Türkiye’nin sadece iç piyasada değil, uluslararası yatırımcı açısından da cazibe merkezi olmaya devam ettiğini ifade eden Demirbaş, “Bugün yaşanan tablo bir kriz yönetimi değil; güçlü, planlı ve kararlı bir ekonomi yönetiminin sonucudur” dedi.
*****
Dünya ciddi bir gerilim hattından geçiyor. Savaşlar ve krizler emlak piyasasını nasıl etkiliyor?
Atalay Demirbaş:
Dünya bugün sadece ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik bir kırılma yaşıyor. Ancak Türkiye bu süreci diğer ülkelerden farklı yönetiyor. Etrafımız ateş çemberi olabilir ama içeride kontrollü ve dirençli bir piyasa var. Bu, rastlantı değil; güçlü bir yönetim refleksinin sonucu.
Türkiye neden bu süreçten daha az etkileniyor?
Atalay Demirbaş:
Çünkü Türkiye artık dış dalgalara karşı daha hazırlıklı bir ekonomi modeline sahip. Finansal araçların çeşitlenmesi, konut üretiminin planlı şekilde artırılması ve devletin sektöre doğrudan dokunan politikaları piyasayı ayakta tutuyor.
Son yıllarda konut fiyatlarındaki artış çok konuşuluyor. Bu sürdürülebilir mi?
Atalay Demirbaş:
Fiyat artışlarını tek başına değerlendirmek yanlış olur. Türkiye’de nüfus artışı, şehirleşme ve göç gibi faktörler konut talebini sürekli yukarı çekiyor. Bu yüzden fiyatlar sadece spekülasyonla değil, gerçek talep dinamikleriyle yükseliyor. Bu da sürdürülebilirliğin en önemli göstergesi.
Hükümetin politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Atalay Demirbaş:
Çok net söyleyeyim: Son yıllarda atılan adımlar piyasaya ciddi bir güven verdi. Özellikle kentsel dönüşüm projeleri, sosyal konut hamleleri ve finansman destekleri sektörü canlı tuttu. Bu politikalar olmasaydı bugün çok daha kırılgan bir piyasa konuşuyor olurduk.
Kentsel dönüşümün piyasaya etkisi nedir?
Atalay Demirbaş:
Kentsel dönüşüm sadece bir inşaat meselesi değil, aynı zamanda ekonomik bir güvenlik meselesidir. Deprem gerçeğiyle yaşayan bir ülkede bu adımlar hem can güvenliği sağlıyor hem de piyasaya yeni bir hareket kazandırıyor. Bu da sektörü büyüten en kritik unsurlardan biri.
Yabancı yatırımcı Türkiye’ye neden ilgi gösteriyor?
Atalay Demirbaş:
Çünkü Türkiye, risklerin ortasında bir istikrar adası gibi duruyor. Hem coğrafi konumu hem de ekonomik potansiyeli yatırımcıyı çekiyor. İstanbul gibi şehirler artık sadece Türkiye’nin değil, bölgenin finans ve yaşam merkezleri haline geldi.
Bölgedeki savaşlar yabancı yatırımcıyı ürkütmüyor mu?
Atalay Demirbaş:
Tam tersine… Bazı yatırımcılar için Türkiye bir “kaçış noktası” haline geliyor. Güvenli, düzenli ve öngörülebilir bir piyasa sunması büyük avantaj. Bu yüzden kriz dönemlerinde bile talep tamamen kesilmiyor, aksine yön değiştirerek devam ediyor.
Vatandaş açısından bakarsak, şu an ev almak doğru zaman mı?
Atalay Demirbaş:
Gayrimenkul uzun vadeli bir yatırımdır. Kısa vadeli dalgalanmalara bakarak karar verilmez. Türkiye’de konut ihtiyacı devam ettiği sürece doğru lokasyonda yapılan yatırım her zaman kazandırır. Bugün alan, yarının değerini satın alır.
