Bekir İlhan, Batılı ülkelerin Ukrayna'ya silah yardımlarının devam edip etmeyeceğini ve ateşkes ihtimaline etkilerini kaleme aldı.

...

Batı ülkelerinde son dönemde Ukrayna’ya verilen desteğe yönelik sorgulamalar artık daha güçlü bir biçimde seslendiriliyor. İsrail-Filistin çatışması da Rusya-Ukrayna savaşına yönelik medya ilgisini azaltmış durumda. Ancak mesele her ne kadar kamuoyunun gündeminden düştüyse dahi müdahil devletlerin güvenlik bürokrasilerinin gündemindeki önemli maddelerden biri. Bu anlamda Ukrayna’daki savaşın geleceğini analiz etmek için hem sahadaki duruma hem de Batı ülkelerindeki politik manzaraya bakmak lazım.

Sahada askeri çıkmaz

Öncelikle sahaya bakıldığında bir askeri çıkmaz olduğu söylenebilir. Rusya 2022'de savaşın başındaki hedeflerin çok uzağında. Ne Ukrayna’da rejimi değiştirebildi ne de işgal sırasında elde ettiği toprakların tümünü elinde tutabildi. Öte yandan Ukrayna ise Batı’nın ciddi yardımına karşın sahada bir türlü sonuç alıcı vuruşu yapamadı. 2022 yılı biterken Rus güçlerini Herson, Harkiv ve Kiev gibi merkezlerden püskürten Ukrayna, 2023 yılında bir karşı taarruz hazırlığı içindeydi. Ancak gelinen noktada Ukrayna ordusu beklenen yarma harekatını yapamadı ve Rus pozisyonlarını geçemedi.

Sonuç olarak, zaten cephe hatları kilitlenmiş vaziyette, aynı zamanda kışa girildiğini de hesaba katmak lazım. Bu nedenle iklim ve hava şartlarından dolayı operasyonların temposunun düştüğü gözlemleniyor.

Avrupa neden hızla silahlanıyor? Avrupa neden hızla silahlanıyor?

Bu noktada Batılı kamuoylarında bir tür Ukrayna bitkinliğinin (Ukraine fatigue) oluşmaya başladığını söylemek lazım. Batı’da Ukrayna’ya azalan ilgi Ukrayna liderliğini de alarma geçirmiş durumda. Nitekim Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy Ukrayna’ya yardımların hibe veya bağış şeklinde olmasa da kredi şeklinde verilmesine bile açık olduklarını söyledi. Diğer taraftan Rusya ise mühimmat tedarik sorunlarını en azından şimdilik çözmüş görünüyor. Bu durum Ukrayna’nın topraklarını geri almak için karşı taarruzlarını da belli bir derecede başarısız olmasını sağladı. Rusya'nın yer yer kayıpları olsa da hala Ukrayna’nın doğusunda önemli miktarda toprak tutuyor. Ancak Prigojin’in darbe girişimi ve sonrasında ölümüne varan olayların da gösterdiği gibi savaş durumu içeride her an bir kriz doğurabiliyor. Diğer bir ifadeyle Rusya için de riskli ve dezavantajlarla dolu bir durum mevcut.

Ateşkes tartışmaları

Sonuç itibarıyla sahadaki askeri realite tarafların politik amaçlarını yeniden değerlendirmesini beraberinde getiriyor. Bu da Batılı ülkelerde Ukrayna’da ateşkes tartışmalarını gündeme getiriyor. Ancak bunun için diplomatik kanalların da açılmasına zemin hazırlanması gerekecektir. Bu sürecin hem siyasi hem de toplumsal seviyede olgunlaşması zaman alacaktır.

Diğer taraftan Almanya Başbakanı Olaf Scholz ise geçtiğimiz günlerde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le görüşebileceğini belirtmişti. Almanya çatışmada görece çekimser bir tavır takınıyordu. Zaten Ukrayna’ya verilen destek daha çok Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere ve Doğu Avrupalı devletlerden geliyordu. Fransa ve Almanya daha geride durup özellikle enerji alanında olmak üzere Rusya’yla yaşanabilecek ekonomik sıkıntıların bedelini ödememeye çalışıyordu. Sahadaki bu çıkmaz durumu görüşme ve ateşkes çağrısı tekliflerini daha uygulanabilir hale getirebilir.

