Gazze dünyanın gözleri önünde ağır bir insani yıkımla mücadele ederken, kadim Filistin topraklarının bir başka bölgesinde, Batı Şeria’da daha farklı fakat giderek derinleşen bir insani kriz yaşanıyor.

Buradaki tablo, Gazze ölçeğinde olduğu gibi bir yıkım ve soykırım değilse bile, Batı Şeria on yıllardır işgaller, katliamlar ve demografik yapının değiştirilmesi şeklinde ciddi insan hakları ihlalleri ile karşı karşıyadır.

İşgallerin (Yerleşimlerin) genişlemesi, Filistinlilerin topraklarına ve doğal kaynaklarına erişiminin kısıtlanması, ev yıkımları, zorla yerinden edilme, yerleşimci şiddeti, hareket özgürlüğünün sınırlandırılması ve ekonomik hayatın daralması, İsrail’in oluşturduğu ve birbirini besleyen bir mekanizma haline getirmiştir.

Bu nedenle Batı Şeria’daki siyonist işgal ve şiddet sarmalı sadece “yerleşimci şiddeti” ile geçiştirmek elbette eksik kalır. Asıl mesele, toprak, hukuk, güvenlik, ekonomi ve insan haklarının kesiştiği uzun süreli bir krizdir.

Siyonist işgal ve yağmalar, 80 yıldır kesintisiz bir şekilde devam etmektedir. Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik olarak yapılan işgaller, baskınlar, zeytinliklerin yok edilmesi, su kuyularının beton ile kapatılması, çiftlik hayvanlarının katledilmesi ve daha nice zulümler, orada yaşayan Filistinlilerin günlük hayatının bir parçası haline gelmiş durumda. Bu zulümler, Siyonist İsrail’in onlarca yıldır uyguladığı işgal politikalarının bir parçasıdır.

Bu uygulamalar münferit olaylar olarak değerlendirilemeyecek kadar uzun süredir devam etmekte; topraklara el koyma, yerleşimlerin genişletilmesi, hareket özgürlüğünün kısıtlanması ve Filistinlilerin geçim kaynaklarının yok edilmesiyle birlikte, Filistinlilerin kendi topraklarında yaşam alanlarını giderek daraltan sistematik bir baskı ve yerinden etme sürecinin parçalarını oluşturmaktadır.

1967’den Bugüne: Değişen Bir Coğrafya

Batı Şeria, 1967’deki Altı Gün Savaşı’nın ardından işgal daha hızlı bir ivme kazandı ve İsrail’in kontrolüne girdi. Sonraki yıllarda İsrail yerleşimleri bölgede giderek genişledi.

Uluslararası Adalet Divanı’nın 19 Temmuz 2024 tarihli danışma görüşünde Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ün işgal altında olduğu ve İsrail’in yerleşim politikasının uluslararası hukuka aykırı olduğu belirtildi.

Mahkeme özellikle İsrailli sivillerin işgal altındaki topraklara transferini, yerleşimlerin genişletilmesi amacıyla geniş alanlardaki toprakların müsaderesini ve doğal kaynakların kullanım biçimini uluslararası hukuk bakımından değerlendirdi.
Dolayısıyla mesele yalnızca bugün yaşanan münferit saldırılardan ibaret değildir. Bu durum neredeyse yüzyıla varan bir süreçte coğrafyanın, demografinin ve arazi kullanımının değişmesi söz konusudur.

Toprakların Müsaderesi ve Filistinlilerin Araziye Erişimi

Batı Şeria’daki en temel sorunlardan biri toprak üzerindeki kontroldür.

Filistinlilerin tarım arazilerine, meralara ve su kaynaklarına erişiminin kısıtlanması; bazı bölgelerde arazi müsadereleri ve yapıların yıkılması, insanların yalnızca evlerini değil, geçim kaynaklarını da kaybetmesine yol açıyor.

UAD, İsrail’in Batı Şeria’daki arazi politikalarının ve geniş alanların yerleşimlere (işgal) tahsis edilmesinin uluslararası hukukla bağdaşmadığı değerlendirmesinde bulundu.

Filistinli bir ailenin toprağını kaybetmesi, aynı zamanda gelirini, gıda üretimini ve geleceğini kaybetmesi anlamına geliyor.
Ev Yıkımları ve Zorla Yerinden Edilme

Batı Şeria’da Filistinlilere ait yapıların, İsrail makamlarından gerekli yapı izinlerinin alınamadığı gerekçesiyle yıkıldığı vakalar bulunuyor.

