Güzellik, bir zamanlar ilham veren, insanın kendini iyi hissetmesiyle ilişkilendirilen bir kavramdı. Bugün ise çoğu kişi için baskı, kıyas ve yetersizlik duygusu üretiyor. Sürekli daha genç, daha pürüzsüz, daha fit olma hâli dayatılıyor. Güzellik artık bir tercih değil, yerine getirilmesi gereken bir görev gibi sunuluyor.
Bu dayatma insanları fark etmeden kendisiyle savaşır hâle getiriyor. Aynaya bakmak keyif değil, kontrol anına dönüşüyor. Yeni bir çizgi, bir kilo fazlası ya da küçük bir kusur büyütülüyor. İnsan, kendi bedeninin denetçisi ve eleştirmeni oluyor. Bu da zihinsel olarak ciddi bir yorgunluk yaratıyor.
Oysa güzellik tek bir kalıba sığabilecek kadar dar bir kavram değil. Her yüz, her beden, her yaş kendine özgü bir estetik taşır. Doğallık, sağlık ve özgüven; hiçbir filtreden daha etkili değildir. Ancak bu gerçek, parlatılmış görüntüler arasında giderek görünmez hâle geliyor.
Sosyal medya bu algının en güçlü besleyicisi. Filtrelenmiş yüzler, kusursuz ışıklar ve seçilmiş anlar gerçeklik gibi sunuluyor. İnsanlar, başkalarının en iyi hâllerini kendi sıradan anlarıyla kıyaslıyor. Bu kıyasın kazananı olmaz. Çünkü referans alınan şey gerçek değil, kurgudur.
Ulaşılması imkânsız standartlar, zamanla psikolojik yıpranmaya yol açıyor. Sürekli yetmeme hissi, özgüveni zedeliyor. İnsan, sahip olduklarını değil; eksik olduğunu düşündüklerini görmeye başlıyor. Güzellik algısı bu noktada motive eden değil, tüketen bir baskıya dönüşüyor.
Kişisel bakım da bu algıdan nasibini alıyor. Bakım, başkasına benzemek için yapılan bir çabaya indirgeniyor. Oysa gerçek bakım, kendinle barışma sürecidir. Kendini düzeltmek için değil, kendini korumak için yapılmalıdır. Bakım, bir eksikliği kapatma değil; var olanı güçlendirme hâlidir.
Güzelliğin en yorucu tarafı, sürekli onay beklemesidir. Beğenilmek, kabul görmek, fark edilmek… Bu beklenti insanı dışa bağımlı hâle getirir. Oysa gerçek özgüven, başkasının bakışından değil; kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiden doğar.
Belki de güzellik algısını yeniden düşünmenin zamanı gelmiştir. Daha az kusursuzluk, daha fazla gerçeklik… Daha az kıyas, daha fazla kabul… Çünkü gerçek güzellik, aynaya baktığında gördüğün kişiyle savaşmamakta; onu olduğu hâliyle kabul edebilme cesaretinde saklıdır.