Ancak politik olarak bitkinlik görüntüsü Batı adına dezavantaj yaratabilir. Çünkü bu durum tarafların masaya oturacağı olası bir senaryoda Rusya tarafından zafiyet olarak algılanabilir. ABD ve diğer Batılı ülkeler politik ve toplumsal yılgınlık izlenimi vererek masaya oturdukları takdirde Rusya’ya bir pazarlık gücü vermiş olacak. Bu durum da Rusya’yı Batı’yı daha çok taviz alabileceği bir anlaşmaya razı edebileceği fikrine sevk edebilir. Dahası Rusya, dişini biraz daha sıkması durumunda Batı’ya havlu attırabileceğini bile düşünebilir. Bu da belki de en başından beri isteyecekleri senaryonun gerçekleşmesini yani Ukrayna’yla birebir savaş yapma fırsatını sağlayacaktır. Putin, Batı’nın yardımı olmasa Ukrayna’nın bir hafta kadar dayanabileceğini belirtmişti.

Bu noktada Batılı ülkeler eğer masaya Ukrayna’ya daha fazla askeri yardım verme tehdidiyle oturursa bu durum Rusya’ya, Batı’nın savaşı devam ettirme iradesinin eksilmediği sinyalini efektif bir biçimde verecektir. Bu anlamda Batı masada daha güçlü bir şekilde oturacaktır. Özetle Rusya’nın bir ateşkese ikna edilmesinin yolu, ateşkes yapılmazsa Ukrayna’ya daha fazla askeri yardım yapılacağı taahhüdünden geçiyor.

Ancak Batılı ülkelerin bu stratejiyi ne ölçüde benimseyip uygulayabilecekleri tartışmalı. Bu bağlamda ABD’nin pozisyonuna özel olarak bakmak lazım. Jeopolitik olarak İsrail meselesinin de denkleme girmesiyle ABD’nin aynı anda hem Ukrayna’ya hem de İsrail’e aktif bir çatışmada askeri ve ekonomik destek vermek durumunda kalma riski var. ABD’nin mevcut gücüne rağmen böyle bir politikanın ne derece sürdürülebilir olduğu tartışılmalı bir konu.

Diğer taraftan iç politika hesapları da Biden yönetiminin yaklaşımını etkileyecektir. Bu anlamda da en önemli faktör olarak 2024’ün ABD’de seçim senesi olduğunun altını çizmek lazım. Başkanlık yarışının dış politikadaki en önemli gündem maddelerinden biri de Ukrayna olacaktır. Biden yönetimi bu noktada Ukrayna politikasında somut bir sonuçla seçmenin karşısına çıkmak isteyecektir.

Aslında 2022 ara seçimlerinde Cumhuriyetçiler Ukrayna’ya yapılan yardımları gündem yaptılar ancak bu söylemleri bekledikleri kadar etkili olmadı. Fakat ABD Başkanı Joe Biden, Donald Trump’la yarışma ihtimalinin her geçen gün kuvvetlendiği bir başkanlık yarışında bu sefer risk almak istemeyebilir. Çünkü Trump’ın meseleleri seçmen için son derece basit çerçevelere indirgeyip sunmak gibi bir becerisi var. Nitekim kendisi Ukrayna savaşını 24 saat içinde bitirebileceğini söylüyor.

Bu açıdan bakıldığında Trump faktörü Rusya için de farklı bir fırsat penceresi açabilir. Rusya, seçildiği takdirde Trump’tan daha iyi bir anlaşma koparma hesabını yapacaktır. Bu sebeple sahada büyük bir geriye gidiş olmaması durumunda ABD’deki seçimleri beklemek isteyebilir.

Diğer taraftan Cumhuriyetçilerin kontrolündeki Temsilciler Meclisi, Biden yönetiminin Ukrayna’ya ek yardım paketi için yapılacak oylamayı erteledi. Bu durum kamuoyundaki genel ilgisizlikle değerlendirildiğinde hem Ukrayna hem de İsrail’e askeri yardımın Biden yönetimi için zorluklarını katlıyor. Özetle ABD’nin kapasitesi olsa bile toplumsal ve siyasi iradesi bu noktada belirleyici olacak.

Kaynak: AA