Kiralar ve konut erişimi konusunda ne düşünüyorsunuz?
Atalay Demirbaş:
Bu konu sadece Türkiye’nin değil, dünyanın sorunu. Ancak Türkiye’de arzı artırmaya yönelik ciddi bir çaba var. Yeni projeler devreye girdikçe piyasa dengelenecektir. Burada önemli olan üretimin devam etmesi.
Önümüzdeki 1-2 yıl için öngörünüz nedir?
Atalay Demirbaş:
Ben açık konuşayım: Türkiye gayrimenkul sektörü büyümeye devam edecek. Özellikle büyük şehirlerde ve gelişen bölgelerde ciddi bir değer artışı göreceğiz. Bu süreçte devletin kararlı duruşu belirleyici olacak.
En çok hangi bölgeler öne çıkıyor?
Atalay Demirbaş:
İstanbul her zaman lider. Ancak Anadolu’da da ciddi bir hareketlilik var. Özellikle sanayi yatırımı alan şehirlerde konut talebi hızla artıyor. Bu da yeni yatırım fırsatları doğuruyor.
Türkiye’nin gayrimenkulde küresel bir oyuncu olma potansiyeli var mı?
Atalay Demirbaş:
Kesinlikle var. Hatta bu süreç başladı bile. Türkiye artık sadece kendi içinde büyüyen bir pazar değil; bölgesel bir yatırım merkezi haline geliyor. Bu da önümüzdeki yıllarda çok daha büyük fırsatları beraberinde getirecek.
Sizin adınız son dönemde avukat Rezan Epözdemir ile yaşanan hukuki süreçle de gündeme geldi. Bu dosyada tanık olarak yer aldınız. Ne yaşandı?
Atalay Demirbaş:
Ben bu sürecin merkezinde değilim ama tanığıyım. Yaşadıklarımı devletin ilgili makamlarına anlattım. Bu mesele kişisel bir mesele değil; adaletin doğru işlemesi meselesidir. Ben gördüğümü, yaşadığımı söyledim.
İddialar oldukça ağır… Yargı içinde bir rüşvet mekanizması kurulduğunu mu iddia ediyorsunuz?
Atalay Demirbaş:
Ben iddia üretmem, yaşadığımı anlatırım. Süreç içerisinde bazı dosyalarda para karşılığı işlemler yapılabileceği yönünde yönlendirmelerle karşılaştım. Bunları da açık şekilde ifade ettim. Gerçeğin ortaya çıkması için herkesin konuşması gerekir.
Kamuoyuna yansıyan bilgilerde belirli meblağlardan ve aracılık iddialarından söz ediliyor…
Atalay Demirbaş:
Evet, bazı rakamlar konuşuluyor. Ama bu mesele rakam meselesi değil. Bu işin özü şudur: Hukukun dışında bir alan oluşmuş mu, oluşmamış mı? Benim söylediğim şey tam olarak budur. Eğer böyle bir yapı varsa ortaya çıkarılmalıdır.
Rezan Epözdemir ise bu iddiaları reddediyor ve sizi suçluyor. Buna ne diyorsunuz?
Atalay Demirbaş:
Herkes kendini savunur, bu en doğal hakkıdır. Ama burada önemli olan kişisel açıklamalar değil, yargının ortaya koyacağı gerçeklerdir. Ben sürecin sonucuna güveniyorum.
Bu süreç sizi nasıl etkiledi?
Atalay Demirbaş:
Hiç kimse böyle bir sürecin parçası olmak istemez. Ama eğer bir yanlış görüyorsanız susamazsınız. Benim duruşum net: Devlete ve hukuka güvenmek.
Bu dosya sizce neyi ortaya çıkaracak?
Atalay Demirbaş:
Türkiye’de artık hiçbir şeyin gizli kalmadığını ortaya çıkaracak. Eski dönemlerde bazı şeyler örtülebiliyordu ama bugün öyle değil. Devlet mekanizması çok daha güçlü ve kararlı.




