Yaşadığımız çağda her şey baş döndürücü bir hızla değişiyor. Ve artık bu hıza bizler zinhar yetişemiyoruz. Ne diyordu ünlü filozof Herakleitos “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” Eyvallah, her şey değişiyor değişmesine de, her ne hikmetse hiç bir şeyde maalesef uzun süre yeni gibi kalmayı da beceremiyor… Bir taraftan bu eski yeni kavgası devam ederken, öte taraftan da çağımızın en büyük problemlerinden biri olan tüketim çılgınlığı da ruhumuzu tüketiyor. Hem artık günümüzün kapitalist düzeninde biliyorsunuz, kullandığınız bir ürünün eski olabilmesi için öyle bozulması falan da gerekmiyor! Görüntüsünün gıcır gıcır olması bile onu eski damgası yemekten zinhar kurtaramıyor! Çünkü çarpık sistemde sen istemesen de maalesef işler böyle işliyor…
Her şeye rağmen ‘’Kim ne yaşarsa yaşasın, her sabah aynı güneş doğuyor ve her şey kaldığı yerden devam ediyor’’ diyenlerdenseniz bilesiniz ki çok fena yanılıyorsunuz. Çünkü bu işler öyle olmuyor… Aslında gören gözler için her sabah güneş başka doğuyor, her akşamda başka batıyor. Ve her şey hızla değişiyor. Bu değişimden bilesiniz ki aile yapımızda nasibine düşeni çok kötü bir şekilde alıyor… Geleneksel toplumdan modern topluma geçişte, köklü değişimlerin yaşanmasını sağlayan sanayileşmenin getirdiği o kirli süreç, maalesef iliklerimize kadar işlemiş durumda… Türkiye’de çekirdek ailelerin sayısı hızla artarken, geniş ailelerin sayısı da hızla azalmaktadır. Unutmayalım ki; Dünyada her şeyin bir temeli olduğu gibi, milletleri oluşturan toplumların temeli de ailelerdir, ailelerin temeli de evliliktir…
Sanırım bu kadar top sektirdiğin yeter, asıl mevzuya gel artık birader dediğinizi duyar gibi oluyor ve derhal konuya giriyorum… Artık pek çok kimse ‘’Kapıda söğüt gelinim, verdiğim öğüt gelinim… Varın söylen geline, her duyduğunu demesin erine…’’ türünden gelin indirme türküleri ile evlendirilmiyor değil mi? Sandığın üzerine oturup bahşiş isteyende kalmadı, araç konvoylarına havlu yazma takanda… Niye mi çünkü biz artık çağdaşlaştık.! Hep birlikte aydınlık yüzlü gençler için, iki saat düğün salonunda üzerimize düşen rolümüzü oynuyor, her şeyi güzelce hallediveriyoruz…
Hadi düğünleri de geçtim bir kalemde de, asıl bundan sonrası beni çok ürkütüyor… Modern toplum olduk ya gari, sorunlarımızda artık modernleşti. Düğünü yapan, gelini kapan alıp başını gidiyor… Gidiyor gitmesine de geride kalanları hiç kimse düşünmüyor… Kardeşlerin evlenip gitmesi ile birlikte anne ve babaya kimin bakacağı sorunu, orta yerde mıh gibi duruyor. Kız çocuklarının bu konuda daha fedakâr oldukları hepimizin malumudur. Amerika’ da yaygın olarak kullanılan ‘’Kızım ölene kadar kızımdır, oğlum evlenene kadar’’ sözü sanırım bu durumu bizlere çok güzel özetliyor…
İtiraf edelim ki kıymetli dostlar; artık anne ve babalarımız bizlerin yanında yaşlanmıyorlar. Ya yalnız başlarına kendi evlerinde hayata tutunmaya çalışıyorlar, ya da soluğu huzurevlerinde alıyorlar. Lafın daha da düzünü konuşalım mı? ‘’Küçük iken senin annen, benim annem diye paylaşamadıklarımızı, şimdi elimizin tersi ile yitip senin annen, benim annem diye birbirimize göndermeye çalışıyoruz..’’ değil mi? Torun sevmek için dört gözle yolumuzu bekleyen eli öpülesi bu ana babalarımıza çok ayıp ediyor, onları bu davranışlarımızla adeta soluksuz bırakıyoruz. Onlarla aynı ev içerisinde ekmeğimizi paylaşıp evlatlık yapacağımıza, evde kedi köpek besliyor, hiç utanıp sıkılmadan onları gözden çıkarılmış bir eşya gibi huzurevlerine bırakıyoruz. Belli ki bizler daha olmamışız. Onların bizler için bükülen bellerini anlamamış, yüzlerindeki çizgileri okuyamamışız. Nerde o ince düşünce bizlerde değil mi? Elimizde akıllı telefonlar, aklımız bir karış havada, alayımız avara kasnak.!
Evinin başköşesinde baktığı köpeğin üç öğün karnını doyurmak, sıkıldığında onu gezmeye çıkarmak, düzenli bir şekilde banyosunu iğnesini yaptırmak, altından pisliğini almak çağdaşlık, anneye babaya bakmak yobazlık öylemi? Dostlar yalpalamaya hiç gerek yok.! Kocaman lüks dairelerimize bir türlü sığdıramadığımız bu toprak kokan insanları, kabul edelim ki huzurevlerine bırakmakla dört duvarın arasında ya birilerinin insafına, ya da ölüme mahkûm ediyoruz. Ne buyurmuştu Server-i Kâinat Efendimiz (s.a.v) ‘’Yanında ana babası, ya da onlardan biri yaşlanıp da, gerekeni yaparak cennete giremeyen kimsenin burnu sürtülsün!” Ne dersiniz cennetimi feda edelim? Yoksa sürtülsün mü yerlerde burnumuz?
Son tahlilde demem o ki kıymetli dostlar; Değişen değişsin, yada her şey değişsin.! Ama bizler asla Hak bildiğimiz yolu değişmeyelim. Rabbimizin yolundan asla savrulmayalım. Hesap günü gelmeden karanlık ansızın bastırmadan, tepeden tırnağa ürperelim ve lütfen biran önce kendimizle yüzleşelim… Allah’tan korkalım. Dünya hayatına gelmemize vesile olan, her şeye muhtaç çaresiz olduğumuz bir dönemde; yemesinden, içmesinden, uykusundan, feragat ederek bizleri ilmik ilmik yetiştiren ana ve babalarımıza karşı saygılı olalım. Unutmayalım ki; onlara karşı iyi davranmamız bizlere dünya ve ahiret saadeti kazandıracakken, onlara karşı takındığımız kötü tavırlarda Yüce Rabbimizin bize karşı gazabına sebep olacaktır.
Yüce Rabbim hayatta olan anne ve babalarımıza hayırlı uzun ömürler versin. Ahiret hayatına intikal etmişlere ise gani gani rahmet eylesin. Mekânları cennet olsun inşallah…
Allah’a emanet..