Bayhan’ın hayat hikâyesini duydukça insanın içi burkuluyor. Annesini küçük yaşta kaybeden, ardından farklı zorluklarla mücadele etmek zorunda kalan bir çocuğun bugünlere nasıl geldiğini hiç düşündünüz mü?
Almanya’da rahibeler tarafından büyütüldüğünü, çocuk esirgeme kurumunda kaldığını anlatan Bayhan, son olarak din değiştirdiği iddialarıyla gündeme geldi. Şarkıcı, “Benim dinim İslam” diyerek tartışmalara yanıt verdi.

Ama ben bu konuyu yalnızca bir din tartışması olarak görmüyorum. Asıl mesele, insanların bilmeden, araştırmadan ve empati kurmadan başkalarının hayatı hakkında hüküm vermesi.
BAYHAN’IN ÇOCUKLUĞUNDA NELER YAŞANDI?
Bayhan’ın hayat hikâyesine biraz yakından bakalım.
Annesini kaybettikten sonra babaannesinin yanında büyüyen şarkıcı, daha sonra babasının yanına Almanya’ya gitti. Ancak burada da zor bir çocukluk geçirdiğini anlattı. Kendi açıklamalarına göre üvey annesinden şiddet gördü, aç bırakıldı ve ardından çocuk esirgeme kurumuna yerleştirildi.
Bir çocuk için bundan daha ağır ne olabilir?
Annenizi kaybetmişsiniz, aile özlemi çekiyorsunuz, bir de açlıkla ve şiddetle mücadele ediyorsunuz. Sonrasında kendinizi bir kurumda buluyorsunuz. Bayhan’ın anlattığı bu geçmişi bilmeden, bugün yaptığı açıklamaları birkaç cümleye sığdırıp yorumlamak ne kadar doğru?
Çocuk esirgeme kurumunda kaldığı dönemde rahibeler tarafından bakıldığını, kiliseye gittiğini ve flüt çaldığını anlatan Bayhan, ilk öğrendiği dinin Hristiyanlık olduğunu söylüyor. Hatta ilk tanıdığı peygamberin Hz. İsa olduğunu belirterek, “Hz. İsa’yı hâlâ çok severim” diyor.
Almanya’dan Türkiye’ye döndüğünde 11-12 yaşlarında olduğunu, Eskişehir’de halasının yanında kaldığını da anlatıyor. Bir camiye gittiği ve bayram namazında yaşadığı anıya değiniyor.
Bugün ise açıkça, “Benim dinim İslam” diyor.

Peki, bütün bunları öğrendikten sonra hâlâ neyi tartışıyoruz?
PEKİ, HRİSTİYAN OLSAYDI SUÇLU MU OLACAKTI?
Elhamdülillah, ben de Müslümanım. İnancım benim için kıymetli. Ancak bir insanın hangi dine inanacağına karar vermek bana da size de düşmez.
Bayhan’ın yaşadıklarını düşünün. Çocukluğunda kendisine bakan rahibeler sayesinde Hristiyanlıkla tanışmış olabilir. Bugün Müslüman olduğunu söylüyor ve buna saygı duyulması gerekiyor.
Peki, diyelim ki Hristiyan olarak hayatına devam etseydi. Bunun suçlusu Bayhan mı olacaktı yoksa çocuk yaşta bu koşullarda yaşamak zorunda kalmasının sebeplerini mi sorgulayacaktık?
Bir çocuğun hayat mücadelesini görmezden gelip inancı üzerinden hüküm vermek kolay. Zor olan, kendinizi onun yerine koyabilmek!
İnsanların inancı üzerinden tartışma çıkarmak yerine, yaşadıklarını anlamaya çalışmak gerekmez mi? Bir insanın farklı bir dine inanması, onu kötü ya da değersiz yapmaz. Herkesin vicdanı, aklı ve kendi hayat yolculuğu var.
Bayhan bugün Müslüman olduğunu söylüyor. Mesele bu kadar açıkken hâlâ din tartışması yürütülmesini gerçekten anlamıyorum.
BAYHAN’IN SANATÇI OLARAK GELİŞİMİNİ DE GÖRMEK LAZIM
Ben Bayhan’ı yalnızca geçmişiyle ya da bugün gündeme gelen tartışmalarla değerlendirmiyorum.