Sorunun önemli bir boyutu da burada ortaya çıkıyor: Bir topluluk önce toprak ve yapı izinleri bakımından kısıtlanıyor, ardından ev veya geçim kaynağı yıkıldığında yerinden edilme riskiyle karşı karşıya kalıyor.
BM OCHA’nın Eylül 2026 raporunda, izin gerekçesiyle yıkılan yapıların ailelerin geçim kaynaklarını da ortadan kaldırdığı örnekler bariz bir şekilde yer alıyor.

UAD de toprak müsaderesi, doğal kaynaklara erişimin engellenmesi, ev yıkımları ve diğer uygulamaların özellikle Filistinlilerin yaşadıkları yerlerden ayrılmalarına yol açabildiğini ve zorla nakil yasağı bakımından hukuki sorun oluşturduğunu belirtti.

Yerleşimci Şiddeti

Batı Şeria’daki krizin en görünür boyutlarından biri İşgalci (yerleşimci) saldırılarıdır.

BM OCHA’nın 11 Eylül 2026 tarihli raporuna göre yalnızca Ocak-Ağustos 2026 döneminde 1.600’den fazla yerleşimci saldırısı kaydedildi. Saldırılar 275 Filistinli topluluğu etkiledi ve günlük ortalama yaklaşık 6-7 saldırıya ulaştı.
Bu saldırılar yalnızca insanlara yönelik fiziksel şiddet şeklinde gerçekleşmiyor. Evler, araçlar, tarım alanları, su altyapısı ve hayvancılık da zarar görebiliyor.

Böylece şiddet, doğrudan mağduriyetin yanında insanların yaşadıkları bölgelerde hayatlarını sürdürmelerini zorlaştıran ekonomik ve sosyal bir baskıya dönüşüyor.

Yerleşimlerin Yayılma Hızı: 1’den 152’ye Yükselmesi

1967’de Batı Şeria’da yalnızca bir İsrail yerleşimi bulunurken, bu sayı 2024 sonunda 151’e, 2025 ortasında ise BM verilerine göre 152’ye ulaşmıştır. Bunun yanında, Batı Şeria’nın farklı bölgelerinde yüzlerce yetkisiz ve usulsüz yerleşim karakolu kurulmuştur. Bu tablo, onlarca yıl boyunca devam eden yerleşim politikasının Batı Şeria’daki toprak ve demografik yapı üzerindeki etkisini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu tablodan da anlaşılacağı üzere; İsrail işgal rejimi adeta parça parça ve kesintisiz bir şekilde işgal politikalarına devam etmektedir.

Cezasızlık Tartışması

İşgalci (yerleşimci) saldırılarının doğrudan İsrail devletinin gözetiminde gerçekleştiği eylemler olduğu su götürmez bir gerçektir. Ancak devletlerin, kendi kontrolündeki bölgelerde sivilleri koruma, saldırıları önleme, failleri soruşturma ve gerektiğinde cezalandırma yükümlülükleri bulunmasına rağmen, İsrail bu konuda hiç bir güvenlik mekanizmasını ısrarla kullanmamaktadır. Bu cezasızlık öyle bir boyuta ulaşmıştır ki; katledilen Filistinliler için bile, yerleşimciler adına bir soruşturma yapılmamaktadır.

UAD, İsrail makamlarının işgalcilerin (yerleşimcilerin) Filistinlilere yönelik saldırılarını sistematik biçimde önlememesi ve cezalandırmamasını da uluslararası hukuk bakımından sorunlu olarak değerlendirmektedir. Bugüne kadar İşgalciler konusunda herhangi bir cezai işleminde uygunlanmadığı vurgulandı.

Keyfi Uygulamalar: Duvarlar, Kontrol Noktaları ve Bariyerler

Batı Şeria’da insanların yaşadıkları yerden başka bir yere ulaşması da önemli bir sorun. Kontrol noktaları, yol kapatmaları, bariyerler ve diğer erişim kısıtlamaları; insanların işlerine, okullarına, hastanelere, tarlalarına ve pazarlara ulaşmasını zorlaştırabiliyor.

UAD, Filistinlilerin hareketlerine yönelik kısıtlamaların ayrımcılık hukuku bakımından da sorun oluşturduğunu belirtti.
Filistin topraklarının tamamında hareket özgürlüğü keyfi bir şekilde ve pervasızca uygulanmaktadır. Bir çiftçinin tarlasına ulaşamaması, bir öğrencinin okuluna gidememesi veya bir hastanın sağlık hizmetine erişememesi doğrudan insani sonuçlar doğurmaktadır.

