Rahmetli Bünyamin Ateş, gerçekten “mümtaz bir şahsiyet”ti. İmanla kabre giren, “muttaki bir mümin”di. “Denî ruhlu”lara inat, taassuptan uzak bir kişiliğe sahip, pek sabırlı biriydi. Muhatabını sonuna kadar dinler, icabında da taşı gediğine kordu. Geçtiğimiz haftalarda, Rahmet-i Rahman’a kavuşan Bünyamin Ateş’in cenaze namazına rahatsızlığım sebebiyle katılamamıştım. Büyük kıymet verdiğim müstesna insanlardan birinin cenaze namazına iştirak edememenin verdiği hüzünle, “Nasip!” diyebildim. 

Bazı zamanlarda kendisiyle Arnavutköy’e gider, “hakikat dersi”ni dinlerdik. Müdakkik biriydi. Okuduğunu çok iyi tahlil ve analiz eder, anlattığı meseleyi, muhatabın beynine vazıh bir şekilde yerleştirirdi. Kendisiyle müzakere ettiğim bir konuyu, not defterime şu şekilde kaydetmişim: 

RİSÂLE-İ NUR'DA MEVÂLÎ KİMLERE… VELÎ KİME DENK DÜŞÜYOR?..

Üstad Bediüzzaman'ın eserlerine ebced ve cifir hesapları yanında bazı şifreler koyduğu ince bir nazarla bakıldığında ancak müşahede edilmektedir.

Yirmi Altıncı Lem'a'nın (İhtiyarlar Risâlesi) başında şöyle bir kayıt vardır: "Şu Lem'a Yirmi Altı Rica'dır." Sayıp bakalım öyle midir? Hayır, 10 eksiği ile 16 Ricâ'dır. Üstelik On Beşinci Ricâ'ya Üstad tarafından şöyle bir Hâşiye düşülmüştür:

"Hâşiye: Nur'un te'lîf zamanı üç sene evvel bitmiş olmasından, bu On Beşinci Rica, ileride bir Nurcu tarafından İhtiyarlar Lem'asının tekmîline -te'lîfin- me'haz olmak üzere yazıldı."l

"Lemalar, s. 404)

Feyâlelacep. Demek Üstad'dan sonra bir zat tarafından 10 Ricâ daha te'lîf edilerek bu lem'a 26 Ricâ'ya tamamlanacak. Bekleyelim, görelim. Rabbimiz bu şerefli görevi kime ihsan edecek?

Bu Lem'a'daki garabet bununla da bitmiyor. İsterseniz elinize mealli bir Kur'ân-ı Kerîm alın. Bu Lem'a'nın başında Meryem Suresi'nden bir iktibas vardır. Ancak iktibas eksiktir. Ya bu eksiklik lihikmetin Üstad'dan kaynaklanmıştır veyahut bu şifre harici bir el tarafından kaybedilmek istenmiştir.

Eserin kaleme alındığı tarihte Üstadın te'lîf vazifesi biteli üç yıl olmuştur. Uğruna hayatını feda ettiği davasını emin bir ele teslim etmek istemektedir. Bu arayış içinde talebini Meryem Suresi'nin başındaki o âyât-ı beyyinâtın sadefinde Rabbine arz etmiştir:

1. Kâf. Hâ. Yâ. Ayn. Sâd.

2. (Bu,) Rabbinin, Zekeriyya kuluna rahmetinin anılmasıdır.

3. Hani o, gizli bir sesle Rabbine niyaz etmişti:

4. Rabbim! dedi, benden (vücudumdan), kemiklerim zayıfladı, saçım başım ağardı. Ve ben, Rabbim, sana (ettiğim) dua sayesinde hiç bedbaht olmadım.

Buraya kadar ki ayetler Zekeriyya Aleyhisselamın duasının arz kısmıdır. Talep ve cevap kısmı ise 5. âyetten 9. âyete kadardır. Zekeriyya (as) gibi, Üstadın da davasını emanet edeceği vârislerinden korku ve endişesi vardır. Endişe ve korkusunu âyetlerin sadefinde şöyle dile getirmiştir:

5. Doğrusu ben, arkamdan iş başına geçecek olan yakınlarımdan endişe ediyorum. Karım da kısırdır. Tarafından bana bir veli (oğul) ver.

6. Ki o bana vâris olsun; Ya´kub hanedanına da vâris olsun. Rabbim, onu rızana lâyık kıl!

Üstad yine ilgili Lem'a'nın başına konmayan âyât-ı beyyinâtın diliyle cevabını alıp rahatlamıştır:

7. (Ellah şöyle buyurdu:) Ey Zekeriyya! Biz sana bir oğul müjdeleriz ki, onun adı Yahya´dır. Daha önce ona kimseyi adaş yapmadık.

8. Zekeriyya: Rabbim! dedi, karım kısır olduğu, ben de ihtiyarlığın son sınırına vardığım halde, benim nasıl oğlum olabilir?

9. Ellah: Öyledir, dedi; Rabbin: O bana kolaydır. Daha önce, sen hiçbir şey değilken seni de yaratmıştım, buyurdu.

Şimdi yaşanan olaylar zinciri perspektifinde bir düşünelim. Üstad Bedîuzzaman'ın davasını emanet etmekten korkup çekindiği "MEVÂLİ" kimlerdir? Davasını emanet ettiği "VELÎ" kimdir? Üstadın talebelerinden birinin soyadı ile Hz. Yahya (as) arasında bir irtibat kurulabilir mi?

Selam ve dua ile…

Fiemanillah.