Cihat Yaycı / Analiz-Yorum

15 Temmuz 2016 gecesi yaşananlar, yalnızca başarısız bir askeri darbe girişimi olarak değerlendirilemez. O gece yaşananlar, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin içeriden ele geçirilmesine yönelik uzun yıllara yayılan bir istihbarat operasyonunun son safhasıydı.

1-175

FETÖ, klasik anlamda bir terör örgütü değildir. Elbette terör örgütüdür; ancak bunun ötesinde, devletin bütün kritik kurumlarına sistematik biçimde sızmış, yabancı istihbarat servisleriyle ilişki kurabilen, psikolojik harekât yürütebilen, bilgi toplayabilen, yönlendirme yapabilen ve zamanı geldiğinde silahlı kalkışmaya girişebilen hibrit bir casusluk yapılanmasıdır.

15 Temmuz gecesi tankları gördük, uçakları gördük, bombaları gördük. Ancak bunlar, onlarca yıl süren hazırlığın yalnızca görünen yüzüydü. Esas saldırı, çok daha önce başlamıştı. Eğitim kurumlarında, yargıda, emniyette, Türk Silahlı Kuvvetlerinde, üniversitelerde, mülki idarede ve devletin stratejik birimlerinde kadrolaşarak yürütülen sessiz işgal, 15 Temmuz gecesi silahlı bir kalkışmaya dönüşmüştür.

Dolayısıyla 15 Temmuz’u yalnızca “bir darbe girişimi” olarak okumak, tehdidin gerçek boyutunu eksik değerlendirmek olur.

Casusluk Boyutu Göz Ardı Edilemez

Devletler arasındaki mücadele artık yalnızca cephelerde yürümüyor.

Günümüzde ülkeler; istihbarat operasyonları, siber saldırılar, ekonomik baskılar, algı yönetimi, medya manipülasyonu, vekâlet örgütleri ve içeriden oluşturulan etki ajanları üzerinden hedef alınmaktadır.

İşte FETÖ tam da bu yeni nesil savaş yöntemlerinin Türkiye’deki en somut örneğidir.

Bir devlet için en büyük tehdit, dışarıdaki düşmanın gücü değil, içeride oluşturulan kontrol mekanizmalarıdır. Çünkü içeriden ele geçirilen bir devletin dışarıdan işgal edilmesine gerek kalmaz.

15 Temmuz’un bize öğrettiği en önemli ders budur.

Mücadele Neden Devam Etmelidir?

Bugün zaman zaman “Artık FETÖ bitti.” şeklinde değerlendirmeler yapılmaktadır.

Hiçbir güvenlik profesyoneli böyle kesin bir hüküm kuramaz.

Çünkü istihbarat yapılanmaları ortadan kaybolmaz; yöntem değiştirir.

İsim değiştirir.

Kılık değiştirir.

Yeni örgütlenme modelleri geliştirir.

Farklı sivil toplum kuruluşları, farklı şirketler, farklı medya organları, farklı dijital platformlar ve farklı uluslararası ağlar üzerinden faaliyetlerini sürdürebilir.

Bu nedenle mesele yalnızca FETÖ değildir.

Mesele, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir daha benzer yapılanmalar tarafından içeriden ele geçirilmesini önleyecek kalıcı güvenlik mekanizmalarının oluşturulmasıdır.

Liyakat ve Millî Devlet

Devlet kadrolarında temel ölçü yalnızca bilgi değildir.

Liyakat kadar aidiyet de önemlidir.

Ancak aidiyet herhangi bir gruba, cemaate veya oluşuma değil; yalnızca Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ve Türk milletine olmalıdır.

Devlet içerisinde hiçbir paralel sadakat zinciri oluşmasına müsaade edilmemelidir.

Hiçbir yapı, devletin alternatifi hâline gelemez.

Çünkü devlet içerisinde ikinci bir otoritenin oluştuğu her durumda milli güvenlik zafiyeti ortaya çıkar.

Hibrit Savaş Çağında Yeni Tehditler

Bugün Türkiye yalnızca klasik askeri tehditlerle karşı karşıya değildir.

Siber saldırılar…

Yapay zekâ destekli dezenformasyon…

Ekonomik operasyonlar…

Enerji güvenliğine yönelik baskılar…

Deniz yetki alanları üzerindeki hukuki mücadeleler…

Terör örgütleri…

Etnik ayrılıkçılık…

Dini görünümlü yapılanmalar…

Yabancı fonlarla yönlendirilen etki ajanları…

Bütün bunlar hibrit savaşın farklı cepheleridir.

Dolayısıyla milli güvenlik kavramı da artık yalnızca sınır güvenliğiyle açıklanamaz.

Unutulan Tehdit Tekrar Karşımıza Çıkar

Türk tarihi bize önemli bir ders vermektedir.

Milletler, geçmişte yaşadıkları büyük tehditleri unuttuklarında aynı tehditler farklı yöntemlerle yeniden ortaya çıkar.

15 Temmuz’un yıldönümleri yalnızca anma programları değildir.

Aynı zamanda devlet muhasebesi yapılması gereken günlerdir.

Hangi dersler çıkarıldı?

Hangi açıklar kapatıldı?

Hangi riskler devam ediyor?

Bu sorular her yıl yeniden sorulmalıdır.

Sonuç

15 Temmuz’da Türk milleti büyük bir destan yazmıştır.

Dışişleri Bakanlığı'nda "Srebrenitsa Soykırımı Anma Etkinliği" düzenlendi
Dışişleri Bakanlığı'nda "Srebrenitsa Soykırımı Anma Etkinliği" düzenlendi
İçeriği Görüntüle

Ancak destan yazmak kadar, o destanın kazanımlarını koruyabilmek de önemlidir.

Şehitlerimize olan vefa; yalnızca onları rahmetle anmak değildir.

Onların uğruna can verdiği devleti, aynı hataların tekrar edilmesine izin vermeyecek şekilde daha güçlü hâle getirmektir.

Bu nedenle FETÖ ile mücadele; sadece geçmişin hesabını görmek için değil, geleceğin güvenliğini sağlamak için de kesintisiz devam etmelidir.

Çünkü devletler, tehdit ortadan kalktığı için değil, tehdit ihtimalini ortadan kaldırabildikleri ölçüde güvendedir.

15 Temmuz’un onuncu yılında verilmesi gereken en önemli mesaj şudur:

Türk milleti o gece yalnızca bir darbeyi önlememiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bağımsızlığına ve bekasına sahip çıkmıştır. Şimdi görevimiz, aynı kararlılığı devletin her kurumunda, her alanda ve her zaman sürdürebilmektir.

15 Temmuz’u unutmayacağız; unutturmayacağız. Ancak bununla da yetinmeyeceğiz. O ihanetin tekrarına imkân verebilecek her türlü zafiyeti ortadan kaldırmak için idari, adli ve istihbari mücadeleyi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Güçlü devlet, ancak sürekli teyakkuz hâlindeki devlettir.

Kaynak: Haber Merkezi