Türkiye’nin son 10 yıllık zamanında yaşanan Çiftlik Bank’tan Thodex’e, Seçil Erzan vakasından (Fatih Terim Fonu) Eylül-Ekim 2026’daki devasa borsa krizine finansal skandallar zinciri bize çok açık ve net yolunda gitmeyen ekonomik bir kirlenmenin, bazı kurumsal yönetim hatalarının ve hukuki bazı süreçlerde yaşanan aksamaların varlığını göstermiştir. Bütün bu yaşanan olaylar yalnızca ekonomik birer fakirleşme ve başarısızlık değil; toplumsal ahlak, adalet duygusu ve değerler sistemindeki derin bir topyekûn kirlenmenin ve çürümenin göstergesidir. Sadece sistemin yasal boşlukları değil, toplumun her katmanına yayılan "ne pahasına olursa olsun kazanma" hırsı ve paranın el değiştirme biçimi, o toplumun ahlaki, inançsal, ruhsal ve kültürel sağlık durumun da erozyona uğradığını göstermektedir. Son 10 yılda yaşananlar, Türkiye'de emeğin, alın terinin, sabretmenin, çalışmanın, eğitimin ve üretimin değerini yitirdiğini, yerine kısa yoldan zenginleşme ve siyasi güç merkezlerine yamanma kültürünün yerleştiğini üzülerek söylüyorum, açıkça göstermektedir.

Bütün bu dolandırıcılık ve finansal vurgun olayları, sosyo-ekonomik şartlardaki değişimleri, dijitalleşmenin korkunç yüzünü ve yatırım yapan insanların değişen psikolojilerini çok açık biçimde ortaya koymaktadır.

Çiftlik Bank (2016-2018)

Dijital oyun üzerinden sanal hayvan satışı; reel tarım ve hayvancılık yatırımı vaadi.

132 binden fazla mağdur, yaklaşık 1,1 milyar TL

"Tosuncuk" lakaplı Mehmet Aydın yurt dışına kaçtı, Interpol ile aranırken iade edildi ve yargılanması sürüyor.

Thodex Kripto Skandalı (2021)

Kripto para borsası üzerinden işlem derinliği vaadi, indirimli Dogecoin dağıtımı ve sistem kapatma.

Milyarlarca liralık (4 milyar TL) dijital varlık kaybı.

Şirket kurucusu Faruk Fatih Özer Arnavutluk’ta yakalanarak Türkiye’ye iade edildi, rekor hapis cezası aldı.

Seçil Erzan "Fatih Terim Fonu" (2023)

Banka şube müdürü eliyle, futbol ve iş dünyasının ünlü isimlerine yüksek getirili gizli/özel fon vaadi.

Yaklaşık 45-50 milyon dolar nakit para trafiği.

Erzan ve işbirlikçileri tutuklandı ancak konuya dahil olan ve çantalar dolusu para verip sonra da yüksek faiz beklentisi olan futbol dünyasının tanıdık simalarına hiç değen olmadı, adli süreç finans dünyasını derinden sarsarak devam etti.

Borsa Odaklı Fon Krizi (Eylül-Ekim 2026)

Sermaye piyasalarında kurulan Ponzi benzeri fon mekanizması; sığ hisselerin yapay olarak şişirilmesiyle hayali kâr üretimi.

18 milyar doları aşan fon büyüklüğü, 455 bin ile 500 bin arası bireysel yatırımcı.

85 tutuklu (aralarında holding sahipleri var), siyasi istifalar, adalet asla kimsenin yanına bırakmaz. Adalet olmazsa devlet güvenini kaybeder.

Yukarıda özetlemeye çalıştığım son birkaç yıla ait olaylara bakınca gözle görülen bir gerçek karşımızda. Bu meseleler ne ilk ne de son olacak gibi duruyor. Kimi zaman bir oyun üzerinden, kimi zaman henüz ne olduğuna dair elle tutulur hiçbir varlık olmayan kripto paralar üzerinden yapılan vurgun ve temizleme operasyonları , kimi zaman bankacılık güvenini kullanıp suistimal edenler ve daha fazla nasıl kısa yoldan köşe dönerim oynamak isteyenler, son önümüze gelen Junk Stock (Çöp Hisse) yoluyla konusunda uzman kişilerin, manipülatörlerin bazı hisse senetlerinin değerini olması gereken fiyatın çok üzerinde bir yerlere taşıyıp yüklü miktarlarda para toplama meselesi bu buz dağının görünen yüzü. Bu konuların hepsine iyi bakın. Ne değişti? Eskiden başarı; eğitim, liyakat ve yıllarca süren emekle kazanç ölçülürken neden şimdilerde hiçbir ahlaki değer hissiyatı kalmadı?

