalimanları "sıfır atık" dönüşümü belgeyle tescillendi

Barajlar önemli ama barajlardaki suyun çok büyük bir kısmını buharlaştığı için kaybediyoruz. Bundan dolayı barajların yanı sıra önemli bir su kaynağımız daha var. O da yer altı su kaynakları.  Bunların dolması ancak kar yığınlarının oluşması ile mümkün. Bunlar bizim en önemli su rezervuarlarımız. Ekosistemin de önemli bir su kaynağı.

Kar yağışlarının azalmasının insan yaşamının yanı sıra yaban hayatına etkileri neler?

Kar kuraklığından insanlar çok etkileniyor ama ekosistem de bundan çok etkileniyor. Daha az su alıyor ve yaban hayat da bundan çok fazla etkileniyor. Sadece ormanlardan bahsetmiyorum. Denizlerde de bir hayat var. Denizlerde eğer tuz oranı artarsa oradaki hayat da bundan çok etkilenir. Tuzluluğun artması ile beraber oradaki ekosistem de değişiyor. Tuzluluğun artması 2 şekilde olabiliyor. Birincisi yağışların azlığı, ikincisi de aşırı buharlaşma. Bu ikisi de şu anda mevcut. İlerleyen zamanlarda denizlerdeki tuz oranının da artması bekleniyor.

Kar yağışlarının azalmasının su güvenliği üzerindeki etkisi ile ilgili neler söyleyeceksiniz?

Kar olmadığında sulamada da sıkıntı yaşıyoruz. Kar birikmediği zaman hem içme hem sulama suyumuz azalıyor. Sulama suyunun azalması demek gıda kıtlığı demek. Balıkçılık da bundan çok etkileniyor. Sadece karada değil, deniz suyunda da sıcaklıklar yükseliyor. İklimsel olarak deniz suyu sıcaklıklarında artış var. Balıkların kendi yaşamlarında döngü değişiyor. Soğuk suda yaşayan balıklar sular ısındığında artık yaşayamamaya başlıyor. Mantarlar oluşuyor, çeşitli hastalıklarla mücadele ediyor ve balık popülasyonunda azalma ortaya çıkıyor.

Bitki örtüsü değişiyor. Yangınlar artıyor. Yağışın olmaması ve toprağın nemini kaybetmesiyle yangınlar için elverişli ortam ortaya çıkıyor.

Kışın kar örtüsü olursa bahar aylarında karlar eriyor, bu da akarsu akışlarını ve toprak nemini destekliyor. Kar örtüsü olmazsa akarsu akışları da azalır. Bu da akarsuların bütün kollarında rahatlıkla su akışının olmaması ve her bir bölgeye su gidememesi anlamına geliyor. Belirli bölgelerde toprak nemi azalıyor. Belirli bölgelerde aşırı kuraklık olabiliyor.

Dağlık bölgelerde daha fazla kar olmasını bekleriz ki oradan aşağı doğru eriyerek bahar aylarında kar kütleleri taşınır. Böylece akarsularımız beslenir. Kış aylarında dağlık bölgelerde kar olmaz ve yağış yağmur şeklinde düşerse bu da aşırı hava olaylarının oluşmasına neden olur. Dağlardan aşağıya sellerin ve taşkınların olmasına sebep oluyor.

Bunun bir de ekonomik etkileri var. Kayak, rafting balıkçılık gibi açık hava etkinliklerimiz var. Yerel ekonomiler, endüstri bundan çok fazla etkilenebiliyor. Kayak yapılan tatil yörelerinde daha az turizm ve ekonominin dönmesine sebep olabiliyor. Böyle bir endüstri belli ilerleyen yıllarda ortadan kalkacak.

Rafting de turizm kaynaklarımızdan bir tanesi. Yurt dışından da insanlar rafeting yapmak için geliyor fakat nehirlerimizde yeterli su olmazsa bu mümkün olmayacak gibi görünüyor.

Su güvensizliği toplumumuzda büyük bir tehdittir. Su kıtlığı, su kirliliği, düşük su kalitesi. Bunlar suyumuzun güvensizliği anlamına geliyor. İklim değişikliğinden kaynaklı olarak yağışın olmaması, kar örtüsünün azalması, su güvenliğimizi tehdit ediyor.

İklim değişikliğini frenleyecek büyük değişiklikler olmazsa neler olur?

Her şeyden önce değişen yağış düzenimiz var. Nemin fazla olduğu, deniz kıyılarına yakın olan yerlerde (Karadeniz Bölgesi, Akdeniz Bölgesi ) çok fazla su baskını ve sellerin olma ihtimalini, çok fazla yağış olmasını (Ege, Güney Ege, Marmara Bölgesi) ve yağışın doğal kaynaklı bir afete dönüşme ihtimalini ortaya çıkartıyor.

