Pes doğrusu! Katil Netanyahu’nun ordusunda görev yapan askerlerin, sağlık turizmi kapsamında Türkiye’ye getirilerek burun, diş, çene ve yüz estetiği operasyonları geçirdiği iddiaları gündemde.

Whatsapp Image 2026 10 20 At 11.08.56

Gazze’de çocuklar hayatını kaybederken, aileler evlatlarının yasını tutarken, İsrail’in askerî operasyonlarıyla bağlantılı olduğu öne sürülen kişilerin ülkemizde estetik tedaviler yaptırması kamuoyunun sorgulaması gereken ciddi bir mesele.

Whatsapp Image 2026 10 20 At 11.08.57

İddialara göre İsrail ordusunda görev yapan bazı kişiler, burun ameliyatı ve diş tedavisinin yanı sıra çene ve elmacık kemiği estetiği gibi kapsamlı müdahaleler için İstanbul’a getiriliyor. Bu kişiler arasında Gazze’deki operasyonlara katıldığı ileri sürülen askerlerin de bulunduğu öne sürülüyor.

Peki, bu kişileri Türkiye’ye kim getiriyor? Hastane randevularını, ameliyatlarını ve konaklamalarını kim organize ediyor? Bu faaliyetlerin arkasında kimler bulunuyor?

Whatsapp Image 2026 10 20 At 11.08.57 (1)

İstanbul Sarıyer’deki bir AVM’de yaşanan protesto, söz konusu iddiaları yeniden gündeme taşıdı. Filistin Özgürlük Nöbeti Platformu üyeleri, İsrail vatandaşı Klodya Medina’yı İsrail ordusu mensuplarına sağlık ve konaklama hizmetleri sağladığı iddiasıyla protesto etti. Gerginliğin büyümesi üzerine polis ekipleri olay yerine sevk edildi ve AVM tahliye edildi.

Whatsapp Image 2026 10 20 At 13.47.55

Medina hakkında Türkiye’den İsrail’e medikal ürün taşınması, ticaret kısıtlamalarının ihlali ve vergi kaçırılması yönünde de iddialar gündeme getirildi. Bu suçlamaların doğruluğu, belgeler ve yetkili makamların incelemesiyle ortaya konulmalı.

Peki, ben bu olay hakkında ne düşünüyorum?

Açık konuşayım. AVM’deki protesto görüntülerini ilk izlediğimde olayın neden bu noktaya geldiğini anlayamamıştım. Ancak biraz araştırınca meselenin, İsrail ordusunda görev yapan bazı askerlerin Türkiye’ye getirilerek estetik operasyonlar yaptırdığı iddialarıyla bağlantılı olduğunu öğrendim. Şimdi kusura bakmayın ama bu durum benim açımdan hiç de hoş karşılayabileceğim bir mesele değil. Niye yalan söyleyeyim?

Asla ırkçı olmadım, olmam da! Bir insanı sırf İsrailli olduğu için suçlayacak değilim. Ancak söz konusu kişiler, iddia edildiği gibi Filistin halkına zulmeden, Gazze’deki askerî operasyonlarda görev alan askerlerse bu durumun bütün yönleriyle araştırılması gerekir. Burada mesele insanların milliyeti değil, ne yaptıkları ve hangi eylemlerin içinde yer aldıklarıdır.

Yıllardır televizyon ekranlarında Gazze’de yaşananları izliyoruz. Evlatlarını kaybeden anneleri, enkazların altında kalan çocukları, evlerini terk etmek zorunda kalan aileleri görüyoruz. Filistin halkı ağır bir yıkımın ortasında yaşam mücadelesi veriyor. Gazze’deki saldırılar nedeniyle uluslararası alanda da çok sayıda tepki yükseliyor.

Türkiye olarak biz de Filistin halkının yaşadığı acılara sessiz kalmıyoruz. Ancak diğer taraftan, Gazze’deki operasyonlarla bağlantılı olduğu öne sürülen İsrail askerlerinin estetik operasyonlar için Türkiye’ye getirildiği iddialarıyla karşılaşıyoruz.

Şimdi soruyorum: Böyle bir durumda bu organizasyonları sorgulamamızdan daha doğal ne olabilir?

Netanyahu hükümetinin politikalarına karşı çıkarken, bu politikalarla bağlantılı olduğu iddia edilen askerlerin Türkiye’deki faaliyetlerini de elbette sorgularız. Kimse bizden bu iddiaları duymazdan gelmemizi beklemesin. Ancak protesto etmek başka, şiddete başvurmak başkadır. İnsanlara saldırmak, tehdit etmek veya hukuku kendi eline almak doğru değildir. Tepkimizi demokratik yollarla ortaya koymalı, gerçeklerin hukuk çerçevesinde açığa çıkarılmasını istemeliyiz.

Devletimizin bu konuyu bütün yönleriyle incelemesi gerektiğine inanıyorum. Türkiye’nin İsrail’e yönelik ticaret kısıtlamaları, sağlık turizmi faaliyetleri ve gündeme getirilen diğer iddialar yetkili kurumlar tarafından değerlendirilmelidir. Mahkemelerimizce suç teşkil ettiği tespit edilen eylemler varsa, sorumlular hukuk önünde hesap vermelidir.

Benim beklentim açık: İddialar araştırılsın, belgeler incelensin, gerçekler ortaya çıkarılsın. Kimse kimliğinden dolayı suçlanmasın ama hiç kimse de yaptığı iddia edilen eylemler nedeniyle sorgulanmaktan muaf tutulmasın.

Filistin’de yaşanan zulme karşı çıkmak vicdani bir sorumluluktur. Hukukun üstünlüğünü korumak da aynı derecede önemlidir. İkisi birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır.