Hayat denen şu büyük şölende hiçbirimiz ölüm gerçeğini üzerimize almıyoruz. Sanki o hep ‘başkalarına gelecek de bizim semtimize hiç uğramayacakmış’ gibi yaşıyoruz. Oysa gelen hep o, giden ise biz oluyoruz. Farkında mısınız dostlar; şu iki ay içerisinde sadece Kovid-19’dan bugüne kadar hayatını kaybedenlerin sayısı, yurtdışındaki vatandaşlarımızla birlikte 4000’i geçti. Kıymetlilerimiz; eş-dost, tanıdık simalar, hoşça kalsız vedalarla sessizce teker teker gidiyorlar. Ölüm her ne kadar bizlere kekremsi gelse de ölümün saati yok!  Her canlı ölümü tadacak ve herkes ölünce uyanacak…

Dostlar bazen hayat bir fotoğraf karesine ne kadar büyük geliyor değil mi? Sanırım artık nerden gelip nereye gittiğimizi ve burada ne için bulunduğumuzu sorgulamamızın vakti geldi. ‘Her ne kadar ölüm ara renkleri iptal etse de unutmayalım ki hepimiz bu dünyada birer yolcuyuz…’ Ve bu kadim gerçek bizim gibi bütün canlıların tartışmasız kaderidir. Burada önemli olan bunların farkında olmaktır. İmam Rabbani Hazretleri dünyayı tanımlarken “Dünya nedir bilir misin? Kadın, oğul, mal, şan, şöhret, liderlik, eğlence ve oyun gibi seni Hak’tan uzaklaştıran ve O’na ulaşmanı engelleyen her şey dünyadır.” buyurarak içinde yaşadığımız bu fani dünyayı çok güzel bir şekilde özetlemiştir. Hayat ile ölüm arasında asla arafta kalınmazmış! Dünyanın geçici süsleri sakın ha bizleri aldatmasın. Bir yolcu hüznü ile hızla gelip geçiyor ömrümüz. Hepimiz bu dünyaya uğrayıp geçecek birer misafiriz. Hiç kimse bedenlerin çürüdüğü, mermerlerin eridiği bu yalan dünyada temelli kalacağını ve hep yaşayacağını falan sanmasın. Emanetçiyiz bir kere hepimiz. Bu dünyadan neyimiz var, neyimiz yok ise hepsini bir gün burada bırakacak ve sadece ‘birkaç metrelik sessizlik kumaşı ile sonsuzluk yolculuğuna’ uğurlanacağız.  O da kısmet olursa tabi ki…

Hayatın en karanlık sırrı, ölümün o buz gibi serinliği gelmeden ve henüz vakit de varken gelin hep beraber dünya ile olan irtibatımızı yeniden bir gözden geçirelim. Dünya malını kendine kıble yaparak, hiç ölmeyecekmiş gibi bitmek tükenmek bilmeyen bir hırsla dünyalık yarışına girmek bize yakışmaz. Mevcut yaşantımız maalesef bizleri hak ve hakikat yolcusu olarak pek vasfetmiyor. Sanki bu dünya ebedi bir hayat, biz de ebedi olarak burada kalacakmışız gibi yaşıyoruz. Oysa Fahri Kâinat Efendimiz (sas) “Dünyada sanki bir garip veya bir yolcu gibi ol ve kendini kabir ehlinden gör!’’ diye bizlere buyurmamış mıydı? Elbette insanda dünya sevgisi, yaşama sevinci fıtrî bir durumdur. Ve dahi ahiret saadeti de dünya hayatında elde edilir. Bu açıdan dünya aslında bir fırsat yeridir. Ahiret saadetinin elde edilebilmesi için dünyanın terk edilmesi gerekmez. Dünyada refah içinde yaşanarak da ahiret mutluluğu elde edilebilir. Cenab-ı Allah kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de ” O tövbekârlar, ibadet edenler, hamd edenler, dünyada yolcu gibi yaşayanlar, rükûa varanlar, secde edenler, iyiliği teşvik edip kötülükten alıkoyanlar, Allah’ın sınırlarını gözetenler; müjdele o müminleri! (Tevbe. 112) buyurarak nasıl yaşayıp mutlu olacağımızı bizlere açıkça belirtmiştir.

Ez cümle demem o ki kıymetli dostlar; zaman yıkıcı, dünya geçicidir. Yolculukların en güzeli de kendi içimize doğru yaptığımız yolculuktur.  Haydi, bu güzel yolculuk için ilk iş olarak önce şu yakamıza yapışan kötülüklerden ve günahlardan bir vazgeçelim. Sonra da içerisinde bulunduğumuz şu mübarek Ramazan ayına şöyle sıkıca bir tutunalım. Ve son olarak da kalbimizin dirilişine vesile olacak ‘Kuran ve Sünnet’ elbisesini tüm hayatımıza giydirip bir güzel arınalım.  Rabbim hepimizi yolcu olduğunu bilip bu dünyadan hakkıyla yolcu olanlardan eylesin inşallah…

Yazıma bozkırın tezenesi ile son veriyorum.

Selametle…

Bir anadan dünyaya gelen yolcu

Görünce dünyaya gönül verdin mi

Kimi böyü kimi böcek kimi kul

Merak edip hiçbirini sordun mu

Vade tekmil olup ömrün dolmadan

Emanetçi emanetin’ almadan

Ömrünün bağının gülü solmadan

Varıp bir canana ikrar verdin mi