Antalya’da Yapay Zeka ve Sürdürülebilirlik Tartışması
Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından düzenlenen 6. Uluslararası Medya Çalışmaları Sempozyumu’nda “İklim Diplomasisi, Yapay Zeka ve Sürdürülebilirlik” konulu bir sunum gerçekleştirildi. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fatih Keskin, yapay zeka ile iklim krizinin birbirinden ayrı değil, birlikte değerlendirilmesi gereken iki büyük dönüşüm olduğunu ifade etti.
Dijital Dönüşüm Doğal Kaynaklardan Bağımsız Değil
Prof. Dr. Keskin, yapay zeka sistemlerinin elektrik, su, veri merkezleri, yarı iletkenler ve kritik mineraller gibi kaynaklara dayandığına dikkat çekerek dijital dönüşümün doğal kaynak tüketiminden bağımsız düşünülemeyeceğini vurguladı. Teknolojinin sağladığı olanakların fiziksel ve ekolojik bir altyapı gerektirdiğini hatırlatan Keskin, bu gerçeğin hem enerji politikaları hem de iklim hedefleri açısından göz ardı edilmemesi gerektiğini kaydetti.
IEA Raporu: Veri Merkezlerinin Enerji Yükü 2030'a Kadar İkiye Katlanacak
Uluslararası Enerji Ajansının 2025 raporuna atıfta bulunan Keskin, veri merkezlerinin küresel elektrik tüketiminin 2024'te yaklaşık 415 teravatsaat düzeyinde olduğunu aktardı. Bu rakamın 2030 yılına kadar yaklaşık 945 teravatsaate ulaşmasının öngörüldüğünü belirten Keskin, söz konusu verinin yapay zekanın çevresel ayak izini somut biçimde ortaya koyduğunu vurguladı.
Maliyetleri Kabul Etmek Potansiyeli Göz Ardı Ettirmiyor
Keskin, yapay zekanın çevresel etkilerini teslim etmenin bu teknolojinin iklim mücadelesindeki katkısını yadsımak anlamına gelmediğini vurguladı. “Yapay zekanın fiziksel maliyetlerini kabul etmek, onun iklim mücadelesindeki potansiyelini göz ardı etmemizi gerektirmiyor. Tam tersine bu teknolojinin sağlayabileceği faydaları da aynı bilimsel titizlikle değerlendirmek olası.” diyen Keskin, iki boyutlu bu değerlendirmenin sağlıklı politikalar üretmenin önkoşulu olduğunu söyledi.
Yapay Zekanın İklim Uygulamaları
Keskin, yapay zekanın yenilenebilir enerji üretiminin tahmin edilmesi, elektrik şebekelerinin dengelenmesi, tarımsal sulama ve su yönetiminin iyileştirilmesi, orman yangını risklerinin analizi ve afetlere hazırlık gibi kritik alanlarda kullanılabildiğini açıkladı. Bu uygulamaların iklim krizi karşısında somut ve ölçülebilir sonuçlar doğurabilecek bir kapasiteye sahip olduğunu ifade eden Keskin, söz konusu potansiyelin bilimsel bir çerçevede ele alınması gerektiğinin altını çizdi.
Şeffaf Raporlama ve Uluslararası Standartlar
Teknolojinin sağladığı faydaların ölçülebilir sonuçlarla desteklenmesini öneren Keskin, yapay zeka uygulamalarına ilişkin enerji ve su tüketiminin hesaba katılmasını, çevresel etkilerin şeffaf biçimde raporlanmasını ve bu alanda uluslararası ölçüm standartlarının geliştirilmesini gerekli gördüğünü belirtti. Şeffaflığın hem kamuoyu güveni hem de politika üretimi açısından vazgeçilmez bir ön koşul olduğunu vurgulayan Keskin, belirsizlik içinde alınan kararların uzun vadede maliyetli sonuçlar doğurduğunu hatırlattı.
İklim Diplomasisinde Uluslararası İşbirliğinin Önemi
Yapay zeka altyapısının enerji ve kaynak ihtiyacının küresel bir mesele haline geldiğini kaydeden Keskin, ülkeler arasında teknoloji transferinin desteklenmesi ve kapasite geliştirme çabalarının güçlendirilmesinin önemine değindi. Küresel ölçekte eşitsiz dağılan teknolojik kapasitanın iklim mücadelesindeki etkinliği doğrudan etkilediğini belirten Keskin, bu dengesizliğin uluslararası diplomasi gündeminde daha fazla yer bulması gerektiğini ifade etti.
Türkiye için Somut Öneriler
Türkiye’de yapay zeka uygulamalarının enerji sistemleri, su kaynakları, sanayi politikaları ve iklim hedefleriyle uyumunun değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizen Keskin, üniversiteler, araştırma kuruluşları ve kamu kurumları arasında ortak araştırma ağları kurulmasını önerdi. Bu işbirliği modelinin yalnızca bilimsel üretimi artırmakla kalmayıp Türkiye’nin uluslararası iklim müzakerelerindeki ağırlığını da güçlendireceğini vurguladı.
“Teknoloji Kader Değil, Toplumsal Bir Tercih”
Keskin, sunumunu teknolojik gelişimin yönünün toplumsal tercihlerle belirlendiği vurgusuyla noktaladı. “Gerçek ilerleme bilimsel ve teknolojik kapasitemizi insanların ihtiyaçlarıyla ve gezegenin ekolojik sınırlarıyla uyumlu hale getirmektir. Teknoloji kader değildir. Onun yönünü, kurduğumuz kurumlar, geliştirdiğimiz politikalar ve verdiğimiz toplumsal kararlar belirler.” diyen Keskin, bu perspektifin iklim diplomasisi ve yapay zeka politikalarının kesiştiği noktada belirleyici bir çerçeve sunduğunu kaydetti.





