Hey sen, nerelisin?

Yaklaşık üç bin altı yüz kırk bir yıl önceydi. Yine böyle bir yalnızlık ve helak öncesiydi. Sanırım Sûr üflenmemişti ama bazı melekler ortalığın tozunu attırmışlardı. Belki Babil'deydim belki de Kudüs'e doğru gidiyordum bir eşeğin üzerinde. Kimin yanına gidiyordum, neden gidiyordum, gitmem gerekiyor muydu? Hatırlamıyorum bu soruların cevaplarını.

İbrahim'in oğluna sarılıp o dağdan indikleri günden bu yana insanlar korkuyu unutmuşlar, çocuklarını kurban etmeyeceklerini öğrenen müminler hayvanları sunmanın sevinciyle en besili kurbanlıkları kesiyorlardı uzun bir süredir. Biliyorum, iyi ki Rabbimiz evlat kurban istemedi, yüzümüze baktı, diye uzun zaman ağlamışlardı mabetlerinin gölgesinde.

Dedim ya sanırım bir eşeğin üzerindeydim ve Kudüs'e doğru gidiyordum. Beytüllahim civarında evlerin kapılarını kapalı gördüm. Nasıra'dan geçerken insanlar bana acıyıp kurban etlerinden vermek istediler. Onları üzmemek için aldım bezlere sarılı etleri. Sanki yaralarım sarılıydı o bezlerin içinde. Daha sonra, kurt kuş yesin diye Golan Tepesi’nin kuzey tarafında bıraktım et çıkınlarının ağzını açıp.

Gidecek yerim yoktu. Anam Havva, Kâbe yakınlarına ilk evimizi kurdurup, Babam Adem ve kardeşlerimi "Gidip çalışın!" diye kapı dışarı edeli beri yurtsuzdum. Hatta, “Anam Havva da söylerdi, böyle yurt mu olur?”  diye, zaman zaman. Sanırım onun yurdu çok ötelerdeydi. Ahbapsız, komşusuz, akrabasız, çocuklarından ve kocasından başka kimsesi olmayan bir kadındı işte.

Anamın ve babamın yolunca gittim uzunca bir süre. İnsanların evler, köyler, kasabalar, şehirler, yurtlar... yani ki sıra sıra, kat kat barınak yaptıkları zamanlara erdim. Onların görmediğini, bir laneti gözlerimde taşır gibi gördüm. İnsan neslinin amansız çoğalmasına ve kanunlar icat etmelerine, kalabalıklara sığınmalarına, yalnızlıklarına kaçmalarına, oyunlar kurup başka insanları üzmelerine şahit oldum. Anam Havva, “Bir komşum olsa da iki lafın belini kırsak” diye hayıflanırdı bin yıllar önce. Oysa, lafın belini kıracak kadar çoğalan komşuların gün gelip insanın belini ve kalbini kıracak kadar çoğaldıklarına şahit oldum. Yollarda ve zamanın bir yerlerinde kırılıp kaldım. Belki de bu kırılıp kalmamdan dolayı ecel geldiğinde beni aradığı yerde bulamadı. Öyle ya ben Adem’in yol çocuğuydum.

Yollarda yurtsuzlar, mülteciler, bayram bilmezler, kimsesizler, evinden atılmışlar, başkalarının verdikleriyle yaşayanlar, evini bulamayanlar, mezarına ulaşamayanlar ve birçok yalnız bırakılmış kul gördüm. Belki de o sene Kudüs'e gitme sebebim tamamen bu yoldakilerle ilgiliydi. Muallak Taşa ayaklarımı basacak ve taşın çıktığı yere kadar çıkacak, taş durduğunda ise yeryüzüne bakacak ve bayram telaşındaki insanlara seslenecektim Anam Havva'nın diliyle: Ey insanlar, sizler ne güzelsiniz? Bayramlarınız ne güzel! Evleriniz, yollarınız, birbirinize sarılmalarınız...

Sonra? Sanırım susacak, yutkunacak, söylemeye sustuğum cümlelerin ağırlığıyla taşın üzerine çöküp kalacaktım.

Bayramlarda bile gidecek yeri olmayan ne çok insan var! Sahi, bayramı bir kenara bıraksak da kimin bir yeri var ki! Dün bir yeri olanın, bugün on yeri olsa da; aslında hiçbir yerli olan değil mi insan?!

Üç bin küsur yıl önce bir dostum, insanların bayram için evine, köyüne, yurduna çekildiğini görünce, “Sanki mezarlarınıza çekildiniz! Koskoca şehirleri nasıl da bomboş bıraktınız! Şimdi geldiniz sözüme; Bir gün siz de kurban olduğunuzda, bir gün siz de kurban olduğunuzda... Göreceksiniz dünyaya gelenin işinin oyun, oynaş, bir de deli işi bayram olduğunu” demişti.

Şimdi, onca yıl sonra, Anam Havva'nın yalnızlığı üzerinden on bir bin yıl geçtiği şu günde; Havva mı yalnızdı yoksa ben mi yalnızım bilmiyorum. Babam Adem mi yurtsuzdu, yoksa ben mi yurtsuzum hiç bilemeyeceğim.

Bayramlar, kırar bir yerlerimi. Yolda olanın kırgınlığıdır belki de, bilemiyorum.

Yaklaşık üç bin altı yüz kırk bir yıl önceydi. Yine böyle bir yalnızlık ve helak öncesiydi... Bir bayram arifesiydi... Binlerce kez kurban olmuştum ve yine kurban oldum dünyanın tüm yurtsuzları adına. Bu benim helakımdı!

Gariptir; kestiğim tüm kurbanların gözlerinden öpüyorum; benim yerime kesilen tüm kurbanların.

Bayramlarda evlerine gidemeyen tüm insanların, gitmek isteyip de gidemeyen tüm insanların yüreğine bayram affı dolsun e mi Rabbim!

Bayramını kaybeden çocuklar nereli olurlarsa olsunlar, hiçbir yere sığamazlar!

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Zeki Bulduk - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Diriliş Postası Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Diriliş Postası hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Diriliş Postası editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Diriliş Postası değil haberi geçen ajanstır.



Anket Vitor Pereira Fenerbahçe’de başarılı olur mu?