İlk tanındığı dönemden bugüne geldiği noktaya baktığımda, müzik anlamında kendisini geliştirdiğini görüyorum. Kendine has yorumuyla dikkat çekmiş, bir dönem birçok kişi tarafından taklit edilmişti. Bugün ise Gassal dizisinin ikinci sezonunda şarkılarıyla izleyicilerin karşısına çıktı ve yoğun konser programıyla sahnelerde yer alıyor.
Ben ilk dönemindeki Bayhan ile bugünkü Bayhan’ı karşılaştırdığımda, müzikte daha da iyi yerlere geleceğine inanıyorum. Kendini yenilemesini görmezden gelmemek lazım.
Keşke biraz da bunları konuşsak! Bir sanatçının emeğini, müzikal gelişimini ve önündeki fırsatları değerlendirmek yerine neden sürekli özel hayatı ve inancı üzerinden tartışma yürütüyoruz?
KLAVYE BAŞINDA HÜKÜM VERMEK KOLAY!
Burada yalnızca Bayhan’dan söz etmiyorum. Çünkü ben de yaptığım haberler ve yazdığım köşe yazıları nedeniyle zaman zaman sosyal medyada benzer yorumlarla karşılaşıyorum.
Bir haber yayımlıyorum, bir yazı kaleme alıyorum. Daha konuyu araştırmadan, taraflarla konuşup konuşmadığımı bilmeden klavye başına geçenler hemen yorum yapmaya başlıyor.
Bilip bilmeden konuşan arkadaşlara soruyorum: Siz benim yaptığım haberi benim kadar araştırdınız mı? Haberin taraflarıyla ya da çevresindekilerle konuştunuz mu? Olayın perde arkasını öğrenmek için çaba gösterdiniz mi?
Hayır!
Peki, neye dayanarak hüküm veriyorsunuz?
Bir olayın bütün ayrıntılarını bilmeden, yalnızca gördüğünüz birkaç cümleye bakarak insanları suçlamak ne kadar doğru? Gazetecilikte de hayatta da araştırmadan, dinlemeden ve anlamaya çalışmadan verilen kararlar insanları haksız yere hedef hâline getirebilir.
Sosyal medyanın en büyük sorunlarından biri de bu. Herkesin söyleyecek bir sözü var ama ne yazık ki herkes söylediği sözün sorumluluğunu taşımıyor. İnsanlar bazen bir yorum yazarken karşısındakinin de duyguları, geçmişi ve yaşadıkları olduğunu unutuyor.
Biraz empati kurun. Biraz araştırın. Biraz da susup dinlemeyi öğrenin.
BU DÜNYA SADECE BİZİM DEĞİL!
Hepimizi Allah yarattı. Hayat dediğimiz şey imtihanlarla dolu bir yolculuk. Fikir senin, akıl senin, tercih senin… Günah senin, sevap senin.
Öyleyse neden başkalarının hayatını kendi ölçülerimizle yargılamaya bu kadar meraklıyız?
Bayhan’ın inancını sorgulamak kimsenin görevi değil. Aynı şekilde, bir insanın hayat hikâyesini bütün ayrıntılarını bilmeden eleştirmek de doğru değil. Eleştiri başka, hakaret başka; fikir belirtmek başka, insanları hedef göstermek bambaşka.
Ben, Bayhan’ın haberlerinin altına yazılan kötü niyetli yorumları kınıyorum. İnsanların inançları üzerinden aşağılanmasını, geçmişleri nedeniyle yargılanmasını doğru bulmuyorum.
Herkesin birbirine karşı daha hoşgörülü, merhametli ve saygılı olması gerekiyor. İnancımızı savunmak, başkasını incitmek anlamına gelmez. Kendi doğrularımızı anlatırken başkalarının hayatını karartmaya da hakkımız yok.
Unutmayalım; bu dünya yalnızca bizim değil. Farklı hayatlar, farklı düşünceler ve farklı inançlarla birlikte yaşıyoruz.
Bayhan’ın yaşadıklarını bilmeden hüküm vermeyin. Bir insanı anlamadan yargılamayın. Çünkü bazen bir cümleyle eleştirdiğiniz kişinin, hayatı boyunca nelerle mücadele ettiğini bilemezsiniz. Önce araştırın, sonra konuşun. Önce empati kurun, sonra yorum yapın. Her şeyden önce insan olun!