Su ve Doğal Kaynaklar

Batı Şeria’daki mücadele aynı zamanda doğal kaynakların kontrolüyle de ilgilidir.

Su kaynakları ve tarım arazileri Filistinlilerin ekonomik ve sosyal yaşamı açısından hayati önem taşırken, kaynaklara erişimdeki farklılıklar bölgedeki eşitsizlikleri derinleştiriyor.

UAD, İsrail’in işgal altındaki toprakların doğal kaynaklarını kendi nüfusunun yararına kullanmasının ve bunun Filistinli nüfusun aleyhine sonuçlar doğurmasının uluslararası hukuk yükümlülükleriyle bağdaşmadığını kesin bir dille belirtti.
Gıda Güvensizliği ve İnsani Yardım İhtiyacı

Dünya Gıda Programı’nın Eylül 2026 verilerine göre Batı Şeria’da yaklaşık 900 bin kişi gıda güvensizliği yaşıyor. Hanelerin yüzde 76’sı gelirlerinde önemli düşüş bildirirken, ailelerin yaklaşık üçte biri yeterli ve besleyici bir diyeti karşılayamıyor.

Bu rakamlar, Batı Şeria’daki krizin yalnızca siyasi veya güvenlik meselesi olmadığını; aynı zamanda ciddi bir ekonomik ve insani kriz olduğunu da gösteriyor.

Ekonomik daralma, yerinden edilme ve geçim kaynaklarının kaybı, gıda güvenliğini doğrudan etkiliyor.

Bu tablo, insani yardım ihtiyacının büyüdüğü bir dönemde yardım kapasitesinin ters yönde hareket ettiğini gösteriyor.

Eğitim ve Çocuklar

Krizden en fazla etkilenen kesimlerden biri de şüphesiz çocuklar.

OCHA’nın Eylül 2026 raporuna göre Batı Şeria’da yaklaşık 846 bin öğrenci yeni eğitim dönemine başladı. Ancak yerinden edilmiş 4 binden fazla öğrencinin düzenli eğitimi kesintiye uğramış durumda; ayrıca 19 okul erişilemez, kapalı veya terk edilmiş durumda.

Dolayısıyla yerinden edilmenin etkisi çocukların eğitimine ve gelecekteki sosyal ve ekonomik imkanlarına da uzanıyor.
İnsan Hakları Açısından Tablo

Batı Şeria’daki uygulamaların insan hakları boyutunu birkaç temel başlıkta toplamak mümkün:
Yaşam ve fiziksel bütünlüğün korunması

Konut ve mülkiyet hakkı
Hareket özgürlüğü
Sağlık hizmetlerine erişim
Eğitim hakkı

Yeterli gıda ve suya erişim
Geçim kaynaklarını sürdürme hakkı

Keyfî veya zorla yerinden edilmeden korunma
Ayrımcılığa karşı korunma

UAD, İsrail’in Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki bazı politika ve uygulamalarının hareket özgürlüğü, mülkiyet, konut, ayrımcılık ve diğer insan hakları bakımından uluslararası hukukla bağdaşmadığı sonucuna vardı.

Sonuç: Bir İşgalci (Yerleşimci) Meselesinden Çok Daha Fazlası

Batı Şeria’da yaşananları yalnızca “yerleşimci saldırıları” olarak tanımlamak, tablonun önemli bir bölümünü görünmez kılar. Çünkü mesele birbiriyle bağlantılı halkalardan oluşuyor:

Gazze’de savaşın yıkımı daha görünür ve daha yoğun yaşanırken, Batı Şeria’daki dönüşüm daha parçalı ve uzun süreye yayılan bir biçimde gerçekleşiyor. Fakat sonuçları insanların toprağına, evine, geçimine, eğitimine, güvenliğine ve geleceğine doğrudan etki ediyor.

İsrail, adeta bir kanser gibi Filistin topraklarının dokusuna nüfuz eden yerleşim politikasıyla; her yeni yerleşim, el konulan her arazi ve yerinden edilen her aileyle birlikte işgali göz göre göre daha da derinleştirmektedir.
Ancak tarih; hiçbir işgalin sonsuza kadar sürmediğini, binlerce yıldır ve yüzlerce örnekle defalarca göstermiştir.

İsrail mezaliminin de akıbeti elbette diğer işgalcilerden farklı olmayacaktır.
Ve er yada geç kaçınılmaz son ile yüzleşmek zorunda kalacaktır…