Suudi Arabistanlı ve Lübnanlı uzmanlar, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması'nın Lübnan dahil bölgede güven ve istikrara katkı sunabileceğini belirtti. TRT'nin bu yıl "Merkezsiz Dünya: Kurallar Geçersiz Kaldığında Kim Liderlik Eder?" temasıyla 10'uncusunu düzenlediği TRT World Forum 2026'da konuşan isimler, Anadolu Ajansı muhabirine anlaşmanın Beyrut açısından yorumlarını aktardı. Uzmanlar anlaşmanın şu aşamada doğrudan Lübnan'ı kapsamadığı konusunda ise hemfikir.
Mekke Anlaşması nedir?
Mekke Ortak Savunma Anlaşması, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos 2026'da Mekke'de imzalandı. Üç ülkeden birine yönelik dış kaynaklı silahlı saldırının üçüne birden yapılmış sayılmasını öngören anlaşma, savunma sanayii ve askeri iş birliğini de kapsıyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu anlaşmayı 279 kabul, 119 ret oyuyla onayladı.
Hatib: Anlaşma Lübnan gibi ülkeler için güvenlik katkısı sunabilir
Lübnan'daki İşbirliği ve Barış İnşası Araştırma Merkezi kurucularından araştırmacı Danya Kulaylat Hatib, anlaşmanın bölgedeki bir boşluğu doldurduğunu savundu. Hatib, daha önce bölgesel bir güvenlik mimarisine ihtiyaç duyulduğunu dile getirdiğini, ardından anlaşmanın ortaya çıktığını söyledi.
Hatib'e göre anlaşma, İsrail'in yayılmacılığını ve saldırganlığını durdurmanın tek yolu. Araştırmacı, bugüne kadar İsrail üzerinde baskı kurulması için ABD'ye güvenildiğini ancak Washington'ın gerekli baskıyı uygulamadığını öne sürdü. Bu nedenle bölge ülkelerinin bir araya gelip caydırıcı bir blok oluşturması gerektiğini söyledi.
Lübnan ordusu tek başına yeterli olur mu?
Hatib, Lübnan ordusunun ve kaynaklarının sınırlı olduğunu belirterek, ordu silahlandırılsa bile İsrail'e karşı tek başına koruma sağlayamayacağını söyledi. Bu tür bir yapının parçası olunması hâlinde ise caydırıcı bir güce ulaşılabileceğini savundu.
Araştırmacıya göre paktın kurucu ve taşıyıcı sütunlarının Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan ve ileride Mısır gibi bölgesel aktörler olması önemli. Hatib, bunun küçük ülkeler için güçlü bir güvenlik garantisi sunacağını ifade etti. İran ve Mısır'ın ileride yapıya dahil olabileceğini de dile getirdi. Bunlar Hatib'in kişisel değerlendirmeleri; anlaşma metninde bu yönde bir hüküm bulunmuyor.
Suriye anlaşmaya katılacak mı?
Hatib, Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani'nin Pakistan'ı ziyaret ederek yapıya katılma iradesi gösterdiğini hatırlattı. Şeybani ise 31 Ekim'de Bahreyn'deki Manama Diyaloğu Forumu'nda, Suriye'nin Mekke ittifakına katılımını değerlendirmek üzere görüşmelerin yürütüldüğünü söyledi. Nihai bir karar henüz açıklanmadı; katılım şartları ve takvim de belli değil.
Doğu Akdeniz'e etkisi ne olabilir?
Hatib, Türkiye ile Mısır arasındaki yakınlaşmanın Doğu Akdeniz'de ortak bir uzlaşıyı kolaylaştırabileceğini söyledi. Mısır'ın geçmişte Yunanistan'la imzaladığı deniz yetki alanı anlaşmasının Türkiye'yi denklem dışı bırakma düşüncesine dayandığını savundu. Suriye, Türkiye, Lübnan ve Mısır'ın aynı paydada buluşmasının krizin çözümü için uygun zemin hazırlayacağını ifade etti.
Asseri: Anlaşma kimseyi hedef almıyor
Suudi Arabistan'ın eski Beyrut ve İslamabad Büyükelçisi, Uluslararası İran Çalışmaları Enstitüsü (Rasanah) Mütevelli Heyeti Başkan Yardımcısı Ali Awadh Asseri, anlaşmanın İran dahil hiçbir ülkeyi hedef almadığını vurguladı. Asseri'ye göre girişim tamamen savunma ve caydırıcılık odaklı.
Asseri, Suudi Arabistan'ın ekonomik kaynaklarına ve sanayisine, Türkiye'nin savunma sanayisine ve ordusuna, Pakistan'ın da askeri ve stratejik imkânlarına dikkat çekti. Bu üç ülkenin diplomasi, savunma ve caydırıcılık ekseninde sağlam bir yapı kurduğunu söyledi.
Anlaşma Lübnan'ı kapsıyor mu?
Asseri, anlaşmanın şu aşamada doğrudan Lübnan'ı kapsamadığını belirtti. Lübnan'ın kritik bir siyasi süreçten geçtiğini, reformlar yapmaya çalıştığını ve devletin kamu otoritesini ile güvenlik tekelini yeniden sağlama çabasında olduğunu söyledi. Riyad'ın Beyrut ile güçlü bağları bulunduğunu da ekledi.
Büyükelçi, istikrar sağlandıkça bankacılık, sanayi ve kalkınma alanındaki sorunların aşılacağını, yabancı yatırımcıların ve turistlerin ülkeye yeniden yöneleceğini öngördüğünü söyledi.
Şahin: Kurumsal iş birliği modeli oluşabilir
Forum katılımcılarından Dr. Abdullah Musab Şahin, Mekke İttifakı'nı bölgesel barış ve istikrar açısından stratejik bir kazanım olarak nitelendirdi. Şahin'e göre ittifakın en kritik yönü, bölgesel güvenliği konjonktürel siyasi iradenin ötesine taşıyıp devletler arasında karşılıklı sorumluluk ve güvene dayalı kurumsal bir iş birliği modeline dönüştürme potansiyeli.
Şahin, Lübnan'ın uzun yıllardır siyasi, ekonomik ve güvenlik krizleriyle mücadele ettiğini hatırlattı. Seçim süreçleri ve devlet dışı unsurların silahsızlandırılması gibi meselelerde bölgesel gerilimin azalmasının ve devlet kurumlarının güçlenmesinin öncelikli olduğunu söyledi.
Lübnan için hangi diplomatik fırsatlar doğabilir?
Şahin, Türkiye ve Suudi Arabistan'ın Lübnan'la tarihsel ve toplumsal bağları nedeniyle bu iş birliğinin Beyrut yönetimi için yeni diplomatik ve siyasi fırsat pencereleri açabileceğini söyledi. Lübnan'da erken seçim tartışmalarının yeniden gündeme geldiğini ve 2027'ye yönelik kanun tekliflerinin sunulduğunu hatırlatan Şahin, siyasi aktörlerin bölgesel tutumu yakından izlediğini belirtti.
Şahin'e göre Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki koordinasyon, Lübnan'da siyasi uzlaşının sağlanması, devlet otoritesinin tesisi ve bölgesel tansiyonun düşürülmesi bakımından yapıcı bir rol oynayabilir.