Sel, yeraltı su kaynaklarımıza kadar etki edebiliyor. Sel, su kalitemizi düşürüyor. Sel suları, kirli, kimyasal ve atık sularla da karışabilen bir sudur. Bu da yeraltı su kaynaklarımızın atık sularla kirlenmesi anlamına gelir. Sel olduğunda içme suyu kaynaklarımız da kirlenebilir. Bu, su kaynaklarımız açısından önemli bir tehdit oluşturur.

Kuraklık olduğunda da barajlarımızdaki su kaynaklarımız kirlenir. Toprak suya karışır, bakteriler artar. Yakın zamanda, barajlarda aşırı derece buharlaşma olduğunda, musluktan akan sular sarı renkte akmıştı. Aşırı kurak olduğu dönemlerde böyle şeyler olabiliyor. Bu da su güvenliğimizi tehdit edebiliyor.

Hijyenle ilgili sorunlar da ortaya çıkıyor. Her yerde insanlar aynı şekilde suya erişemiyor. Ülkemizde bu kadar yoğun değildir belki ama örneğin Afrika ülkelerinde insanların suya erişimi yok. İlerleyen zamanlarda bu insanların sayısı daha da artabilir. Bununla ilgili çok büyük bir eşitsizlik ortaya çıkabilir. Ülkemizde de böyle bir tehlike ortaya çıkabilir. Bizim ülkemizde yarı kurak bir ülke ve suya erişimimiz gittikçe azalabilir. Su alt yapısına yatırım yapmak, bu eşitsizliği belki biraz da olsa azaltabilir. Su güvensizliği aynı zamanda gıda güvensizliğini de getiriyor.

Çiftçimize eğer su veremezsek çiftçi de bize gıda veremez. Kuraklık, su kıtlığı ve kar kuraklığı gıda kıtlığını ortaya çıkarabilir.

Küresel ısınmayla beraber yaklaşık olarak 1,5-2,5 milyar insanın su kıtlığından etkilenmesi bekleniyor. Kar kuraklığının neden olduğunu pek net tanımlayamıyoruz ama bu kuraklığın sonuçlarını çok iyi görebiliyoruz.

Kar kuraklığı bütün dünyada yaşanıyor yalnızca ülkemizde değil. Bunun iki boyuttan önemi var. Yaklaşık olarak 1967 yılından beri, ilk iklim değişiminin 1970’lerde fark edilip önlem alındığını varsayarsak o yıllardan beri kar örtüsü yaklaşık olarak 2,5 milyon km² azaldı.

Kar olan bölgeler soğuk kalır. Güneşten gelen rasyasyon karın yüzeyine çarpar ve geriye yansır. Toprak yüzeyine ulaşamaz. Yani soğurulma ortaya çıkamaz. Eğer radyasyon geriye yansıyorsa o bölge ısınmıyor demektir. Bu bazı bölgeler için çok önemlidir. Örneğin kutup bölgeleri soğuk kalmak zorunda. Dünyanın ısıl dengesini sağlıyor. Eğer o bölgelerdeki kar erirse güneş o bölgeye geldiği zaman geriye yansımayacak demektir. Radyasyon toprak tarafından emilecek. O bölge daha da fazla ısınacak. Soğuk kalması gereken bölgeler, güneşin radyasyonunu daha fazla emdiği için daha fazla ısınacak. Bu da gezegenin ısınmasını daha fazla hızlandıracak.

2100 yılına kadar küresel ısınma ile beraber 1,5-2 derece kadar ısınma olmasını bekliyorsak bunun önemli bir miktarı kar kütlelerinin azalmasından kaynaklanacak. Bu sıcaklık artışı şiddetli yağışları da tetikleyebilir. Küresel olarak şiddetli yağışların 2100 yılına kadar  %14, şuanda olduğundan daha şiddetli olması bekleniyor. Şiddetli yağış olaylarının yaklaşık olarak 1 buçuk kat artması bekleniyor.

1950’de yaşadığımız kar örtüsünün, şu anda arktik bölgede yarısı kadar var. 2100 yılına kadar buz dağlarının daha da fazla erimesi bekleniyor. Normal şartlarda Kuzey Kutbu’nda Eylül, Ekim aylarında buz örtüsü başlar, Nisan’a kadar devam eder ve Mayıs-Haziran gibi buz örtüsü azalır. Fakat sıcaklıklar öyle bir arttı ki 2050 yıllarından sonra Eylül ayında Kuzey Yarım Küre’de hiç buz olmaması bekleniyor.

Muhabir: Demet İlce