İlkokuldan itibaren hafızalarımıza kazınan o tarih ve ülkenin makûs talihini değiştiren o yolculuk. Cumhuriyet tarihimizin “geriye dönük” olarak mukaddes günler bulma alışkanlığı daima oldu. 19 Mayıs da böyle…

Bugün artık, Mustafa Kemal’in “kırık dökük, pusulasız bir gemiyle” İstanbul’dan kaçarak, üstelik İngilizleri atlatarak Samsun’a vardığına herhalde kimse inanmıyor. İnternet çağında, bu modası geçmiş masala anaokulu çocukları dahi inanmaz zaten.

Atatürk’ün 22 subay, 25 er ve 8 katip/müşavir ile Anadolu’ya geçtiği bir sır değildi. Fakat, yakın tarihimizdeki her önemli dönüm noktasından efsaneler üretmek gibi bir alışkanlığı olan “kadro” yıllarca bu mitlerle zihnimizi kodladı. Onlara göre, bu yolculuk hikâyesi “Ergenekon’da çıkış ve kurtuluş” gibi anlatılırsa, kurucu kadro ve özellikle Atatürk mitolojik bir kahramana dönüşebilirdi.

Oysaki lüzumundan fazla övgü, tıpkı lüzumsuz yergi gibi daima ters teper.

NE ABARTALIM NE DE GÖRMEZDEN GELELİM

Gerçek olan şu ki, Mustafa Kemal, Osmanlı Genelkurmayı’nda hazırlanan plan uyarınca Anadolu’ya gönderilmişti ve “bu bütünüyle bir devlet operasyonuydu”. Bunu Atatürkçülüğünden kimsenin şüphe edemeyeceği Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ dahi itiraf etmiş durumda. Öyle olmasaydı, 14 Mayıs 1919 gününe kadar Osmanlı Devleti’nin Genelkurmay Başkanlığı vazifesinde olan Fevzi Çakmak‘ı İstiklal Savaşımızın önderlerinden birisi olarak görmezdik.

Sultan Vahdettin‘in bu planın ne kadarına vakıf olduğu ya da bütünüyle O’nun tarafından mı kurgulandığını herhalde asla bilemeyeceğiz. Her ne kadar Samsun’a yol izin belgeleri doğrudan Sultan’ın iradesiyle hazırlansa da, bunlar İstiklal Savaşı’nın ardında Vahdettin Han’ın olduğuna bir “delil” teşkil etmeyecek.

Sultan’ın kilolarca altınla birlikte Mustafa Kemal’i “direniş başlatması” için Anadolu’ya gönderdiği iddiası nasıl uydurma ise; Atatürk’ün başına buyruk hareket edip, kurtuluşun “tek adam”ı olduğu da o kadar uydurma..

Bandırma Vapuru’na 3. Kolordu Komutanı Refet Paşa‘dan, Kur. Albay Kazım Dirik’e; Sağlık Daire Başkanı Kur. Albay İbrahim Tali’den, İstihbarat subaylarına kadar 47 asker boşuna binmemişti. Ne İngilizlerden kaçtılar, ne de Vahdettin’e düşmandılar. Herkes vazifesini yaptı.

Bandırma Vapuru’nun mitolojik kimliği, Cumhuriyet’in her gün devrim yapan ilk kadrosu için dahi önemli değildi. Öyle olsaydı 6 yıl sonra onu hurdaya ayırıp satmaz, parçalanmasına izin vermezlerdi.

PARÇALANAN BANDIRMA MI, GERÇEK TARİH Mİ?

Asıl sorulması gereken bu kurtuluş vapuru olarak belleklerimize nakşedilen Bandırma’daki diğer yolculara ne olduğu. Mesela Refet Paşa? Neden İstiklal Harbimizin en önemli komutanları Ali Fuat, Kazım Karabekir ve Cafer Tayyar Paşalar gibi o da Atatürk’e suikast yalanıyla gözden düşürüldü?

19 Mayıs’ın, işgale karşı direnişimizin başlangıcında önemli bir tarih olduğu doğru. Zaten Kazım Karabekir, Samsun belgelerini idamla yargılandığı sırada evine yapılan baskında saklamasaydı şu anda gerçekleri bilmiyor olurduk.

Nutuk’taki kurmaca tarihe karşı Kazım Paşa’nın tarihi belgeleri muhafaza etmeye çalışması mı acı, yoksa istiklalimizin bu büyük isminin idamla yargılanmış olması mı, siz karar verin.