Ekonomi ve Barış Enstitüsü (Institute for Economic and Peace-IEP) yayınlamış olduğu 15. Küresel Barış Endeksi raporunda küresel barıştaki gerilemenin özellikle silahlanmadan ve güvenlik kaygılarından kaynaklandığını açıkladı. Bilhassa askeri harcamaların en önemli etken olduğu vurgulanırken terörizm ve iç çatışmaların ölümleri artırdığı aktarıldı.

Savaşların her dönemde yaşandığı bilinmekle birlikte insani gelişmişlikteki kaydedilen aşamanın küresel şiddetin kontrol altına alınmasındaki etkisinin sınırlı olduğu bir dönemde yaşamaya devam ediyoruz. İnsanlar teknoloji, sanayi vb. birçok alanda asırlardır büyük gelişme kaydederken birbirlerini öldürmekten de vazgeçmiyorlar.  

Dün olduğu gibi bugün de düşünürler savaşların sebeplerine kafa yorup barış için çözüm önerileri geliştirmeye çalışıyorlar. Alman filozof Immanuel Kant, savaşların nasıl durdurularak dünyada barışın tesis edilebileceği hakkında en fazla çaba sarf eden filozoflardandır.

Kant’ın barışa yönelik düşüncelerine referansla pratik şiddetin ve savaş koşullarının ortaya çıkmasının nasıl önlenebileceği hakkındaki değerlendirmelere kısaca değineceğim. Haftaya ise Kant’ın “Ebedi Barış” olarak tanımladığı ütopya modellemesini tartışacağım.

Kant, devletler arasındaki savaşları bitiren antlaşmalardan sonra tekrardan bir savaşın vuku bulmaması için adil koşullarda antlaşma maddelerin oluşturulması gerektiğini anlatır. Aksi takdirde yeni bir harp kaçınılmaz olacaktır. Çünkü zor koşulların dayatıldığı ülke ilk fırsatta intikam duygusu ile yeni bir savaşı başlatacaktır. Buna 20. Yüzyılda Almanya örneği tam olarak uymaktadır. Farklı birçok antlaşmada bu açıdan değerlendirilebilir.   

Uluslararası ticaret Kant’a göre barış iklimine katkı sağlar. Fakat ülkelerarası borçlanmaların yeni savaşlara zemin oluşturabileceğini de Alman Filozof bize hatırlatır. Ülkelerin zor şartlarda temel ihtiyaçlarını gidermek için başvurdukları dış borçlanmalar bazı dönemlerde borç veren ülkelerde yeni muhteris talepleri tetikler. Kant’a göre bu ve benzeri durumlar ülkelerin bağımsızlıklarını tehlikeye attığından yeni savaşların çıkması muhtemel olacaktır.     

Yine Kant’a göre bir devlet konjonktürel ve palyatif nedenlerden veyahut muhtelif çatışmalardan başka bir devletin esareti altına girerek bağımsızlığını kaybederse potansiyel savaş izleri orada ortaya çıkar. Bu yüzden bir devletin bağımsızlığına halel getirecek tüm durumlardan kaçınılmalıdır. Günümüzde Ukrayna krizini bu paragrafta anımsayabiliriz.    

Kant’a göre hiçbir devlet diğer bir devletin yönetimine zor kullanarak karışmamalı. Özellikle söz konusu ülke zor şartlarda iç sorunlarıyla uğraşıyorsa bu ahval kesinlikle suistimal edilmemeli. Çünkü böyle bir durumda o ülkenin bağımsızlığı tehlikeye girmekte, devamında yeni şiddetli çatışmalar meydana gelmektedir. Günümüzde tahmin edilebileceği üzere birçok bölgede bu sorunlar yaşanmakta, dolayısıyla küresel barış yolunda ilerleme sekteye uğramaktadır. Modern dünyada bu dış müdahalelerin kılıfı ise ülkelerde bizatihi iç karışıklık çıkartmak ve yabancı müdahaleyi zorunlu hale getirmektir. Söz konusu hükümetlerin buna mecbur bırakılması ve “uluslararası hukuk” açısından durumun meşru hale getirilmesi icat edilmiş bir stratejidir.

Not: Immanuel Kant’ın Ebedi Barış Üzerine Felsefi Deneme adlı eserinin Yavuz Abadan ve Seha L. Meray çevirisinden faydalanılmıştır.