Bu sosyolojik bozulmanın sebeplerini tartışacak isek birinci madde lüks yaşamın, tüm insanlara her türlü kanallar ile gösterilmesi, dayatılması ve buna erişmek için tüm yolların kullanılabileceğini ve müdahale olduğunun topluma kabul ettirilmesidir. Sosyal medya fenomenlerinin, kaynağı belirsiz zenginliklerini göz önünde yaşayarak topluma dayatmasıyla, kitlelerde rasyonel çalışmayla hiçbir zaman elde edilemeyecek bir tüketim çılgınlığı ve hırsı tetiklenmiştir.

İkinci neden, kolay para kazanma arzusu. Çok kısa zamanda akılalmaz paralar ve onun getireceği lüks yaşam hayalleri. Yani terlemek yok, üretmek yok, az biraz konuya vakıf olmak yeterli, bir iki üst düzey tanıdık, ortalama bir zekâ, helal-haram kavramı zaten tümden ortadan kalkmış, başkalarının sırtından zengin olmak. Bu toplumsal rezaletin en acı kısmı işte bu. Bunları yapanlar ne yazık ki toplumun büyük bir kısmında zeki kişiler, işini bilen kişiler, iyi yapmış denilen kişiler. Bu nedenle de işin en toksik yanı ben de olsam ben de yapardım noktasına gelinen toplumsal çürüme, kültürel ve ahlaki erozyondur.

Toplumsal kirlenmeyi artıran ve besleyen en tehlikeli unsur, adalete duyulan güven ve inancın zayıflaması, hakkaniyetli cezanın çıkmaması veya da cezada gecikmelerdir. “Etkin pişmanlık yasası” evet iyi bir algıdır ancak yapılan-işlenen suçun üstünün örtülmesi anlamına gelecek bir sürece taşınmamalıdır. Ekranlarda her gün dinlediğimiz suç işlemiş kişilerin etkin pişmanlıktan yararlandığına dair haberler toplumda ceza algısını yerle bir etmektedir. Toplumda, büyük vurgun yaparsan bir kısmını yakalanınca geri verirsen ve bu yasadan yararlanırsan kurtarırsın veya üç beş yıl ceza alıp çıkarsın algısını düşündürmektedir. Suçun büyüğü ve küçüğü olmaz, suç suçtur ve cezası verilir düşüncesinin yeniden inşası şarttır.

Bu arada kimse enflasyon, ekonomik kriz falan demesin. Bunlar sürekli olan şeyler. İnanın bugün var yarın yok olacak şeyler. Kimse bunların arkasına saklanmasın. Ahlak dışı ve hukuk dışı hiçbir suçun sebebi bunlar olamaz.

Son yıllarda gördüğümüz devlet aklı ve yönetimi, yönetici olarak tüm kurumlara hem eğitimini hem de mesleki yeterliliğini yeterli gördüğü kişileri atamıştır. Ancak insan bulunduğu konumu ve oturduğu koltuğu bazen taşıyamayabiliyor. Yani aslında çok donanımlı ancak etkin karar vermekte insani yetenekleri sebebi ile başarılı olamayabiliyor. Gereken değişiklik hemen yapılıyor. Devlet aklı öyle birilerinin sandığı gibi görmeyen, duymayan, farkında olmayan, yapay zekadan anlamayan veya içi boş bir yapı değildir. Adalete olan güven, özellikle son iki yıllık süreçte çok sağlam ve hakkaniyetli bir temel üzerinden yeniden inşa edilmektedir. Sokakta bu çabaların karşılığı adalete olan güvenin hızla artması şeklindedir. Devletin bu son krizde "etkin pişmanlık" yoluyla milyarlarca liralık haksız kazancı tahsil etmesi adli bir başarıdır. Ancak, sistematik denetimler ile (SPK-MASAK takipleri) kriz çıkmadan önce erken müdahale kabiliyeti artırılmalıdır. Bu önleyici faaliyetler için gerekli altyapı güçlendirilmelidir. İlgili birimler arası iletişim çok daha üst seviyeye taşınmalıdır. Sorumluluk verilen kişilerin konusu ile ilgili karar alma ve uygulama yetkisi genişletilmelidir. Sayın Cumhurbaşkanının ve özellikle Adalet Bakanının bu konuda gerekeni yapacağını biliyoruz, halkımız da buna inanıyor.

Paranın gücü, tüm toplumsal, hukuksal, inançsal, ahlaksal, devletsel, milletsel, gelenek görenek kuralları ve değerlerinin üstünde yerini almıştır. Bu çok tehlikelidir. Bu çürüme ve denge kaybı hepimizin el birliği ile bu hale gelmiştir. Kontrol edilemediği ve dizginlenemediğinde yarın başka birileri başka isimler altında yeni finansal manipülasyonlar ve vurgunlar yapacak ve bu iklim milletin devlete olan inancına zarar verecektir.

Adalet mülkün temelidir.